Zihnin Kapısını Çalsan Ne Görürdün?

You are currently viewing Zihnin Kapısını Çalsan Ne Görürdün?

Bir insanın kafasına neler sığar? Kaç farklı düşünce, kaç farklı iş, kaç farklı hayal, kaç farklı intikam planı, kaç farklı hayal kırıklığı vesaire vesaire vesaire.

Araştırmalarıma göre bir insanın kafatası çevresi; erkek ve kadında küçük bir fark olmak üzere ortalama 55/60 cm civarındaymış. Yani şöyle avucuma alsam belki üç avuç kadar falan. Fiziki olarak bu kadar küçük ve sınırlı bir yapıya dünyaları sığdırabiliyor olmak ne mucizevi bir olay değil mi? Saniyeler içinde o küçücük yapının içinde yeni bir iş kurabiliyor, üç beş kişi ile kavga ediyor hatta arkadaşının doğum gününü organize edebiliyorsun. İyi gibi görünüyor burdan bakınca. Peki ya içerden bakınca? Kafanın içinde olanların kapısını çalıp usulca içeri girdiğinde nasıl görünüyor?Tarif edilemeyecek derecede bir kaos yaşanıyor içerde.

Bir kere birisi sürekli elindekileri bir dolu kaba dolduruyor bir boş kaba. Daima, yorulmadan. Boşa koysa dolmuyor doluya koysa almıyor ama durmuyor yeniden yeniden yeniden defaatle deniyor.

Sonra üzerinde büyük sarı ve kahverengi çiçekler olan perdelerin aralandığı bir pencereden, içeri süzülen güneş ışıklarının altında kütüphaneli bir koltuk gözüne çarpıyor, üzerinde danteller örtülü. Birisi maziyi arıyor etrafında döne döne. ‘burdaydı’ diyor. ‘az önce burdaydı, nereye gitti hiç fark etmedim’ Duymuyor duysa da önemsemiyor. Sadece arıyor. Bulmak değil ki amacı. Hem bulsa ne yapacak? Öyle mazi mazide kaldı. Ama yok sanıyor ki bulursam duracağım, sanıyor ki dün bugünden hep güzeldi.

Başka bir odada sayıyor bir adam. Her şeyi sayıyor. Düşen yaprakları sayıyor, geçen günleri sayıyor, gelecek günlere ne kadar kaldığını sayıyor. Parasını, altınını, gümüşünü, borcunu, derdini, gülüşünü, gözyaşını, aldığını, verdiğini her şeyi sayıyor. O sayarken geçip gidiyor caanım günler saatler. O hep sayıyor.

Başka bir odaya geçiyorsun, bir anne bir şeyler emanet ediyor evladına. Anlatıyor da anlatıyor, istiyor ki kendisi dünyada ilen erteleyip yapmadıklarını evladı yapsın onun adına arkasından Olacağına inanıyor. Evladının da insan olduğunu, insanın nisyan yani “unutan” kökünden geldiğini unutuyor insanlığına yakışır bir şekilde. Kendisi kendi vaktine kıyamadı ama evladı kendi vaktine kıysın istiyor. Kendisi malına kıyamadı ama evladı kendi malına kıysın istiyor.

Derken bambaşka odalar açılıyor, karanlık. Anlıyorsun ki burda ışık yok, burası korkuların odası. İçeride gelecekten korkmak var, Gelecek korkusu, geçim korkusu, beğenilmeme korkusu, sevilmeme korkusu, terkedilme korkusu, dışlanma korkusu, deprem, boğulma, depresyona girme korkusu! Bu korkulara yenik düşmekten korkuyor hemen kapatıyorsun kapıyı.

Çıkış yollarını arıyorsun, sen dışarıdayken seni bir türlü rahat bırakmayan, hiç susmayan sese sesleniyorsun cevap vermiyor. Susmuş. Yalnız olduğunu hissediyor, ürperiyorsun. O anda idrak ediyor ruhun ve girerken de yalnız girdiğini anımsıyorsun. Odaların kapılarını açtıkça yarattığın dünyaların yansıması geliyor gözlerinin önüne, odadaki her adamın kendin olduğunu farkediyorsun. Bir an önce çıkmak istiyorsun bu kaostan, koşarak uzaklaşmak. Hem de yanına ne saydıklarını, ne korktuklarını ne aradıklarını ne de bulduklarını. Hiç bir şey almadan gitmek istiyorsun.

This Post Has 2 Comments

  1. Emine Alay

    Kaçmak çözüm değil be Ayşem, kaçtıkça yuvarlandıkça büyüyen kar topuna dönüşüyor… bir bakmışsın ki devasa kar topu altında kalmışsın… artık kaçmıyorum, üzerine üzerine gidiyorum… bu yüzden bu yılım çok zor, sancılı geçti ve geçiyor… dibi çok gördüm ama dipten sonra ki yükselişte bambaşka… yeterki ki Allah’ın ipine sımsıkı sarılalım…

    1. Ayşe Avcı Aydogan

      kendimle yüzleşmekten korkuyorum çoğu zaman…

Bir yanıt yazın