HAFTANIN YAZISI
DOĞU-BATI ÜZERİNE KISA BİR TAHLİL
“ İnsanlığın başından günümüze kadar yaşanan hadisat göstermiştir ki toplumların ve devletlerin hayat ve kaderleri insanların hayat serüvenlerine benzer. İnsanın doğumundan ölümüne kadar yaşanan süreçler toplum ve devletler içinde geçerlidir. Bu nazariyeyi İbn Haldun’un devlet teorisinden biliyoruz lakin burada karşımıza çıkan nokta toplumun ve onu temsil eden devletin olumlu veya olumsuz manada değişimi tekamülü kendi elinde midir yoksa tesadüfi midir?

GÖZDEN KAÇMASIN

İnsanın iç dünyası kocaman bir alem. Sürekli hisler üretiyor. Bu hissiyatın tepkileri kimi zaman dışa yansıyor kimi zaman da yutkunuluyor. Çalkalanıp duruyor insan med-cezir gibi. Hislerimiz insanı geliştiriyor. İnceltiyor ve derinleştiriyor. O hal üzerinde kaldığımız sürece farklı dehlizlerde yol alıyoruz. İnsan olmanın ve farklı yönlerimizi keşfetmenin mutluluğu bizlere eşlik ediyor. Bazen de maddi dünyaya ağırlık verdiğimizden olmalı ki, içselleşmeye ihtiyacımız olduğunu dahi unutuyoruz. Oysa bir dilenci gibi talepkâr olmamız gerekmiyor muydu içsel yönümüzün zenginliğini keşfetmek için? Duygumuzun, ruhumuzun ve aklımızın ihtiyaçlarını karşılamak için daha yoğun çabamız olması lazım değil miydi? Bedenimizin bunca doygunluğu ile hantallaştığımız kafi değil midir artık?

Ben Mantıkuttayr’ı dinlerken ağlayacak gibi oluyorum. İnsanın bu kadar yüce gösterilmesi büyük bir yanılgı mı yoksa? İnsan bu kadar hiçken nasıl da kibirli! Bugün bir yoldan geçiyordum, kitapta anlatılan laleler, nergisler, ay, gökyüzü, hava, nefes. Şöyle etrafıma baktım. Giderken arabaların binaların içinden geçtiğimi düşünüyordum, dönerken ağaçların, gökyüzünün, havanın. Buradan melekler geçmiş işte dedim. Allah var etmiş, ben geçmeden önce. Üstelik senin için bile değil. Ol demiş Sultan, olmuş. İşte ispatı. Bu geçişin eteklerinin uçları çiçekler sermiş topraklara. Ağaçlar boy atmış bu rahmetle nefeslenip. Yani oluyorsa bir şey, bir halin bir durumun içinden geçiyorsa insan Allah o hali, o durumu insan oraya gelmeden yaratmış oluyor. Sen yeni geldin diye kızma; aceleye gelmedi hiçbir şey. Ya da hiçbir şey üstünkörü yaratılmadı. Tüm evren kenarı köşesine denk getirildi. O evrenin içine doğdu insan. Bir damla gibi. Bir su damlası.

Ağzından taşanlarda kesilmişti nefesim, kapıyı çarpıp çıktığında… duymadığın mahcubiyetinde, kendime mahcup oldum. Tazarrular ettim. Senden bana özürler dizip boynuma astım. Arı duru duygularımı yanlışa çıkaran bozgununda, dizdiklerimden kopup dağıldım. Gelmedin. Yeniden toparlandım, kapı arkasında hazır el pençe divan durdum, yine gelmedin.

Küçük olaylar ve büyük hissiyatlar ile nakış nakış işleniyorduk. Hayatın koşturmacasında sakinleşip etrafımıza farkındalık gözüyle bakmazsak, ömür sermayesi tekdüze bir şekilde tükenip gidiyor.
Her anımız gaflet içinde geçtiği halde rızkımız kesilmiyor. Şükretmeyi unuttuğumuz, günah işlemekten çekinmediğimiz, kalp kırmayı adet edindiğimiz ve hatta bunun farkında bile olmayıp umursamadığımız günler, bir kum saati gibi akıp gidiyor. Peki, ben bunları sayarken fark ettiniz mi? Günahsız tek bir kul olmadığı ve hatalarımızda ısrar ettiğimiz halde bizi rızıklardan geri bırakmayan, bizi hep affeden Allah’ın hangi isimleriyle nasipleniyoruz? Rızık veren Ya Rezzâk, her günahımıza rağmen bizi bağışlayan El-Gaffâr…

Bir damlaysan, yukarı çıkmak için önce yerde pişmişsindir.
Piştikçe hafiflemiş, rüzgârlara revan olmuşsundur.
Ama durmamışsındır.
Fark etmemiş olabilirsin belki, ama yükseldikçe dolmuşsundur içten içe.
Ağırlaşmış, koca bir bulutun parçası olmuşsundur.

Biliyorsunuz Hz. Nuh a.s. vefatından önce yerine oğlu Sam’ı vekil olarak bırakmıştı.
Şöyle bir babadan oğula soy ve silsile tablosu yapacak olursak:
NUH—SAM—İREM—AVS/US—AD—HALUD/CALUD—REBAH—ABDULLAH—HUD/ABİR
Kur’a-ı Ker’im de ki sıralamaya göre Hz. Nuh a.s.’dan sonra peygamber olarak Hz. Hud a.s. anılmaktadır. Bu iki peygamber arasında başka peygamber varmıydı onu bilmiyoruz. Ama Kur’an dan bir şey öğreniyoruz: Mü’minun suresi 31. Ayette ve Araf Suresi 69. Ayette Hz. Nuh a.s.’dan sonra Hz. Hud a.s. anlatılıyor. Arada belli bir süre olsa da, yıllar asırlar geçmiş olsa da biz Kur’an bilgisi ile hareket ettiğimiz zaman Hz. Nuh a.s.’ın arkasına Hz. Hud a.s.’ı iliştirerek anlamak durumundayız.

Yüze bakıldığında kırışıklık dahi görülmeyenlerin ruhlarının çürüyor olduğu çağda düşüncelerin yaşlanıyor oluşuna çok kez şahit olduk. Yaşlarıyla değil de yaşadıklarıyla çöküşe geçen onlarca insanların arasından geçip gidiyoruz hissetmeden. Peki sayılarla yapılan analizlere dayanarak gruplara ayrılmış çoğu insanları ruhlarına göre nasıl kategorize edeceğiz.

“Ne olduysa bende izini bırakabilir; ben artık o izlerden kaçmıyorum. Çünkü büyümek, dışarıya değil, insanın kendi karanlığına tutulan bir kandille başlıyormuş.”

Düşünen çok deliren yok!
Çok büyük bir boşluk var
Şüphe soru sormuyor
‘Akıl’ var ama boşlukta var
