ÖNSÖZ

You are currently viewing ÖNSÖZ

            Bu yaşıma kadar gerek eğitim aldığım kurum ve sistem aracılığı ile gerekse kendi çabalarımla merak ettiğim birçok konuyu farklı farklı kaynaklardan okudum ve iyi kötü bazı bilgiler edindim. Bunların içinde etkisinde kaldıklarım da oldu, hiç umursamadıklarım da oldu. Ama bu güne kadar okuduklarımdan çıkardığım tek bir sonuç var: Dünya var olduğu o ilk günden bu yana; ki bilim adamları buna BİG BANG diyor, tarih bize her yönüyle ya yanlış anlatılmış, ya da hiç anlatılmamış. Kendi içimde buna başka bir açıklama yapamıyorum.

            Din, siyaset, coğrafya, ekonomi, kültür… Yani hayatımızı şekillendiren her alanda var olan tarih, gerçek manada benim ve benim gibi milyonlarca insanın bildiği bir tarih değilmiş. Bize anlatılan tarihin “içeriği ne olursa olsun (Din, siyaset, coğrafya, ekonomi, kültür…)” bizlere kattığı tek şey her birimizin içinde farklı farklı kahramanlar oluşturmaktan öteye gidememiş oluşudur.

            Tarihi hep parçalara ayırmışız:

  • Dinler Tarihi
  • Selçuklular Tarihi
  • Ekonomi Tarihi
  • Siyaset tarihi…

Bu liste daha da uzar. Aslında baktığımızda hepimizin içinde gereksiz bilgi kirliliği oluşmuş. Yanlış anlaşılma olmasın, bu güne kadar yapılan araştırmaların çoğu çöptür, ya da araştırmacıların çoğu gereksiz işlerle uğraşmıştır demiyorum. Hepsinin ayrı ayrı emekleri var. Hepsinin yaptığı çalışmalar kendi kulvarında muazzam eserler olduğu muhakkak. Ama günümüzde bu işler öğle bir hale geldi ki, ateist ya da deist bir profesör, peygamberleri tarihte geçen bir medeniyetle ilişkilendirip dini zedelerken kendini müçtehit bir din alimi olduğunu iddia etmesi bana biraz tuhaf geliyor. Başka bir profesör dinler arası diyaloğa “evet” diyebiliyor. (Kaç tane din var ki aralarında diyalog olacak. Din tektir o da İslam dinidir.)

İşte bu yüzden bende kibrimden ve nefsimde Allah’a sığınarak var olan ve benim ulaşabildiğim tüm belgelerle bu sohbeti kaleme aldım. Onaylarsınız, siz bilirsiniz. Onaylamazsınız, Gene siz bilirsiniz. Ben kaynaklara dayanarak yazdım. Vebal onların. Gerisi Allah-u Alem.    

GİRİŞ

NEDEN PEYGAMBERLER TARİHİ

Allah nasip ederse inşallah bu yazı serimizle siz okuyucularımızla beraber çok önemli bir ders dönemine giriyoruz. Neden ders dedim? Çünkü bu süreç içinde öğle şeyler öğreneceğiz ki, hepimiz çok önemli dersler alacağız düşüncesindeyim. Eğer bu derslerden öğrendiklerimizle amel edebilirsek inanın hepimizin ahireti şu andakinden çok daha iyi olacak inşallah. Tabi şu anda ahiretteki derecemizi bilemiyorum. İleride derecemiz ne olur onu da bilemem. Allah’u Alem. Yani Allah bilir. Biz sadece Allah’ın bizden istediği kulluk vazifelerimizi harfiyen yerine getirmekle mükellefiz. Bizler kul olarak sadece umarız. Gerisi Allah’ın takdiri.

Bizlerde bu günden itibaren ideal bir kul olma yolunda uzun süreli bir yolculuğa çıkacağız. Bu yolculuğumuzda, dünyanın yaratılma aşamasından kısaca bahsedip asıl konumuz olan Hz. Adem a.s.’dan günümüze kadar peygamberler tarihi ve sier ile Evliyalar tarihini inceleyeceğiz.

            İçinizden bazıları

—“Bizim bunlara ne ihtiyacımız var. Biz namazımızı kılıyoruz, orucumuzu tutuyoruz, e hacca da gittik çok şükür. Elli yaşından sonra bana ne lazım bu kadar ilim”

Diyenler olacaktır. Unutmamak gerekir ki zararın neresinden dönersek kardır. Daylemi’nin Hz. Ali r.a. dan naklettiği bir hadiste peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:

—“İki günü eşit olan zarardadır.” (Aliyyulkari, bu hadise “el-Mevduatu’l-Kübra” adlı eserinde yer vermiştir. İmam Gazali – İhya, 4/335, Zeynu’l-Iraki de bu hadisin kaynağı Abdulaziz b. Ruvvad’ın rüyası olduğu belirtmiştir.(Tahricu Ahadisi’l-İhya, -İhya ile birlikte-, a.g.y)

            Yani bu gün yaptığımız ameller dün yaptıklarımız ile fiili ve miktari olarak aynı ise zarardayız. (Tabi burada bahsedilen hayırlı ameller, şer ameller değil.) Amelimizi arttırmalıyız ki Cenab-ı Allah’ a olan yakınlığımız o denli kısa olsun. Nefsimizi daha kolay terbiye edelim. Hem dünyamızı hem de ahiretimizi kurtarmış olalım.

            Bu yolculuğumuzu beş ana başlık altında sürdüreceğiz inşallah:

  1. Siret-i Enbiya (Peygamberler tarihi)
  2. Siret-i Nebi (Hz.Muhammet a.s. hayatı)
  3. Tabiin Dönemi (4 Halife ve Sahabe dönemi)
  4. Tebe Tabiin Dönemi
  5. Evliyalar tarihi

Sıralamadan da anlaşılacağı gibi ilk önce Siret-i Enbiya dan yani peygamberler tarihinden başlayacağız inşallah. Tabii Peygamberler Tarihine başlamadan önce bilmemiz gereken bazı terim ve kavramlar var. Bunların başında Nübüvvet – nebi ve resul geliyor.

Nübüvvet nedir? Nebi kimdir? Resul kimdir? Ve aralarında ne gibi fark vardır. Bunları bir görelim isterseniz…

Nübüvvet:

Akıl sahibi kulların, üzerlerindeki dünya ve ahiret işleri hakkında, Allah ile kulları arasında yapılan Elçilik demektir.

Nebî:

Kendisine, Melek tarafından vahiy veya kalbine ilham olunan, ya da, salih rüya ile uyarılan zât demektir.

Resul:

Resul olması haysiyeti ile Nübüvvet Vahyinin fevkında özel bir Vahiy ile üstün kılınmış olan ve kendisine Cebrail Aleyhisselâm’ın, Allah tarafından özel olarak indirdiği Kitap ile Vahiy etmiş olduğu, Yüce Allah’ın hükümlerini, halka, tebliğ etmek üzere gönderdiği Kâmil İnsan, demektir.

Bunun için “Her Resul, Nebî’dir; fakat her Nebî, Resul değildir.” denilmiştir. Hz. Muhammed a.s. hem Nebî, hem de Resul idi. Bununla ilgili en güzel delil Ahzap Suresi 40. Ayeti kerimesidir. Yüce yaratan bu ayette mealen şöyle buyurmaktadır:

—“Muhammed, adamlarınızdan hiç birinin babası değildir. Fakat (O) Allah’ın Resulü ve Nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzap Suresi 40. Ayet)

Gene Kur’an-ı Kerim de yer alan Araf suresi 158. Ayeti kerimede Yüce Yaratan konuyu şöyle bildiriyor:

—“De ki; ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah’ın resulüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O’dur. Bundan dolayı gelin, Allah’a ve resulüne iman edin. Allah’a ve Allah’ın bütün kelâmlarına iman etmiş bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidayete erebilesiniz.” (Araf suresi 158. Ayet)

Görüyorsunuz ki Cenab-ı Allah kitabında peygamber Aleyhisselatü vesselam efendimize gerek kendi hitap ederken, gerekse insanlara kendini tanıtması manasında “Resul” diye hitap ediyor. Tabi bu ayetlerin dışında daha birçok ayette aynı konu geçmekte ama şimdilik bizim için bu iki ayet yeterli olacağı kanaatindeyim.

Bazı İslam tarihî kaynaklara göre peygamber efendimizin resul olması şöyle anlatılmaktadır:

—Cebrail a.s. Hz. Muhammed a.s.’a ilk defa gelip Alak Suresi’nin ilk beş ayetini Vahy ettikten sonra, gündüzün, yerle gök arasını dolduran bir insan suretinde görünerek:

—“Yâ Muhammed! Sen, Allah’ın Resulüsün! Ben, Cebrail’im!”

Diye hitap etmiştir. Gene aynı kaynaklarda anlatıldığına göre Eshab-ı kiramdan Câbir b. Abdullah:

—“Peygamber Aleyhisselâm, özel olarak Kendi Kavmine, genel olarak ta, bütün insanlara gönderildi.”

Demiştir. Peygamberimiz Aleyhisselam da, Peygamberliğini, Abdülmuttalip Oğullarına açıklarken:

—“Ey Abdulmuttalip Oğulları! Ben, özel olarak size, genel olarak ta, bütün insanlara gönderildim!”

Buyurmuştur.

Burada da görüyoruz ki Peygamber efendimizin Resul oluşu ona Vahiy yolu ile bildirilmiştir. Çünkü Yüce Allah peygamberlerine emirlerini Vahiy yolu ile Cebrail Aleyhisselam aracılığı ile bildirir. Bu vahiylerin değişik şekillerde de bildirildiği olmuştur. Hepimiz vahiylerin sadece Cebrail a.s. tarafından iletildiğini düşünüyoruz. Çünkü onun vahiy meleği olduğu biliyoruz. Ve buna iman ediyoruz. Evet bu bilgi doğrudur. Ancak Yüce Allah emirlerini peygamberlere sadece Cebrail a.s. aracılığı ile bildirmez. Cenabı Allah peygamberlerine emirlerini 7 şekilde bildirmiştir:

1-UYKUDA GÖRÜLEN RÜYA İLE:

Bakın kardeşlerim buna en güzel örneği Saffat suresi 102. Ayet-i kerimede görüyoruz. Bu ayette yüce Allah şöyle buyuruyor:

—“Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: “Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?” dedi. Çocuk da: “Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.” (Saffat suresi 102. Ayet)

Burada da gördüğünüz gibi, Hz. İsmail a.s. hakkındaki İlâhî emir, Hz. İbrahim a.s.’a rüyasında verilmişti. Peygamberlerin gözleri uyusa da kalpleri asla uyumaz. Peygamberimiz Aleyhisselatüvesselam bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur:

—“Ey Ayşe benim gözlerim uyur, kalbim uyumaz. Bana ey Muhammet gözlerin uyusun, kulağın işitsin, kalbin ezberlesin buyuruldu.” (Buharî, Menakıp, 24; Müslim, Babu salati’l-leyl)

2-) DİREK KALBE İLETİLEN VAHİY:

            Vahiy edilecek Kelâmın, Melek, görünmeksizin Peygamberlerin kalbine buyrulmasıdır.

            Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde bu konu işe ilgili şöyle bahseder:

—“Hiç şüphesiz, Rûhul kudüs (Cebrail Aleyhisselâm), kalbime, şunu ilka ve Vahiy etti ki: “Hiç bir nefs, Eceli dolmadıkça, rızkını, tamam olarak almadıkça, ölmez! Öyle ise, Allah’tan sakınınız da, onu, güzel ve meşru’ yollardan arayınız! Helâl olanı, alınız! Haram olanı, bırakınız! Rızık, gecikirse, onu, Allah’a mâsiyetle elde etmeğe kalkışmayınız! Çünkü Allah katındaki şeye, Allah’a itaatin başkası ile nail olunamaz!”

3-) CEBRAİL A.S. TARAFINDAN İLETİLEN VAHİY:

            Vahiy Meleğinin, insan suretine girerek Vahiy edilecek şeyi, bir insanın, bir insana tevdi edişi gibi, Vahiy edişidir. Bu konuda Peygamber efendimiz bir hadisinde şöyle bahseder:

—“Ya resurullah Vahiy sana nasıl gelir?”

Diye sorulduğu zaman peygamberimiz şöyle cevap vermiştir:

—“Melek benim için insan suretine girer, benimle konuşur. Bende onun söylediklerini iyice bellerim. Bu bana vahyin en kolay gelenidir.”

4-) ÇAN UĞULTUSU ŞEKLİNDE GELEN VAHİY:

Vahyin dehşet saçan bir çan ya da metal çıngırak sesi şeklinde gelişidir ki, peygamber efendimize böyle bir vahyin nasıl geldiği sorusuna verdiği cevap şöyledir:

—“Vahiy, bazen bana, çıngırak sesi gibi (müthiş bir madenî ses uğultusu ile) gelirdir ki, Vahyin bana, en ağır geleni de, budur! Vahiy hali, benden kalkınca, Meleğin, bana söylemiş olduğunu, iyice bellemiş bulunurum”

İşitilen bu ses, ya vahiy meleğinin kendi sesi ya da kanatlarının uğultusu olduğu söylenmektedir. 

5-) VAHİY MELEĞİNİN KENDİ SURETİNDE GÖRÜNEREK İLETTİĞİ VAHİY: 

Bu durum iki kere gerçekleşmiştir. Peygamber efendimiz Cebrail Aleyhisselamı gerçek sureti ile 600 kanadı ile yerle gök arasını doldurur bir halde görmüştür.

6-) YÜCE ALLAH’IN ARADA VAHİY MELEĞİ OLMADAN DİREK PEYGAMBERİ İLE KONUŞMASI: 

Yüce Allah’ın Miraç gecesinde olduğu gibi, göklerin üstünde, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a, uyanık iken, perde arkasından, hitap da bulunması, ya da, uyurken, arada, Vahiy Meleği bulunmaksızın, Peygamberimizle konuşmasıdır. Böyle bir durum Hz. Musa a.s.’da da görülmektedir. Biliyorsunuz Hz. Musa a.s.’ın Tur Dağında ilk vahyi direk Cenab-ı Hak’tan almıştır.

Tabi peygamberlere gelen bu vahiyler bazı peygamberlerde sayfalar olarak indirildi, bazılarında ise kitap olarak indirildi. Bu durumu şöyle biraz araştırdığımızda görüyoruz ki Yüce Allah Peygamberlere 104 kitap indirmiştir. Bunlardan en büyükleri olan

  • Tevrat – Hz. Musa a.s.’a
  • Zebur – Hz. Davut a.s.’a
  • İncil – Hz. İsa a.s.’a
  • Kuran – Hz. Muhammet S.A.V.’’

İndirilmiştir. Sahife olarak indirilen kitaplardansa

  • On sahife – Hz. Adem a.s.’a 
  • Elli Sahife Hz. Şis a.s.’a
  • Otuz Sahife Hz. İdris a.s.’a
  • On Sahifesi Hz. İbrahim a.s.’a

İndirilmiştir. Ayrıca Tevrattan önce Hz. Musa a.s.’a on sahife de ayrıca indirilmiştir.

            Şimdi biz tarihi kaynaklarda peygamberler tarihini şöyle bir incelediğimizde her peygamberin hayatının müstakil olarak anlatıldığını görürüz. Bazı peygamberler var ki aynı dönem yaşadıkları için beraber anılıyor. Hatta bazı peygamberler baba oğul ilişkisi olduğu için beraber anılabiliyor. Ama buna rağmen aynı dönem yaşamalarına ve hatta baba oğul ya da akraba ilişkilerinin dışında peygamberler arasında bir bağ kuramıyoruz. Halbuki gerçek manada her peygamberin birbirleri ile aslında muazzam bir ilişki içerisindedir.  

Biz Kur’an-ı Kerim’den Allah resulü dahil 28 peygamberin olduğunu öğreniyoruz. Hz. Üzeyir a.s., Hz. Lokman a.s. ve Hz. Zülkarneyn a.s. da bunlara dahildir. Bir görüş bu üç ismi peygamber sayar, bizde bu görüşe uyarız ve inanırız. O peygamberleri anlatacağımız zamanda neden böyle olduğunu açıklayacağız inşallah.

            Demek ki insanlık tarihi boyunca Rabbimiz birçok coğrafyaya birçok peygamber göndermiş. Biz bu peygamberlerin sayılarının Allah Resulü’nün beyanıyla 124.000 olduğunu öğreniyoruz. Ahmet Bin Hanbel’in Müsnet adlı eserinin 5. Cilt 179. Sayfasında de geçen bir Hadise göre Hz. Ebu Zer peygamber efendimize soruyor:

—“Ya Resulullah gönderilen nebilerin sayısı kaç tanedir.”

—“124.000”

—“Kaç tanesi resuldür” diye soruyor.

—“315’i”

diye cevap veriyor Peygamber Efendimiz. Peygamberlerin sayısı ile ilgili en fazlada bu rivayet kullanılır. 

Peki Kur’ân-ı Kerimde İsimleri Anılan ve Kıssaları anlatılan Peygamberler hangileridir? Bunlara bakacak olursak:

1-) Hz.Âdem a.s                     .2-) Hz. İdris a.s.                    3-) Hz. Nuh a.s.                     

4-) Hz. Hûd a.s.                     5-) Hz.Salih a.s.                      6-) Hz. İbrahim a.s.   

7-) Hz. İsmail a.s.                   😎 Hz. İshak a.s.                    9-) Hz. Lût a.s.                      

10-) Hz. Yâkub a.s.                11-) Hz. Yûsuf a.s.                 12-) Hz. Eyyub a.s.

13-) Hz. Zülkifl a.s.                14-) Hz. Şuayb a.s.                 15-) Hz. Mûsâ a.s.                 

16-) Hz. Harun a.s.                 17-) Hz. İlyas a.s.                   18-) Hz. Elyesa a.s.

19-) Hz. Yûnus  a.s.               20-) Hz. Dâvud a.s.                21-) Hz. Süleyman a.s.          

22-) Hz. Lukman a.s.             23-) Hz. Uzeyr a.s.                 24-) Hz. Zülkarneyn a.s.

25-) Hz. Zekeriyya a.s.           26-) Hz. Yahya a.s.                27-) Hz. İsâ a.s.                     

28-) Hz. Muhammed a.s.

Bu 28 peygamberin her birinin bir diğerine göre farklı üstünlükleri vardır. Peygamberlerin hepsi aynı derecede değillerdir. Yüce Allah birisi ile konuşmuş, kimisinin derecesini yükseltmiştir, kimisine de mucizeler vermiştir. Cenabı Allah Bakara suresinin 253. Ayetinde bu konu hakkında şöyle bahsetmiştir:

—“O işaret edile Resuller, biz onların bazısını bazısından üstün kıldık, içlerinden kimisi ile Allah konuştu, kimisini de derecelerle daha yükseklere çıkardı, Meryem’in oğlu İsa’ya da o mucizeleri verdik ve kendisini Ruhu’l Kudus Cebrail ile destekledik, eğer Allah dileseydi bunların arkalarında topluluklar, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanlarına girmezlerdi. Ancak görüş ayrılığına düştüler ve kimi iman, kimi de inkar etti.  Yine Allah dileseydi birbirlerinin kanlarına girmezlerdi. Ancak Allah ne isterse yapar.” (Bakara Suresi 253. Ayet)

Bu peygamberler arasında Ulül’azm olanları da var. Ne demek Ulul’azm : Azim ve sebat sahibi peygamberler anlamına gelir. Allah’ın emirlerini gerçekleştirme hususunda en çok dikkat ve titizlik gösteren peygamberler anlamında bir terimdir. Kur’an-ı kerimde ise Ulul azm kelimesi Ahkaf suresinin 35. Ayetinde şu şekilde geçmektedir:

—“Öyleyse Resulüm! Azim ve kararlılık sahibi peygamberler nasıl sabrettilerse sen de öylece sabret. İnkârcılar hakkında hemen hükmün verilmesini isteme. Zaten onlar, tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüz çok kısa bir süreden fazla kalmadıklarını sanacaklardır. Bu bir duyurudur! Öyle ya; yoldan çıkmış bir toplumdan başkası helâk edilir mi hiç?” (Ahkaf suresinin 35. Ayeti)

Demek ki peygamberler arasında bazı farklılıklar varmış. İşte bu farklılıklardan dolayı da cenabı Allah peygamberlerini farklı derecelendirmiştir. Ahkaf suresinin 35. Ayeti de bunun delilidir. Peki kimdir bu Ulul Azm peygamberler :

  1. Hz.Nûh A.S
  2. Hz.İbrahim A.S
  3. Hz.Mûsâ A.S
  4. Hz.İsâ A.S
  5. Hz.Muhammed S.A.V.

Bu peygamberlerin Ulul Azm peygamberler olduğunu da Cenab-ı Hak bize Ahzap Suresi 7. Ayetinde bildiriyor.

—“Unutma o peygamberlerden mîsaklarını (kesin sözlerini) aldığımız vakti! Hele senden, Nuh, İbrahim, Musa ve Meryem oğlu İsa’dan ki onlardan ağır bir mîsak (sağlam bir söz) aldık.” (Ahzap Suresi 7. Ayeti)

            Sahih bir Hadis-i şerife göre de bu beş peygamber diğer peygamberlerin seyyitleridir. Hz. Muhammed a.s. ise, diğer dört peygamberin Seyyididir. Kıyamet gününde de, Adem oğullarının Seyyidi O’dur ve hamd sancağı Hz.Muhammet S.A.V.’e verilecektir. O gün peygamberlerin imamı,hatibi ve şefaat sahibi o olacaktır. Ayrıca bütün peygamberler onun sancağı altında toplanacaktır.

Daha önce bahsettiğimiz gibi, Peygamber efendimizin 124 bin peygamberden bahsetmiştir. Peki 124,00 peygamber varken Kur’an-ı Kerim neden bize sadece 28 peygamberden bahseder? Cenabı Hak istese 124,00 peygamberin tamamını Mübarek kitabında anlatamaz mıydı? Tabi ki yapardı. Eğer ki biz bu sorunun cevabını hakkıyla zihinlerimizde oturta bilirsek Kur’an-ı Kerimde geçen kıssalardan alacağımız mesajları o ölçüde anlaşılır hale getirmiş oluruz.

Peki neden Kur’an-ı Kerim sadece 28 peygamberden bahseder? Bu sorunun en güzel cevabını biz Kur’an-ı Kerimde buluyoruz. Bakınız Cenab-ı Allah Mü’min Suresinin 78. Ayetinde peygamber efendimize hitaben şöyle buyuruyor:

—“And olsun senden öncede nice peygamberler gönderdik. Onlardan sana anla1ttıklarımızda var, anlatmadıklarımızda var.” (Mü’min Suresinin 78. Ayet)

            Bakın kardeşlerim Asla ama asla unutmamamız gereken bir ayrıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Hiçbir hadis asla ama asla Kur’an-ı Kerim ile çelişmez. Çünkü hadislerin kaynağı tektir. O da Kur’an-ı Kerim dir. Hele bir düşünün; Allah Resulü Kur’an-ı Kerime ters düşecek bir şeyi söyleyebilir mi, söyler mi? Mümkün mü böyle bir şey. Asla mümkün değildir, olamazda. Onun için asla hadisi şerifler ve Kur’an-ı Kerim birbirleri ile çelişmez. Cenab-ı Allah

—“Sana anlattıklarımız da var anlatmadıklarımızda.”

Diyorsa, peygamber efendimizin bahsettiği 124 bin rakamı asla Kur’an’a ters bir ifade olamaz. O zaman Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de peygamber efendimize hitaben neden böyle bir şey söylemiş olabilir? Çünkü Kur’an’ın anlattığı 28 peygamber var ya… İşte onlar 124.000 peygamberin özetidir de ondan. Eğer biz bu 28’i hakkıyla anlarsak 124 bini zaten anlamış oluyoruz. Sonuçta Kur’an da sözün özü değil midir? E Madem Kur-an sözün özüyse, 124.000 peygamberi tek tek anlatmasına gerek var mı?  Yok tabi ki.

Ayrıca birde olaya şu acıdan bakmamız lazım. Biz daha 28 peygamberi hakkıyla anlamamışız, 24 bin peygamberi nasıl anlayacağız. Cenab-ı Allah kulları için

—“Benim yarattıklarımın en mükemmeli.”

Diyor. Bu en mükemmel olan yaratık, yani bizler salih bir imanla bize anlatılmak isteneni en kısa yollardan anlamak zorunda değil miyiz? Kesinlikle zorundayız. Çünkü Allah bize o kabiliyeti vermiş. Ama birçoğumuz bu kabiliyetimizi kullanmadığımız için kabiliyetimiz körelmiş. Bu yüzden de Yüce Yaratan bize 120.000 peygamber yerine 28 peygamberi ve onlar vasıtasıyla da bir şeyler anlatıyor. Kısacası Yüce Allah bizlere Hz.Davut a.s.’ı Anlatırken, onun üzerinden onlarca Davut’u anlatmış oluyor. Bir Hz. Yusuf a.s.’ı anlatırken, Hz. Yusuf a.s. üzerinden onlarca Yusuf’u anlatmış oluyor. Çünkü bu peygamberlerin tamamının isimleri, yaşadıkları coğrafya ve yaşadıkları tarih başka başka olsa da hepsinin mücadeleleri ortaktır. Bu nedenle asıl mesele bizim anlayışımız ile alakalıdır. Temel olarak bu anlayış kabiliyetimizin yıpranmış olması yüzünden peygamber efendimiz ile diğer peygamberler arasındaki ilişkiyi de istenilen düzeyde kuramıyoruz. Bunu yapabilmemiz içinde Hz. Adem a.s.’dan Hz Muhammet S.A.V.’e kadar olan bütün peygamberlerin bir zincirin halkası olduğunu bilmemiz lazım. Bu zincirin ilk halkası Hz. Aden A.S, son halkası da Hz. Muhammet a.s..dır. Böyle bir zincir olduğu için de birini tanımamız aslında bir diğerini bize tanıtacak. Ve en nihayetinde de peygamber efendimizi hakkıyla tanıma fırsatı bulacağız. Peygamber efendimizi hakkıyla anlayabilmemiz için bu peygamberleri anlamamız şart. Bu yüzdendir ki peygamber efendimizin hayatını öğrenmeden önce bu 28 peygamberin hayatını öğreneceğiz.

Peygamberler zincirine bir baktığımızda zincirin son halkası Efendimiz aleyhisselatü vesselam’dan önce Hz. İsa a.s. dı. O peygamberlik adına alacaklarını kendinden bir önceki peygamber olan Hz. Zekeriya a.s.’dan alıyor. Hz. Zekeriya a.s. kendinden önceki peygamberden alıyor. Ve mevzu zincirin ilk halkası olan Hz. Adem a.s.’a kadar geliyor. Şimdi bir düşünün. Hz. Adem a.s.’ın işi ne kadar zor öğle değil mi? Çünkü onun örnek alabileceği kimse yok. Dolayısıyla bu nübüvvet zinciri bize çok şey öğretecek inşallah.

Bakınız peygamber efendimiz bize bir hadisinde bu olayı şöyle özetliyor. Ebu Hureyre’nin naklettiği, Buhari de ve Müslim de geçen hadiste efendimiz diyor ki:

—“Benimle, benden önce gelip giden peygamberlerin durumu aynen şuna benzer. Adamın biri güzel bir ev yaptırmıştır. Ev o kadar güzeldir ki içeriye giren hayran kalıyor. Ancak o evin içerisinde bir tane taşın yeri boş duruyor. Benimle benden önceki peygamberlerin durumu işte buna benzer. İşte ben o boşluğu dolduranım.”

Buradan iki sonuç çıkıyor:

  1. Biz bu hadisten peygamberlerin birbirlerinin devamı olduğu hakikatini öğreniyoruz.
  2. Bu silsilede ki peygamberlerin birbirlerinin rakibi değil, aynı makamın memurları olduğunu öğreniyoruz.

Peki neden böyle. Çünkü

  • Kaynak aynı
  • Görevlendiren aynı
  • Din aynı
  • Mesaj aynı

Gelen her peygamber İslam peygamberidir ve İslam dinini muhataplarına ulaştırmıştır. Yahudilik, Hıristiyanlık ve diğer dinler sonradan insanlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Din tektir. 

            Şimdi gelelim Kur’an da anlatılan peygamber kıssalarına. Biliyorsunuz Kur’an 28 peygamberi anlatırken kıssalarından da bahseder. Peki hiç düşündünüz mü Cenab-ı Allah direk peygamberleri anlatmak yerine efendimize neden kıssalardan bahsetti acaba. Bunun sekiz nedeni var: Bunun birkaç sebebi var:

  1. Tevhit davasının ortak bir dava olduğunu iyice öğretmek için.

Bu maddenin Kuran’da ki delili ise Nahıl suresi 2. Ayet’i kerimede yer almaktadır. Yüce Allah bu ayette söyle buyuruyor:

—“Kendi emrinden ruh (vahiy) ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun.” (Nahıl suresi 2. Ayet)

Ayrıca Enbiya suresi 25. Ayet.’i kerimede cenabı Allah:

—“Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: “Gerçek şu ki benden başka ilâh yoktur. Onun için bana ibadet edin.”  (Enbiya suresi 25. Ayet)

Buyurmuştur. Buradan da anlıyoruz ki bütün peygamberlerin ortak davası Tevhittir. Yani Allah’ın tekliğini ve birliğini tebliğ etmektir. Çünkü bunun dışındaki tüm inançlar şirktir.

  • Ahirete iman meselesini iyice kavratmak için.

Bunun Kur’an’da ki delili ise Bakara suresi 260. Ayette yer alır:

—“Bir zamanlar İbrahim de: “Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” demişti. Allah: “İnanmadın mı ki?” buyurdu. İbrahim: “İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum.” dedi. Allah buyurdu ki: “Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara suresi 260. Ayet)

  • Mülkün ve hakimiyetin esasının adalet olduğunu bildirmek için.

Bu maddenin kur’an’da ki delili ise Sad suresi 26. Ayette bulunmaktadır.

—Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azap vardır.” (Sad suresi 26. Ayet)

Hadid Suresi 25. Ayette ise cenabı Allah şöyle bildirmektedir.

—“Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.” (Hadid Suresi 25. Ayet)

            Tevhit gibi adalet de bütün peygamberlerin yine ortak bir mesajıdır. Çünkü biz yeryüzüne Allah’a kul olmak için gönderildik. Kulluğumuzun iki tane temel alanı var:

  1. Allah’a ibadet adına yapmakla mükellef olduklarımız.
  2. Yine bir ibadet sayılan yeryüzünü imar etmemiz.

İmar adaletle olur. Eyer bir yerde adalet yoksa inanın ki orada imar yoktur. Çünkü imar inşa demek değil. Peygamberler yeryüzünün imarını adaletle sağladılar. Kur’an da bütün peygamberlerin mesajlarının adalet olduğunu söylüyor ve Allah resulüne de bu mesajlar veriliyor.

  • Allah resulünün ve sahabenin gönlünü pekiştirmek için:

Bu maddenin Kur’an’da ki delili ise Hud Suresi 120. Ayet tir.

—“Peygamberlere ait haberlerden kalbini yatıştıracak olanlardan her türlüsünü sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda da sana bir hakikat, müminlere de bir öğüt ve ibret gelmiştir.” (Hud Suresi 120. Ayet)

Ayrıca Yusuf Suresi 90. Ayet de bizim için delil durumundadır.

—“Onlar “Yoksa sen, sahiden Yusuf musun?” dediler. O da “Ben Yusuf’um, bu da kardeşim” dedi, “Doğrusu Allah, bizi, lutfuyla nimetlendirdi. Gerçekten de kim Allah’dan korkar ve sabrederse, Allah, muhakkak ki, güzel işler yapanların mükafatını zayi etmez.” (Yusuf Suresi 90. Ayet)

            Peki bu delillerin ışığında bizler Pekiştirmekten ne anlıyoruz?

* Pekiştirmekte teskin etme var

* Pekiştirmekte Umutlandırma var

* Pekiştirmekte Moral verme var

* Pekiştirmekte Cesaretlendirme var

* Pekiştirmekte Heyecanlandırma var

* Pekiştirmekte Teşvik etme var

* Pekiştirmekte Sabretme var

İşte pekiştirme budur güzel kardeşlerim. Sahabenin ve Peygamberin morali hep düzgün müydü, hiç mi bozulmadı. Onlarında zaman zaman moralleri bozuldu. Canları sıkıldı. Lütfen Onların “Ya bu olmayacak” dedikleri noktalarda gelen sureye bir bakar mısınız? O surenin içerisinde anlatılan peygambere bir bakar mısınız? Bakın görüyorsunuz önceki peygamberler ile aleyhisselatü vesselam arasında nasıl bir bağ var. Şimdi biraz önce anlattığım o zincirin halkalarının bir birine ne kadar sağlam bağlandığını daha iyi anlıyoruz öğle değil mi. Peygamber efendimiz de bir insan. O da bir beşer. Tam böyle moralinin bozulduğu bir anda bir bakıyorsunuz Hz. Musa a.s.’ın nefesi geliyor ona nefes oluyor. Moraller bitmiş, heyecanlar tükenmiş… Bir bakıyorsunuz Hz. Yusuf a.s.’ın nefesi geliyor hemen. Tebliğ öğle kolay bir şey değil aziz kardeşlerim. Çok zor inanın ki çok zor.

  • Yolun kaderini ve yolun zorluklarını bildirmek için:

Bakara suresi 214. Ayet bu konu ile ilgili bizlere şöyle bir delil veriyor:

—“Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: “Allah’ın yardımı ne zaman?” derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara suresi 214. Ayet)

Bir gün  Habbap İbni Elet Allah Resulu sallallahu aleyhi Vessellemin yanına geliyor ve ona 

— Ya Resurullah dua ette Allah’a Allah bir çıkış yolu göstersin bize. Artık dayanılacak gibi değil. İşkenceler ve zulümler yapılıyor.

Aleyhisselatü vesselam efendimiz ise hemen karşılık olarak şöyle buyuruyor:

—“Size ne oluyor ki. Sizden öncekilerin başına neler neler gelirdi.”

Diyor  ve bu ayeti okuyor.. Böylece  Allah resulü Habbap’a yeniden bir cesaret, Yeniden bir güç vermiş oluyor. Ve

—“Yolun kaderi bu”

Diyor. Ankebut Suresi 3. Ayet’te ise gene başka bir delil var:

—“Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” (Ankebut Suresi 3. Ayet)

            Evet yolun kaderi bu. Öğle yattığın yerden cennete girmek yok. Elbette bir imtihandan geçirileceğiz. Sıkıntılarımız olacak. Acılarımız, kederlerimiz olacak. Her dara düştüğümüzde pes edersek, ben hiç sıkıntı çekmeyeyim deyip yattığımız yerden cenneti beklersek o zaman cenneti de rüyamızda görürüz ancak. Bu dünya, imtihan dünyası. İmtihana tutulmamızın sebebi ise Allah’a olan samimiyetimizi ve muhabbetimizi ispat etmektir. Evet Kalplerde olanı Allah bilir ama sende bunu Allah’a göstereceksin. Nasıl göstereceksin? Her bela ve musibette şartlar ne olursa olsun Allah’ın yolunda olduğunu her türlü zikirle ve sabırla göstereceksin. Yaptığın her işte samimi olacaksın. Yaptığın her hayırlı ameli takva ve huşu içinde yapacaksın.

  • Güzel örneklerin tekrar yaşanmasını sağlamak için.

Mümteine Suresi 4. Ayette yüce Allah bize şöyle bildiriyor:

—“İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.” Yalnız İbrahim’in babasına: “Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat senin için Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi (önlemeye) gücüm yetmez.” demesi hariç. Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak sanadır.” (Mümteine Suresi 4. Ayet)

Mümteine Suresi 6. Ayette ki delil ise şöyledir :

—“Andolsun, onlarda sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzulayanlara güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse şüphesiz Allah, zengindir, hamde layık olandır.” (Mümteine Suresi 6. Ayet)

  • Kötü örnekler üzerinden iyice dersler almak için:

            Bu konunun delili Ahzab Suresi 69. Ayette yer almaktadı:

—“Ey iman edenler: Sizler Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın. Eziyet ettiler de Allah onu, onların söylediklerinden temize çıkardı. O, Allah yanında mevki sahibi idi.” (Ahzab Suresi 69. Ayet)

Başka bir ayette ise başka bir delil…Kasas Suresi 82. Ayet :

—“Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: “Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış” demeye başladılar.” (Kasas Suresi 82. Ayet)

  • İnkar edenlerin nasıl bir son ile karşılaşacaklarını göstermek için.

Bu konunun delili Yasin Suresi 36. Ayette mevcut:

—“Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.” (Yasin Suresi 36. Ayet)

Ve başka bir delil Kaf Suresi 14. Ayette:

—“Eyke halkı ve Tübbâ kavmi de, bunların hepsi peygamberleri yalanladılar da (onlara) azabım hak oldu.” (Kaf Suresi 14. Ayet)

            İşte burada Cenab-ı Allah o zalimlerin sonunun da ne olduğunu söylüyor. Hele bu ayetlere bir bakın. Mesela Kur’an anlatıyor Musa A.S.’ın karşısındaki firavunun akıbetini anlatıyor. Hem de bir tek Yahudi’ nin bile olmadığı Mekke’ de anlatıyor. Peki neden anlatıyor? Çağın firavunlarına kasten diyor ki:

—“Ey Muhammet hiç o büyüklüklerine takılma. Firavun bile devrildi. Ebu Cehil’mi devrilmeyecek.”

            İşte bu 8 maddelik nedenler den dolayı peygamber efendimize kıssalar anlatıldı. Tabi bu sekiz madde peygamber efendimize iki ana mesaj da veriyor aslında:

  1. Fert olarak şahsiyetin inşası
  2. Toplum olarak medeniyetin inşası.

Cenab-ı hak bu iki mesajı peygamber efendimize Kur’an-ı Kerim’le, kendinden önceki peygamberleri anlatarak verdi. Buradan da anlaşılıyor ki bütün peygamberler arasında bir bağ varmış.

Peki neden hem fert hem de toplum olarak bir inşa gerekiyor? Çünkü fert olarak İslam şahsiyetinin olmaması, medeniyetinde olmaması anlamına gelir. Bu medeniyeti bu günkü manada bir Avrupa medeniyeti olarak algılamayın lütfen. Burada kastedilen medeniyet tamamen İslam medeniyetidir.  O gün bir avuç insan iyileşti, şahsiyetlerini Kur’an’la ve peygamberin bu kıssaları ile inşa ettiler. Şahsiyet sahibi İnsanların oluşturduğu o cemaat İslam toplumu medeniyeti hedefledi. 13 yıl sonra Yesrib’e vardıkları zaman Yesrib’de Medine’nin temellerini attılar ve orada bir medeniyet kurdular.

İşte bu yüzden ferdin inşası ve medeniyetin inşası İslam alemi için çok önemlidir.

            İnsanoğlu iki halde insan inanılmaz derecede zorlanır:

  1. Kar yağdığı zaman karda yürümekte zorlanır
  2. Sular çekilir Toprak bataklık olur bataklıkta yürümekte zorlanır.

Karda yürümenin en kolay yolu eğer ki senden önce o hedef ve istikamette biri yürüdüyse onun ayak izlerine basarak yürümektir. Bu şekilde çok daha kolay yürürsün. Aksi halde kara saplanır ve yol alamazsın.

Bir bataklığa saplandığın zaman oradan nasıl çıkarsın? Ya birisi sana bir el veya bir dal uzatacak, ya da sen etraftan sana uzanan bir dalı tutup çıkacaksın. Yoksa kurtulmak için debelendikçe o bataklığa saplanır boğulur gidersin.

İşte Peygamberlerin yaptığı bu aslında. Peygamber efendimizde kendinden önceki peygamberlerin izlerinden giderek hedefe ulaşmış ve Kur-an’a tutunarak batağa saplanmış olan bir toplumu kurtarmış ve bataklıktaki bu toplumun bütün bunların farkına vararak o bataklıktan çıkmasını sağlamıştır.

            Tabii bir süredir kıssa kıssa diyoruz ama kıssa ne demektir hiç bahsetmedik. Kur’an-i manada kıssa: Kur’ân-ı Kerîm’de tarihî kişilerle olaylara dair yer alan haberler ve bunlardan bahseden ilim anlamındadır. Kur’an kıssaları ibret alınacak olan, tarihî doğruluk ve gerçeklik niteliği taşıyan olaylardır. Mahiyeti itibariyle Kur’an kıssaları üçe ayrılır:

  1. Tarihi kıssalar
  2. Nüzul esnasında ki kıssalar
  3. Gaybi kıssalar
  1. Tarihi Kıssalar

Biz burada Peygamberler Tarihi dediğimiz zaman tarihi kıssaları kastediyoruz aslında. Yani Peygamber Efendimizden önce yaşamış olan peygamberlerin ve Onların ümmetlerinin yaşadıklarını aktaranlara tarihi kıssalar diyoruz.

  • Nüzul esnasında ki kıssalar

Kur’an Allah resulünü de anlatıyor. Hayber’ i anlatıyor,  Hendek’ i anlatıyor, mute’ yi anlatıyor, tebuk’ u anlatıyor. Yani siyerin içerisindeki olayların anlatıldığı kıssalara da nüzul esnasında ki kıssalar diyoruz.

  • Gaybi kıssalar

Mesela yaratılış bizim için Gayb. Allah onu Kur’an’da kıssa olarak anlatıyor. Cennet ve Cehennemi,  cennet ve cehennemin ehillerini bize kıssa olarak anlatıyor.

Kıssaların tamamı ayrıntılı bir şekilde, yaşanmış olaylardan ve gerçeklerden oluşur. O yüzden kıssaları doğru anlamak lazım. Kıssalar asla…

  • Menkıbe değil, asıldır.
  • Sembol değil, modeldir.
  • Mitoloji değil, temsildir.
  • Hayal değil, hakikattir.
  • Kurgu değil, gerçektir.

Yani biz hangi peygamberi işlersek işleyelim anlattıklarımızın tamamı asıl olandır, model olandır, hakikat olandır ve gerçek olandır. Dolayısıyla kıssalar meselesinde bunlar zihnimize iyice otursun ki kıssalardan çıkartacağımız sonuç ve mesajlar iyice yerine otursun.

Tabii biz burada peygamberler tarihini anlatırken bir takım kaynak eserlerden de faydalanarak sizlere bazı aktarımlar yapacağız. Bu kaynaklarımızın içerisinde ilk sırayı alan ana ve temel kaynağımız aziz kitabımız Kur’an-ı Kerim dir. Çünkü Kur’an hiçbir şeyi eksik bırakmayacak şekilde bizlere mesajları veriyor. Kur’an bizim için çok önemli bir kaynaktır. Çünkü:

  1. Kur’an Mübin dir :

Yani apaçık,  anlaşılır ve idrak edilebilendir. Allah

—“Ben anlattım siz ne anlarsanız anlayın”

Demiyor. Bakın Yusuf  Suresi 1. Ayette yüce yaratan bu konuda ne söylüyor :

—“Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik kitabın âyetleridir.” (Yusuf  Suresi 1. Ayet)

  • Kur’an mufassal dır :

Yani ayrıntılı ve açıklanmıştır. Bu konuda Enam Suresi 114. Ayette şöyle geçer:

—“Allah, size Kitab’ı  (Kur’ân’ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur’ân’ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma.” (Enam Suresi 114. Ayet)

  • Kur’an mübeyyin dir:

Yani beyan eden ve ortaya koyandır. Talak suresi 11. Ayet ise konuyu şöyle açıklar

—“Size Allah’ın açık açık ayetlerini okuyan bir elçi (gönderdi) ki inanıp faydalı işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah’a inanır ve yararlı iş yaparsa (Allah) onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah ona gerçekten ne güzel rızık vermiştir.” (Talak suresi 11. Ayet)

  • Kur’an musaddık tır:

Yani doğrulayan ve tasdik edendir. Bakara Suresi 41 ayet konuyu şöyle ifade eder

—“Yanınızdakini (Tevrat’ı) tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an)a iman edin, O’nu, inkar edenlerin ilki siz olmayın, benim ayetlerimi birkaç paraya değişmeyin. Ancak benden korkun.” (Bakara Suresi 41 ayet)

  • Kur’an müheymin dir :

Yani koruyan ve kontrol edendir. Maide suresi 48 ayet bize bu konuyu şöyle ifade ediyor

—“Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitap (Kur’an)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, her biriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.” (Maide suresi 48 ayet)

 Şimdi bu 5 tane sıfatı anlamış olursak hiçbir bilgiden korkmamıza gerek kalmaz. Kim söylemiş, nasıl söylemiş, hiç önemli değil. İşte böyle bir mihenk var elimizde bu söylenenlerin kim tarafından söylendiği de önemli değil. Eğer elde Kuran gibi bir mucize beyan varsa biz söylenenlerin hepsini bu çerçeveden test edebiliriz ve doğrusunu ve yanlışını buradan ayırabiliriz O yüzden Biz Kur’an’a temel kaynak diyoruz.

  Başka Ne tür kaynaklardan istifade edeceğiz Onunla da alakalı size şöyle bir şeyler söyleyeyim:

  1. Kur’an-ı Kerim ve tefsir kitapları
  2. Hadis-i Şerif ve  şerh kitapları (Çünkü Peygamber Efendimizin diğer peygamberler hakkında söyledikleri bizim önümüzü aydınlatacak)
  3. Sebeb-i nuzul ve Siyer kitapları (sebeb-i nuzul kitapları ve Siyer kitaplarına burada kullanmamızın  sebebi Peygamber Efendimizin hayatı ile diğer peygamberlerin hayatları arasındaki farkı ortaya koymak için kullanacağız)
  4. Tarih ve tabakat kitapları
  5. Coğrafya ve arkeoloji çalışmaları
  6. Kitab-ı Mukaddes ve tefsir kitapları (diğer kutsal kitaplarda da peygamberlerin nasıl geçtiğini onların mücadelelerinin nasıl anlatıldığını öğrenmemiz bizim peygamberler hayatı ve onların kıssaları ile ilgili bilgilerimizi pekiştirecektir)
  7. Müstakil ve Çağdaş çalışmalar

Tabii bunlarla ilgili eser verecek olursak

  • İmam Taberi’nin Tarihi.
  • İbn kesir’in el bidaye ve Nihaye’si
  • İbnül Esirin el Kamil’i
  • Salebin Ara- is ül Mecalis’i
  • İbn Acibe El Haseni-Bahrü’l Medid Fi Tefsiri’l Kur’ani’l Mecid (Kur’an-ı Kwr’im Tefsiri)
  • Bülent Şahin Erdeğer – Antik Mısır Peygamberleri

Sayılabilir. Tabii bu kaynakları kullanarak yaptığımız anlatımlarda

  1. Kur’an’ın anlatımını vurgularını ve mesajlarını dikkate alacağız. Çünkü Kur’an’ın bir üslubu var. Her kıssa her yerde aynı şekilde anlatılmıyor. Mesela Hazreti Musa ile sihirbazlar arasındaki kıssa Kur’an’da birkaç yerde anlatılıyor.
  2. Hz Peygamberin o Peygamber ile alakalı beyanlarını nazara vereceğiz.
  3. Sahabe, tabiin ve diğer alimlerimizin o peygamberlerle alakalı izahlarını takdim edeceğiz.
  4. Dil tarih coğrafya ve arkeoloji bilgilerini ihtiyaç oranında aktaracağız.
  5. Anlatılan Her peygamberin siret’i ile Peygamberimizin siret’i arasındaki bağları tespit edeceğiz.
  6. Her peygamberin sireti’nin üzerinden kendi dünyalarımıza mesajları taşımaya gayret vereceğiz.

İşte bu çerçevede Peygamberler Tarihi konusunu anlamaya çalışacağız. İnşallah

Bu yazılarımda olaki ehli sünnet dışı yanlış bilgi, kaynak ve yorum paylaşmışsam lütfen bana mail adresimden ulaşın. Hemen düzeltme yapayım.

Bir yanıt yazın