• Veysel Taner Uçar

HAFTANIN YAZISI

Marazi Duygular

İnsanın iç dünyasından dışa yansıyanlar her zaman ulu orta olmamakta! Kalp, ruh, ahfa, hafi ve nefs gibi tarifi yapılan manevi cihazatların özelliğinden yansıyan tüm duygular düşünüldüğünde; hepimiz de biraz marazilik söz konusu olduğu bir vakıa. Belki de davranış bozukluklarının temelindeki ana unsur, bu yönlerimizi dengeleyemediğimizden kaynaklanıyor. Hatta bunların gıdalarını veremediğimizden, ihtiyaçlarını tespit edemediğimizden bir yönümüz hep sakat kalmaya mahkûm oluyor. Kendini bilmeme eksikliğine bağlı olarak her şeyi bildiğini sanan insan “karanlığa taş atmağa” devam ediyor…

GÖZDEN KAÇMASIN

Aralıksız bir şekilde hayatımızdan şikâyet ederken, sorsalar hepimiz Allah’tan razı olduğumuzu söylüyoruz. Olanda bir hayır olduğunu bildiğimizi söylüyoruz dertlerimizi anlatırken. Başkalarını kıskanırken, aslında onlarda değil, bizde olması gerektiğini ima ediyoruz. Çocuklarımızın başarılarını bizden, başarısızlıklarını diğer kullardan biliyoruz; kaderi hiç araya katmadan.

Ve razıyız diyoruz tüm bunlara rağmen, hiç utanmadan.

Gecenin karanlığında ormanın ortasından geçen dar asfalt yol ikimizi de ürkütmüştü. Bir aksilik çıkar da bu ıssız ormanın ortasında kalırsak diye içten içe korkuyorduk. Hata benimdi; navigasyondan daha kısa görünen yolu seçmiştim. Hayatta kestirme yol diye yapılan tercihler ne zaman felaha çıkarmıştır ki bu gün çıkarsın! Öfkeliydim kendime ama bunu dışarı vurup da Betül’ü daha fazla endişelendirmek istemiyordum.

Kayıp gitmek demişken, insanın gerçekleşmeyecek ihtimaller uğruna kendini tüketmesi ne kadar acı bir şeydi. Günler geçtikçe her şey değişiyor, insanlar değişiyor, umutlar bile başka bir şekle bürünüyordu. Peki ya gelecek? Herkesin peşinden koştuğu o gelecek tam olarak neydi? Bir ev mi, bir iş mi, mutlu bir aile mi? Yoksa sadece bugünün sıkıntılarından kaçmak için kurduğumuz bir hayal miydi? Bu düşünceler arasında kaybolmuşken tren çoktan yol almıştı. Bir süre sonra ince bir ses duydum. — Mendil alır mısınız?

Yaşı müsait olanlar hatırlar. İftar öncesinde, akşam ezanından hemen sonra, TRT ekranlarında, açan rengârenk türlü çiçeklerin görüntüleri eşliğinde, “davudi” bir sesle okunurdu bu dua. Sanki iftarın mütemmim cüzüydü. O kadar içimizi ısıtan, o kadar şiirsel, o kadar anlamlı bir duaydı ki 2005 yılında TRT yönetimi tarafından kaldırılınca derin bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Gerçek kaldırılma sebebini -her neyse- bir türlü öğrenemedim.

Ve yine geldim. Bekliyorum. Söz verdiğim gibi. Ama az daha gelemiyordum. O saçma Ankara trafiği yüzünden hep. Bir yol kapanınca her yol kapanır mı bir şehirde. Neyse geldim işte. Hava biraz soğuk yine Ankara’ da. Üşümek de demeyelim de biraz serinceyim. Gerçi sana kalsa donarsın. E tabi sen sıcak iklim seversin. Bilmez miyim? Ama soğuk iyidir. Beni dinç kılıyor. Biliyorsun seviyorum soğuğu. Kafam ve vücudum dinç kalıyor ya iyi ki bu soğuk var diyorum. Şuna bak kat kat giyinmişler. Ne kadar komik geliyor bazen bu bana. 

Hz. İbrahim a.s.’ın yaşadığı toplumda Azer gibi yüzlerce insanın olduğunu düşünürsek Hz. İbrahim a.s.’ın işinin ne kadar zor olduğunu daha iyi kavramış oluruz. Hatırlarsanız O devrin insanlarını onbeş madde ile sizlere anlatmaya çalışmıştım. İşte Hz. İbrahim a.s.’ın kavmi her türlü anlamda, yani sosyal anlamda, kültürel anlamda ve dini anlamda zor bir kavim ve Hz. İbrahim a.s. böyle bir kavme karşı mücadele verdi. Hz. İbrahim a.s. her türlü zorluğa rağmen gördüğü karşılık ne kadar ağır ve sıkıntılı olursa olsun istikametten asla şaşmadan görevini asla aksatmadan bir peygamber olarak, bir davetçi olarak, bir tebliğci olarak kendisinden beklenen ne ise onu yerine getirdiğine şahit oluyoruz.

İncindiğin yerden incitmemenin nahifliğini barındıranların sevilmediği yerler burası. Zulme zulm, nefrete nefretle cevap vermek gerekir gözüyle bakılıyor. Tam olarak çağın modasına uymak gerektiğini de savunuyorlar ve fakat günün sonunda hüzne kapılırken yürekleri bunun tam tersini düşünmeye başlıyorlar. İnsanoğlu tam bir çelişkiler dünyası! Bazı zamanlar “var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun,” sözü geliyor aklıma. İşte aradığım söz tam olarak bu; “var mısın” ve “yok olmaktan korkuyorsun!” her ikisinin içine hapsolmuş yaşamaya çalışan benliğe tam olarak sıkılıkla sorulması gereken soru bu! Korktuğun dünyaya tek bir kelam ile başkasının varlığına yok etme çabasına girmek hangi aklın ispatı? Halbuki dümdüz yaşayıp göçecektik, ne ara bu kadar zalimleştik?

Öyle insanlar tanıdım ki kahkahalarıyla bir odayı doldururken, geceleri kendi sessizliğinde boğuluyordu. Çünkü güçlü görünmek, bazen mecburiyettir. Hayat kimseye uzun uzun kırılma lüksü tanımaz. İşine gidersin. İnsanların gözlerinin içine bakarsın. Gülümsersin. “İyiyim.” dersin. Oysa insan, en çok “İyiyim.” derken yorulur.

Son zamanlarda klişeleşen bir ifade olan ‘Olmasaydı olmazdık ‘ sözünün işaret ettiği öznenin kim ve ne olduğuna göre bu sözün ifade ettiği anlam kastı mahsusuna göre, söyleyenin niyetine göre değişir. Zira bu sözün gizli öznesinin kim ve ne olduğu tarihin bilinemeyen derinliklerine kadar uzar gider. Gerçek şudur ki bu sözün hakiki muhatabı ilk sebebin failidir. 
…
…