EVRENİN YARATILIŞI
Modern kozmolojiye göre Alexander Friedman’ın çalışmalarından ve George Lemaitre ile Edwin Hubble’ın gözlemlerine dayanarak biz biliyoruz ki evrenimiz genişliyor. Eğer evren sürekli genişliyor ise bunun bir başlangıç noktasının da olması gerekir diye düşünüyorum. Doğal olarak bilim adamları da aynen böyle düşündüler. Yaptıkları araştırmalara göre vardıkları sonuç inanılmazdı. Benim ve bilim adamlarının düşündüğü bu başlangıç noktası da günümüzden 13.8 milyar yıl öncesine dayanıyor. Öğleki bu evrenin oluşmasını sağlayan o başlangıç noktasının da 13.8 milyar yıl öncesinde meydana gelen Big Bang yani büyük patlama diye adlandırdıkları bir hareket ile meydana geldiğini iddia ettiler. Günümüzde de bu iddia hala kabul görmektedir ve neredeyse artık bir iddia olmaktan çıkmıştır.
Başlangıçta her şey çok farklıydı. Evrende hiç madde yoktu. Sadece dört temel kuvvet vardı.
- Kütle çekim kuvveti. (Bir kütlenin diğerine doğru çekilmesi.)
- Elektromanyetik kuvvet. (Elektrik ve manyetizmayı tek kuvvetle birleştirerek atomları moleküllere bağlar.)
- Güçlü çekirdek kuvveti. Protonları ve nötronları birbirine bağlar.
- Zayıf çekirdek kuvveti. Atom çekirdeğini parçalayarak radyoaktif bozuşmayı ortaya çıkartır.
Zamanla kütle çekim kuvveti diğer kuvvetlerden ayrıştı ve bu sayede maddenin temel yapı taşları olan Kuarklar ve Leptonlar oluştu. Bir sonraki aşamada ise aniden genişleyen evren hızla soğumaya başladı ve üç temel kuvvet olan elektromanyetik kuvvet, zayıf kuvvet ve güçlü kuvvet birbirinden ayrıştı.
Evrenin sıcaklığı, proton ve nötronların çekirdek halinde birleşmesine yetecek kadar düştü ve sonunda proton ve nötron birleşerek hidrojeni oluşturdular. Evren yaklaşık 300 bin yıl yaşındayken sıcaklığı 4000 Kelvin’e kadar düştü.(Günümüzdeki sıcaklığın 1/1000’i.)
Bir sonraki dönemde ise bu hidrojen atomları milyonlarca yıl boyunca birleşerek yıldızları oluşturdular. Yıldızlar yandıkça hidrojen atomları kaynaştı ve daha ağır atomları meydana getirdi. Ardından gene milyonlarca yıl sonra içinde yaşadığımız güneş sisteminin ortasında bulunan çok büyük bir yıldız patladı ve içindeki elementler uzaya savruldu. Gene milyonlarca yıl uzayda dönen bu elementler de birleşerek gezegenleri ve dünyamızı meydana getirdi. Daha sonra da dünyada yaşam başladı ve günümüzdeki insana kadar gelindi.(1)
Basit ve anlaşılabilir bir özetle evrenin oluşumu bu şekilde oldu. Milyarlarca yılı birkaç satıra sığdırmak benim için her ne kadar zor olsa da astronomi konusunda bu kadar bilginin yeterli olacağını düşünüyorum. Çünkü bu bölümde bizim için önemli olan, sürecin nasıl işlediği? Asıl detaya bir sonraki bölümde, yani insanlığın var oluşu aşamasında geçeceğiz.
Jeologların güncel bilimsel tahminlerine ve kapsamlı bilimsel kanıtlara dayanarak dünyanın yaşının yaklaşık 4,5 milyar yıl olduğu bilinmekte. Bu tahmin uranyum – kurşun tarihlendirmesi yöntemiyle zirkon minerallerinin yaşının tespit edilmesine dayanıyor.(2)
Bu konunun detaylarına çok fazla girmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Nede olsa buradaki amacımız ortaya bilimsel bir eser çıkartmak değil. Ama bize lazım olan bilgi dünyamızın 4,5 milyar yıl yaşında oluşu.
Dünyanın oluşumundan bir süre sonra ki bu süre birkaç yüz milyon yıl kadar sürdü. Dünyamıza oksijen dolmaya başladı, yörünge ve sıcaklık olarak da yaşama uygun hale geldi. Dolaylı olarak da kara parçaları ve su oluşumu tamamlandı. Tabii dünyanın bu hale gelmesi bu günkü hali ile aynı olduğu anlamına gelmez. Artık Atmosfer oksijenle dolmaya başlayınca dünya da canlılar için yaşanabilir bir hale geldi. Zamanla bildiğimiz ve bilmediğimiz bazı hayvanlar ve bitkiler oluşarak dünyanın gelişimi tamamlanmış oldu. (3)
Evet dünya 4,5 milyar yıl yaşında ama tabi insanlığın var oluşu da 4,5 milyar yıl öncesine dayanmıyor, Bu rakam da aslında çok net değil. Kutsal kitaba göre Hz. Adem a.s.’ın yaratılışı M.Ö.4.000 li yıllara dayanıyor. Ancak günümüzde yapılan kazılardan, özellikle Şanlı Urfa da bulunan Göbeklitepe’de yapılan kazılardan edinilen bilgilerde insanlık tarihinin M.Ö. 10.000 yıla dayandığı tespit edilmiştir.(4) Ancak bu gün yapılan araştırmaların neticesinde biz biliyoruz ki yaratılış, bundan çok daha gerilere; hemen hemen 40 bin yıl öncesine kadar gidiyor.
Tabi ilk insan olan Hz. Adem a.s.’ın yaratılışından önce dünyada nasıl bir yaşam formu vardı onu çok net bilmiyoruz. Ama öğle zannediyorum ki birçoğumuz dünyayı, Jurassic Park filminde gördüğümüz o uçsuz bucaksız orman ve akarsulardan ibaret olan cennetten bir kesit olarak tasvir ediyoruz. Bunda da haksız sayılmayız aslında. Her insan sahip olamadığı ama bir gün mutlaka sahip olmak istediği güzelliği hayal eder. Allah herkesin gönlüne göre versin. Biz konumuza gere dönelim.
Evrenin oluşumu gerçekleşip dünya oluşumunu tamamlandıktan sonra bilim adamlarının jeolojik çağ diye isimlendirdikleri ve dört zamanlı bir süreç olan farklı bir dönem başlıyor. Tek bir kütle olan kara, çatlıyor ve zamanla kuzey ve güney olarak ikiye ayrılıyor. Bu iki kütle arasındaki alanı ise deniz oluşturuyor. O dönemde iklim sıcak ve kuruydu. Arazilerin büyük çoğunluğu çöl halindeydi. Bu günkü gibi kutup buzulları oluşmamıştı. Sürüngenler sıcak iklimlerde gelişmeye uygun oldukları için bu dönemlerde evrimleşmişlerdir. Daha sonra bilim adamlarının da bir türlü açıklayamadıkları bir nedenden dolayı canlılar üzerinde kitlesel yok oluşlar başladı. Birçok büyük kara hayvanı yok olunca dinozorlara tabiri caizse gün doğmuş oldu. Meydan adeta onlara kaldı. Böyle olunca da çok rahat bir biçimde çoğaldı ve geliştiler. Zamanla sıcaklık düştü. Kara parçalarının arasında oluşan geniş denizler sonucu yağışlar meydana geldi. Bu da bitkilerin çoğalmasına neden oldu. Yeryüzünde oluşan jeolojik hareketler sonucunda da bu günkü kıtalar meydana geldi. (5)
——————————————————————————————————————————————
KAYNAK : (1)R.Penrose, “Kralın Yeni Usu” (Tübitak yayınları 1989) / Edward Kolb, Michael Turner “The Early Universe” (Westview Press 1999) / Scott Dodelson “Modern Cosmology” (Elsevier 2003) / R.P. Kirshner “The Extravagant Universe” (Princeton 2002) / R. Güldilek”(Evren Kuramları” (Bilim ve teknik Mayıs 2007) / Michael S.Turner, The 2007 Europead School of Hıgh-Energy Physics KAYNAK : (2) Tübitak – Bilim ve Genç / bilim ve ütopya dergisi Kaynak : (3) http://www.bbc.com/earth/story/20161026-the-secret-of-how-life-on-earth-began https://science.nasa.gov/solar-system/big-questions/how-did-life-begin-and-evolve-earth-and-has-itevolved-elsewhere-solar-system https://www.sciencedaily.com/releases/2019/08/190801093310.htm Kaynak : (4) Şanlıurfa Valiliği Resmi İnternet Sitesi Kaynak : (5) Natural History Museum (https://www.nhm.ac.uk/discover/when-did-dinosaurs-live.html)
Orta Afrika’da yaşayan Bosongo halkına ait bir yaratılış Efsanesi şöyle bahseder
—“Bizden önce yalnızca karanlık, su ve Büyük Tanrı Bumba vardı. Bir gün şiddetli bir mide sancısıyla kıvranan Bumba güneşi kustu. Güneş suyun bir kısmını buharlaştırınca kara göründü. Sancısı hala dinmemiş olan Bumba’nın midesinden sırasıyla ay, yıldızlar, leopar, timsah, kaplumbağa ve en sonunda insanlar çıktı.”
İlkel kabile bile olsan akıl sahibi her kez için evrenin ve insanoğlunun yaratılışı bir merak konusu aslında. Artık kimse insanları leyleğin getirdiğine inanmıyor. Ama gene de biraz araştırınca görüyoruz ki en eski Yaratılış Destanı, Tunç Çağı Babil’inden kalma 2700 yıllık kil tabletler üzerine kazınmış olan “Enuma Eliş” dir. Evrenin, dünyanın, kozmik bölgelerin ve insanın yaratılışı, ardından da tüm bunları yaratan Bâbil tanrısı Marduk’un diğer tanrılar tarafından zikredilişini içeren bu destan, Gılgamış Destanı ve Bâbil Hemeroloji Serisi’nden sonra en iyi bilinen Mezopotamya eserleri arasında yer alır. Ancak bu gün yapılan araştırmaların neticesinde biz biliyoruz ki yaratılış, bundan çok daha gerilere; hemen hemen 40 bin yıl öncesine kadar gidiyor.
Biz insanlık tarihini 40,000 yıl öncesine götürüyoruz ama bilim adamlarının ortak görüşüne göre insanlık tarihi 200.000 yıl öncesine kadar dayanıyor. Bilim insanları arasında en çok paylaşılan görüş, anatomik olarak modern insanların yaklaşık 200.000 yıl önce Afrika’da, Etiyopya’da ortaya çıkmaya başladığı ve çok daha sonra oradan dünyaya yayıldığı yönündedir. Tabi bu noktada bilim adamlarının belirlediği rakamlar ile ilahiyatçıların bahsettiği rakamlar arasında da farklılıklar dikkati çekiyor. Mesela yakın tarihimizde yapılan bir keşifle Göbeklitepe’nin tarihinin 14.000 yıl öncesine dayandığı tespit edildi. Ayrıca Fransada bulunan Chauvet Mağarasında 30.000 yıl öncesine uzanan boyalarla yapılmış insan el izleri bulunda.
Bizler ilk insan olarak Hz. Adem a.s.‘ın yaratıldığını biliyoruz ve buna iman ediyoruz. (Aksini düşünmek Kur’an’a ters bir düşünce olur.) Buna dayanarak ilahiyatçılar tarafından (Yaratılan ilk insan oladuğu için) Hz. Adem a.s.’ın yaratılışı 9.000 ila 7.000 yıl öncesine dayandırılıyor. Şimdi bizde cüz-i aklımızla bu iki görüşle alakalı bir analiz yapalım.
Biz Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda Hicr Suresi 10. Ayet, Mü’min suresi 78. Ayet ve Nisa Suresi 164. Ayetlerde Cenab-ı Allah şunu belirtiyor ve peygamber efendimize hitaben diyor ki:
—“Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.” (Hicr Suresi 10. Ayet)
—“And olsun ki, senden önce birçok peygamberler gönderdik; sana onların kimini anlattık, kimini anlatmadık; hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah’ın buyruğu gelince iş gerçekten biter. İşte o zaman, boşa uğraşanlar hüsranda kalırlar.” (Mü’min suresi 78. Ayet)
—“ Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah, Mûsa ile de doğrudan konuştu.”(Nisa Suresi 164. Ayet)
Bu konuyla ilgili başka ayetler de var ama bize bu üçü şimdilik yeter diye düşünüyorum. Sizin de gördüğünüz gibi Cenab-ı Allah Peygamber efendimize hitap ederken kendisinden öncede bir çok peygamber gönderdiğini ve bununla birlikte her millete bir peygamber gönderdiğini bizlere söylüyor. Burada ki en dikkat çekici ifade ise
—“Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.” (Hicr Suresi 10. Ayet)
İfadesi. Basit bir zekayla düşünecek olursak peygamber gönderilmeyen bir kavim yok gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Ayrıca Ahmet bin Hambel’in Müsnet’inde geçen, Efendimiz aleyhissalatu Vesselam’ın bir hadisine baktığınızda orada e Efendimiz aleyhissalatü vesselam 124.000 peygamberin gönderildiğini ifade ediyor. Şimdi basit bir matematik hesabı yaparsak her yıl bir bir Peygamber gelse, insanlık tarihi 124.000 yıl eder. Bazı zamanlar aynı dönemde birden fazla peygamber gönderildiği de olmuştur. Bununla birlikte biz biliyoruz ki peygamberlerin arasında 500 – 600 yıl gibi zamanlar da olmuştur. Mesela Hz. İsa a.s. ‘la aleyhisselatu vesselam efendimiz arasında 600 yıllık bir süre var. Dolayısıyla böyle bir basit matematik hesabı ile insanlık tarihinin en az 200.000 yada 300.000 yıl olması gerekiyor.
Bu hesaplardan yola çıkararak Hz. Adem a.s.’ın 7.000, 10.000, 20.000 yada 30.000 gibi rakam vererek kesin bir rakam vererek ne zaman yaşadığını tam olarak biz bilmiyoruz. Tabi buradan ben şu sonucu çıkartıyorum; Cenab- ı Allah binlerce peygamber gönderdiyse ve her millete peygamber gönderdiyse demek ki sadece Mezopotamya’ya değil dünyanın başka yerlerine de hatta her yerine de peygamber göndermiştir. Zaten dünya tarihini ve toplumların inanç sistemlerini, çeşitli kültürlerini ve dini inançlarını incelediğimizde aynı Mezopotamya coğrafyasında yaşayan toplulukların dini inançlarındaki bozulmaları yaşadıklarını görürsünüz.
Sonuç olarak her kültürün muhakkak kökeninde ve tarihinde bir peygamber geldiğini ve onlara doğru yolu yani tevhit inancını anlattığını görüyoruz. Tabii biz bütün dünyadaki medeniyetleri ve peygamberleri incelemeyeceğiz. Sadece Mezopotamya coğrafyasında bir inceleme yapacağız. Çünkü Kuranda belirtilen peygamberler bu coğrafyada yaşamışlardır. Dolayısıyla biz peygamberleri bu coğrafyadaki medeniyetler ve gönderildikleri kavimler üzerinden anlamaya çalışacağız.
Adem (a.s)’dan önce dünyada başka insanların olduğunu kabul etmemiz, bu konudaki ayetlere aykırı hüküm vermek anlamına geldiği için mümkün değildir. Ancak insanlardan önce bu dünyada yaşayan birçok canlı ve şuurlu varlık varlığın olduğu da bir gerçektir. Bakara Suresinin 30. Ayeti buna çok güzel bir delildir ki bu ayette geçen “Halife” tabiri Hz. Âdem a.s.’dan önce şuurlu varlığın olduğunu gösterir:
—“Düşün o zamanı ki, Rabb’in meleklere hitaben: “Ben yeryüzünde bir halifeyi yaratacağım!” dedi. Melekler de: “Yeryüzünde fesad çıkaracak, kan dökecek kimseleri mi yaratacaksın! Hâlbuki biz, hamdinle seni tesbih ve takdis ediyoruz.” dediler. Rabbin de: “Sizin bilmediklerinizi ben biliyorum!” diye onlara cevap verdi.” (Bakara, 2/30)
“Halifetun – Halife”: Bu tabir, yer kürenin insanların hayatına elverişli şartları taşımazdan evvel, burada şuurlu bir varlığın bulunmuş olduğuna ve o varlığın hayatına o zamandaki yer kürenin vaziyetleri muvafık ve müsaid olduğuna işarettir. O şuurlu varlıklar ise cinlerdir. Ayrıca,
—“Ben cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi 56. ayet)
Ayetinde cinler önce zikredilmiştir. Bu da cinlerin insanlardan önce yaratıldığına bir işarettir. Bir hadis-i şerifte yaratılış sırası özetle şöyle bildirilmiştir:
—“Allah (tarafından önce) toprak, sonra dağlar, sonra ağaçlar, sonra mekruhlar (şerler veya madenler), sonra nur, sonra hayvanlar, sonra da Hz. Âdem (a.s) yaratılmıştır” (Müslim, Sıfatu’l-Kıyâme 27, no: 2789)
Meleklerin daha önce şahit oldukları bir malumatları vardı. Nitekim daha önce yeryüzünde yaşayan cinler, dünyayı fesada vermişler, orada kan dökmüşler, zulüm yapmışlardı. Bu konuda Abdullah İbn Ömer (r.a) şöyle der:
—“Cân oğulları diye anılan cinler, Âdem (a.s)’in yaratılmasından iki bin yıl kadar evvel yeryüzünde idiler. Yeryüzünü fitne ve fesada vermek suretiyle bozdukları ve kanlar döküp cinayetler işledikleri için, Allah onlara karşı meleklerden müteşekkil bir ordu gönderdi. Melekler tarafından iyice hırpalanan bu fesatçılar denizlerdeki adalara sığınmak suretiyle canlarını kurtarabildiler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak meleklere: “Muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım….” dedi.”
Yine bu konuda İbn-i Abbas da şöyle der:
—“İnsan çamurdan yaratıldı. Yeryüzünde ilk önce cinler yaşarlardı. Onlar yeryüzünde kanlar akıttılar, birbirlerini öldürdüler. Allah, onlara İblisin komutasında meleklerden askerler gönderdi. İblis ile onun komutası altında bulunanlar, öteki cinlerle savaşarak, onları denizlerdeki adalara ve dağların etrafına sürdüler. Bu zaferi kazandıktan sonra İblisin kalbinde gurur ve kibir doğdu ve: “Ben, kimsenin yapmadığı bir iş yaptım” diye övündü. Allah da onun kalbinde doğan bu gururu bildi. İblisin yanındaki melekler de bunu bilmiyorlardı. Buna karşılık olarak melekler de: “Sen, bizim kendilerini sürgün ettiğimiz, uzaklaştırdığımız cinlerin yaptığı gibi orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler…”
Birde herkezin bilmediği yada bilipte pek önemsemediği (Önemli olduğunu iddia etmiyorum) bir konu da var ki oda Lilith efsanesi.
Kutsal kitaplarda insanlığın hikayesi Hz. Adem a.s. ve Hz. Havva ile başlar. Bazı kaynaklara göre Hz. Hava, Hz. Adem a.s.’ın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Ancak gene aynı kaynaklar bize bir üçüncü kişiden bahseder. Bu kişi Hz. Adem a.s. ile birlikte yaratılmış bir eştir. Bu eş Allah’a isyan etmiş, Hz. Adem a.s.’ı terk ederek Cennetten ayrılmış, şeytanın çocuklarını doğuran ve adı Lilith olan kadındır.
Şimdi bu Lilith ile ilgili bazı konulara kısaca bir göz atalım.
Lilith’in Tevrat’ta açıkça yer almamasına rağmen; birçok Yahudi dinî kaynak Tevrat’ın 2. Bab’ın da sözü geçen Havva’nın Hz. Âdem a.s.’in başka bir karısı olduğu, 1. Bab da ise ilk karısı olan Lilith olduğuna dikkat çeker.
Lilith Musevilik’de ve erken dönem Hristiyanlık metinlerinde önemli yer tutar efsaneye göre Hz. Havva gelmeden önce cennet bahçesinde Lilith vardı. Cennetteki Lilith, kızıl ve gür saçlı, beyaz tenli, zarif bedenli bir kadın şeklinde tasvir edilir.
Sümerce Lil kelimesinden türeyen Lilith, rüzgar, ruh, nefes ve hava anlamına geldiği gibi zehir ve salgın hastalık anlamlarını da içerir. Babilce Lilitu, Asurca Lilatu ve Arapça Leyla kelimeleriyle benzer anlamlarda buluşur.
Efsaneye göre tanrı kadın ve erkeği birlikte ve eşit koşullarda yaratmıştı. Birine erillik, diğerine ise dişilik bahşedilmişti. Yaratılış düzeninde birbirlerini tamamlıyorlardı ve işler yolunda gitmiyordu. Lilith ilişki sırasında sürekli altta olmaya dayanamıyordu. Mademki eşit yaratılmışlardı üstte olmak yaratıcıya yakın olmak onun da hakkıydı. Bu yüzden Adem’le birlikte olmayı reddederek cenneti terkeden dişi olarak anılır. İlk ayrılık kadınla başlamıştır. İlk günahkar da kadındır. Erkek ise ona uyandır. Genel kabul bu yöndedir.
Lilith’in bu eşitlik isyanına yakın zamanlara kadar pek de itibar edilmemiştir. Oysa aralarındaki diyalog Yahudi kültüründeki Bensira alfabesi kitabında açıkça anlatılır.
—““Tanrı ilk insanı yarattığında şöyle konuştu: “İnsanın yalnız olması iyi bir şey değil.” Ve ona topraktan bir eş yarattı. Ona benzeyen adı Lilith olan. Bir süre sonra birbirleriyle kavga etmeye başladılar. Kadın erkeğe şöyle dedi : “Ben senin altında yatmak istemiyorum.” Ve ilk erkek karşılık verdi : “Ben senin altında değil üstünde yatmak istiyorum çünkü sen altta kalan olmayı hak ediyorsun ve ben üstün olmayı hak ediyorum.” Kadın karşılık verdi : “İkimiz de eşitiz çünkü ikimiz de topraktan yaratıldık.” Ve her ikisi de birbirlerini anlamayı reddettiler”
Lilith sonunda çatışmaya dayanamaz ve Tanrı’nın gizli adını söyleyerek Cennetten ayrılır ve yeryüzüne iner. Adem bir kez daha yalnız kalmıştır. O kadar yalnızdır ki Tanrıya lility geri getirmesi için dua eder. Tanrı liliti geri getirmeleri için 3 meleğini görevlendirir. Senoy, sansajoy, ve semangelov yeryüzüne inerek birlikte lilith’i aramaya başlarlar ve onu nihayet Kızıldeniz yakınlarında bir mağarada bulurlar. İblis çoktan kadının aklını karıştırmış liliti Adem’e karşı kışkırtmıştır. Dahası iblisin soyundan gelen cinlerle çiftleşerek yüzden fazla çocuk doğurmuştur. Lilit artık Adem’e Sadık olmayacağını ve onu istemediğini söyleyerek geri dönmeyi reddeder. Linet lanetlenir Adem Yalnızlıktan deliye döner. Bir eş daha diler Tanrıdan. Bu kez itaatkar olsun ister. İsyan etmeyecek altta kalmaya razı olacak ama lileti de aratmayacak bir kadın. Tanrı onun isteğini kırmaz ve bu kez ona istediği gibi bir eş verir. itaatkâr ve sevgi dolu Havva’yı onun kaburga kemiğinden yaratır.
Lilith’in Yahudi kaynaklarında ki anlatımı bu şekilde. Tabi lilith’e yazılı kaynak olarak ilk defa Gılgamış destanında rastlıyoruz. Lilit ilk kez bundan yaklaşık 4000 4500 yıl önce yazılı metin olarak Mezopotamya mitolojisinde karşımıza çıkıyor. Çünkü ilk yazı Sümerlerde bulunduğu için doğal olarak bu yazılı kaynak ta Gılgamış Destanı oluyor. Lilit belki sümerlerden öncede biliniyor olabilir ama yazıyı sümerlerin icat etmesinden dolayı onlardan önceki bir yazılı kaynağa rastlamamız mümkün olmuyor.
Gılgamış mitolojisinde Hulubu Ağacı hikayesinde İnanna ile beraber Lilith’in adının geçtiğini görüyoruz.
Yuvasını Huluppu ağacının köklerine kurdu.
Ağacın dallarından Anzu-Kuş kuluçkaya yattı.
Ve gövdesinde karanlık bakire Lilith evini inşa etti…
Gılgamış eğitilemeyen yılanı öldürdü.
Anzu-Kuş yavrularıyla dağlara uçtu.
Ve Lilith evini yıkarak vahşi, ıssız yerlere kaçtı.
İnanna ve Gılgamış arasında bazen Aşk, bazen anne çocuk ilişkisi varken burada kardeş olarak karşımıza çıkıyorlar. Bahsedilen Hulubu Ağacı ise Fırat kıyısında yetişen bir ağaç. Bu ağacın içerisine cazibe bilmeyen yılan, Anzu Kuşu ve lilitu veya lilit yuva yapıyor. Bu durum İnanna’yı çok üzüyor. İnanna ne yapacağını bilmezken kardeşi Gılgamış geliyor yılanı öldürüyor. Böylelikle Anzu Kuşunun ve Lilith’in kaçmasını sağlıyor.
Lilit tasviri olan bir tılsım
Lilith sıklıkla uzun bukleli kızıl saçlı, bazen vücudunun belden aşağısı bir ateş sütunu, bazen çok güzel ve baştan çıkarıcı bir kadın, bazen ise bir yılan olarak tasvir edilir. Anlatılarda Lilith, güzelliği ve baştan çıkarıcı özellikleri ile erkeklere de musallat olur.
Silifke Müzesi’nde yer alan, üzerinde “Kutsal Binici” tasvirli gümüş tılsımda binici elindeki mızrak ile bindiği atın ayaklarının altında sürünmekte olan bir yılanı öldürürken tasvir edilir. Bu tür tılsımlar Bizans döneminde hastalıklardan ve dişi şeytandan korunmak için kullanılırdı.
Washington D.C. Dumbarton koleksiyonundan. Kutsal binici’nin dişi şeytanı yenmesi
Ataerkil kültürün egemen düşüncesinin Lilith’i bir canavar haline getirmesine karşın, kadınlara yüklenilen olumsuzluklar bitmez. Bu olumsuzluklardan Havva da nasibini alır. Üç büyük dinde de yasak olan meyveyi Havva, Adem’i ikna ederek yedirdi ve cennetten kovulmalarına sebep oldu. Anlatılarda Havva’ya bu meyveyi sunan bir yılandır.
Michelangelo, “İlk Günah ve Cennetten Kovuluş”, 1511, Sistine Şapeli, Vatikan.
Sanatın her alanını etkileyen Lilith anlatısını, Fuzûli’nin Leylâ ile Mecnûn mesnevisinde de görürüz. Araplarda, Leyla’nın masumiyetinin yanında karanlık ve geceyle anılmasında, Sümer ve bazı diğer kaynakların da etkisi bulunur. İslam sonrası klasik mesnevilerde Leylâ’nın, Mecnûn’u delirterek aklını kaybetmesine sebep olması, onun için kabilelerin savaşması, Lilith’in Leylâ figürüne dönüştürülmesi ile bağlantılıdır.
Leyla ile Mecnun
Arkadaşlar! Bizler elimizde bulunan rivayetler ekseninde çıkarımlar yapıyoruz yine de her şeyin en doğrusunu Rabbimiz bilir. Kıyamet koptuktan sonra dünyada yaşam olacak mı diye sorulacak olursa, insanlardan sonra kıyamet kopup ikinci bir diriliş ile ebedi hayat olan ahiret hayatı başlayacaktır. Ne Kur’an da ne de hadislerde insanlardan sonra dünyanın başka mahlûklar ile devam edeceğine dair bir işaret ve emare yoktur.
Şimdi sizlere bunları anlattım ama buradaki amacım bilimsel bir çalışma yapmak değil. Sadece insan oğlunun yaratılışından önceki süreç ile ilgili kısa bir ön bilgi vermek istedim o kadar. Bu sohbetimizin içeriği aslında “her bir insanın yapması gereken kulluk görevinin yol haritası” olmasıdır. Tabi ki anlayan ve anlamak isteyenler için. Zaten evrenin ve dünyanın oluşumu ve gelişimi özet olarak ancak bu kadar anlatabilirdi. Çok fazla ayrıntı bizim işimiz değil demiştim. Tekrar bana söyletmeyin.
Öncelikle şuna bir açıklık getirelim. Her bir insanın yapması gereken kulluk görevinin yol haritası Peygamberler tarihini bilmek mi? Tabii ki hayır. (Şimdi burada bir çoğunuzun hayır dediğini duyar gibiyim) Ancak bir yerden başlamak lazım öğle değil mi? Şunu unutmayın ki kardeşlerim eğer gerçek manada kulluk görevimizi yerine getirmek istiyorsak önce ilim sahibi olacağız. Çünkü ilim ameli sağlamlaştırır ve güçlendirir. Aksi taktirde kıldığımız iki rekatlık sabah namazının bile ne kadar doğru olduğunu bilemeyiz. Ve şuna emin olun ki bazı kardeşlerimiz anlayacaklar ki
—“Benim kalbim temiz.”
Düşüncesi onları cennete sokmaya yetmeyecek Aksine bu düşüncenin gerçekte ahiretlerini nasılda yakıp kavuran bir şey olduğunu yüreklerinde hissedecekler.
—“Bir çay içecektik mevzu nerelere geldi.”
Belki hızlı ve sert bir giriş oldu ama, biraz benim heyecanım biraz da konunun uzun ve detaylı oluşu bu mevzulara girmeme neden oldu. Artık yavaş yavaş yaratılış ve Peygamberler Tarihi bölümüne geçelim.
Daha önceden de söylediğim gibi insanlık tarihini biz Hz. Adem a.s. ile başladığını biliyor ve kabul ediyoruz. Bu başlangıçtan itibaren de anlatımlarımızı aşağıdaki tarihsel kronolojiye göre yapacağız.
PEYGAMBERLER TARİHİ KRONOLOJİSİ
M.Ö. 4890 ( M.Ö. 10.000 )
Hz. Âdem’in yeryüzüne indirildiği tahmini tarih.( İnsanlık tarihi 7.000 yıl süreceği tahmin edilerek hesaplanan tarihtir. ) Hz.Adem’in 930 ile 960 yıl yaşadığı rivayetler arasındaki en güçlü olanıdır. Hz. Havva ile evliliklerinden; ilki, Kaabil/Eklimya, ikincisi, Hâbil/Lebuda olmak üzere 120 çift ( bazı kaynaklarda 20 çift ) çocukları dünyaya geldi. 3.doğum Hz. Âdem’in yerine geçecek olan tek doğan Hz. Şit(Şis)’dir. Hz. Şit Hâbil’in öldürülmesinden 5 yıl sonra, adının anlamına istinaden Allah’ın hediyesi olarak Hâbil’e karşılık verilmişti. Lakabı Safiyyullahtır.
M.Ö. 4690 ( M.Ö. 9.800 )
Hz. Adem a.s. (Adam) ile Hz. Havva’ nın dünyada buluşması.
M.Ö. 4583 ( M.Ö. 9.600 )
Hz. Şit a.s.’ın (Seth / Şis ) tahmini doğum yılları. Tahmini 912 yıl yaşadı.
M.Ö. 3960 ( M.Ö.9.000 )
Hz. Şit. A.s.în peygamber oluşu. Bu tarih aynı zamanda Hz. Adem a.s.’ın vefat tarihi olarak tahmin edilmektedir. Çünkü Adem a.s.’ın yerine kendisi geçmiştir. Hz. Şit’in 912 yıl yaşadığı tahmin ediliyor. Ondan sonra oğlu Enuş (Anuş)(950 yıl), yerine oğlu Kaynan ( 800 yıl ), yerine Mehlail ( 895 yıl ), yerine Yerd ( 926 yıl ), ölünce yerine Uhnuh yani Hz. İdris a.s. geçti. Hz. Şit a.s. ile İdris a.s. arasında Peygamber gelmedi.
M.Ö. 3600 ( M.Ö.8.000 )
Hz. İdris a.s. ( Enpch), Hz. İdris a.s. göğe çekilince ( 165 yaşındaydı ) yerine oğlu Müveşlik (MettuŞelah) ( 917 yıl ), yerine Lemek ( 700 ), yerine Hz. Nuh a.s. geçti.
M.Ö. 3480 ( M.Ö. 6.950 )
Hz. Nuh a.s.’ın ( Noah ) doğumu. Hz. Âdem ile Hz.Nuh arası yaklaşık 1500 yıl olduğu sanılmaktadır. Hz. Nuh a.s. 950 yıl tebliğ görevinde bulundu.
M.Ö. 2530 ( M.Ö. 6.000 )
Nuh Tufanı. Tufandan sonra Hz. Nuh a.s. 50 yıl yaşadı.(100,160 yıl diye geçen kaynaklarda mevcuttur.) Hz. Nuh a.s.’ın üç oğlu:
SÂM nesli; yeryüzünün orta üst kısmı, Beytülmakdis(Mescidi Aksa), Nil, Feysun, Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan beş ırmağın suladığı yerler.Araplar, Aramiler, İbraniler,Süryaniler, Keldaniler ve Fenikeliler gibi milletler. Hz. Nuh’tan sonra Hz. Muhammed S.A.V.’e kadarki bün Peygamberler Sâm soyundan gelmişlerdir.
HÂM nesli; Nilin batısına ve arkasına düşen yerler. Arîler ya da Hintliler, Berberiler, Kıptiler, Farslılar, Kürtler ve Avrupalı milletler.
YÂFES nesli; Mağrıb ile Meşrik arasında konaklamıştır. Erzurum’a kadar Türklerin dahil olduğu ve Arab olmayan bütün yurtların dahil olduğu soylar. Moğollar ya da Turanlılar, Türkler (Orta Asyalılar dahil), Çinliler, Japonlar ve Moğollar gibi milletler.
M.Ö. 2480 ( M.Ö. 5.900 )
Hz. Nuh a.s.’ın vefatı. Yerine oğlu Sâm geçti ve 600 yıl yaşadı. Yerine oğlu Efrafşed ( Erfahşud ) geçti ( 465 yıl ), yerine Şalıh geçti ( 430 yıl ), yerine Abir ( 340 yıl ), yerine Fâlığ ( 239 yıl ), yerine Ergu geçti. ( 200 yıl) Ergu’ nun zamanı Babil’de oturan zorba Nemrud’un dönemine denk gelmektedir. Yerine Sarug ( 230 yıl ), bu dönemde halkın bir kısmı putlara,taşlara,ağaçlara bir kısmı suya, rüzgara tapmaya başlamıştı. Sarug ölünce yerine oğlu Nahor geçti. Bu dönemde çok şiddetli bir sarsıntı meydana geldi ve bütün putlar yıkıldı, ancak tekrar putları diktiler.
M.Ö. 2440 ? ( M.Ö. 3.500 )
Hz. Hûd ( Eber ) 464 yıl yaşadı. Âd kavminin peygamberidir.
M.Ö. 2400 ? ( M.Ö. 3.000 )
Hz. Salih ( Shelah ) 258 veya 280 yıl yaşadı. Semûd kavminin peygamberidir.
M.Ö. 2337 ( M.Ö. 2.500 )
Hz. İbrahim a.s.’ın ( Abraham ) doğumu. 175/200 yıl yaşadı. Hz. İbrahim’den sonraki bütün peygamberler ( Hz. Lut istisna, Hz. İbrahim’in kardeşi Haran’ın oğludur.) Hz. İbrahim a.s.’ın soyundan gelmiştir.
M.Ö. 2251
Hz. İsmâil’in ( Ishmael ) doğumu.
M.Ö. 2237
Hz. İshak’ın ( İzaac )doğumu. 160/185 yıl yaşadı.
M.Ö. 2233
Hz. İsmâil’in annesi Hz. Hacer 90 yaşında vefat etti.
M.Ö. 2150
Hz. İbrahim’in vefatı. Mezarı Filistin, Batı Şeria’da ( Habrun/ Hebron )
M.Ö. 2115
Hz. İsmâil’in vefatı. 137 yaşındaydı.
M.Ö. 2067
Hz. İshak’ın vefatı.
M.Ö. 2062
Hz. Lût ( Lot), Hz. İbrahim’in kardeşi Haran’ın oğlu ve kendisine ilk iman edendir.
M.Ö. 1830
Hz. Yakup a.s.( Jacob ), Hz. Yusuf’tan 27 yıl önce vefat etti.
M.Ö. 1770
Hz. Yusufa.s. ( Joseph ) 120 yıl yaşadı. Mısır’da peygamberlik yaptı.
M.Ö. 1750
Hz. Eyyub a.s.(Job ), Üçüncü kuşaktan Hz. İbrahim’in oğlu Hz.İshak’ın neslindendir. Yaklaşık 125 yıl yaşamıştır. İbtilası 18 yıl sürdü.
M.Ö. 1650
Hz. Zülkifl a.s./ Kifl ( Ezekiel ), 75 yıl yaşamıştır. Hz. Eyyub’un oğludur.
M.Ö. 1600-1560
Hz. Şuayb a.s. ( jethro ), Hz. Musa a.s.’ ın kayınpederidir. Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderildi. 140 yıl yaşadı.
M.Ö. 1550
Hz. Musa a.s.’ın ( Moses ) doğumu. 120 yıl yaşamıştır.
M.Ö. 1500
Hz. Yûşa a.s.’ın ( Yehoşua/Yeşu ) doğumu. Yaklaşık 125 yıl yaşamıştır.
M.Ö. 1433
Hz. Harun a.s.’ın ( Aaron ) vefatı.
M.Ö. ? ?-? ?
Hz. Hızır . ( Çok geniş bir zaman diliminde ismi anılmaktadır, hâla yaşadığı rivayet edilir.) Kur’an-ı Kerim’de Musa Aleyhiselam ile yolculuğu anlatılır. Allah Azze ve Celle kendisine özel bir ilim vermiştir. Halen sağ olup her sene Hacc mevsiminde İlyas Aleyhiselam ile buluştukları rivayet edilir. Ancak hakkında söylenenler Kur’an ve Hadislerden başka hep tartışılmıştır doğrusunu Allah ( C.C. ) bilir.
M.Ö. 1430
Hz. Musa a.s.’ın vefatı.
M.Ö. 1375
Hz. Yuşa a.s.’ın vefatı.
M.Ö. 1350
Hz. Kâlib b. Yüfena, Hz. Musa a.s.’ın kızkardeşi Meryem’in kocası. Yani Hz. Musa a.s.’ın damadı.
M.Ö. 1300 ?
Hz.Hızkıl a.s.( b. Nûri), Hz. Kâlib b. Yüfena’nın oğlunun vefatından sonra Allah ( C.C.) onu İsrailoğullarına peygamber olarak göndermiştir. 27 yıldan sonra Babil diyarına hicret etmiş ve orda vefat etmiştir.
M.Ö. 1250
Hz. İlyas a.s.( Elijah )
M.Ö. 1200
Hz. Elyesa a.s. Hz İlyas a.s.göğe kaldırıldıktan sonra yerine Hz. Elyesa a.s. gelmiştir.
M.Ö. 1150 ?
Hz. Yûnus a.s.( Metta oğlu ) Âsurlular zamanında Ninova halkına peygamber olarak gönderildi.
M.Ö. 1100
Hz. Şemûyel a.s. ( Samoyel / İşmoil )’in Peygamber olarak geldiği tarih.
M.Ö. 1029
Hz. Davud a.s.( David ),
M.Ö. 1000
Hz. Davud a.s. Kudüs şehrini ele geçirdi.
M.Ö. 973
Hz. Süleyman a.s.’ın ( Solomon ) doğumu.
M.Ö. 950
Hz. Süleyman a.s. BeytülMakdis’ i ( Mescid-i Aksa’yı ) inşa etmiştir.
M.Ö. 920
Hz. Süleyman’ın vefatı.
M.Ö. 1000/900
Hz. Lukman. Alimlerin çoğunun ortak ittifakı, kendisinin Peygamber veya Vahye mazhar olmadığı düşüncesidir.
M.Ö. 700
Hz. Şâ’yâ a.s.( b. Emus veya Emsıya). İsrailoğullarınınSıddîka adındaki krallarının döneminde peygamberlik yapmıştır. Kral Sîddika öldükten sonra devlet karışmış, düzen bozulmuş, Allah’ın kitabı bir tarafa atılmıştır. Vahiyle konuşan Şa’ya Peygambere israiloğulları kızıp onu gizlendiği ağaç kavuğunda testereyle ikiye bölerek şehit etmişlerdir.
M.Ö. 600
Hz. İrmiya ( b. Hılkıya ). Hz. Şâ’ya’ yı şehit eden israiloğullarına Allah Hz. İrmiya’yı peygamber olarak gönderdi. Ancak azgınlıkları arttı ve peygamberi zındana attılar. Allah onların başına Babil hükümdarı Buhtunnassar’ı musallat etti ve onları mahfetti. Buhtunnassar Hz. İrmiya’yı zindanda çıkartıp ona hürmette bulundu. Allah azze ve celle Hz. İrmiya’yı yüzyıllık ölümden sonra diriltip gözlerini açtırdı.
M.Ö. 550
Hz. Danyal a.s. ( b. Hızkıl’ülasgar ). Hz. Danyal a.s. Babil kükümdarıBuhtunnassar’ınİsrailoğulları talan ettiğinde ( Allah C.C. musallat etmiştir.) yanında götürdüğü binlerce esirden biridir. Babil’den ayrıldıktan sonra Huzistan’nın ( İran ) Sus şehrine gitmiş ve orada vefat etmiştir.
M.Ö. 500
Hz. Uzeyr a.s.( Azra ), Babil Kralı Buhtunnassar’ın elindeki esirler içinde Hz. Danyal a.s. gibi UzeyrAleyhiselamda bulunuyordu. Bakara suresinin 259. Ayetinde yüz yıl ölü halde bırakılıp diriltildiği açıklanan Zat’ın İrmiya değil de UzeyrAleyhiselam olduğu da ileri sürülmektedir.
M.Ö. ? ?-? ?
Hz. Zülkarneyn.a.s. ( Çok geniş bir zaman diliminde ismi anılmaktadır) Peygamber ya da resul olduğunu söyleyenlerde vardır. Hz. Ali (R.A.) ise Hz. Zülkarneyn için, ne bir nebi ne de kral idi. O Allah’ın Salih bir kulu idi; o Allah’ı, Allah’ta onu sevmiştir, demiştir. 1600, 2000 hatta 3000 yıl yaşadığı rivayetler var. Hızır Aleyhiselamın da ordusunun başında olduğu, kendisine vezirlik yaptığı rivayet edilir. Doğrusunu ise Allah bilir.
M.Ö. 127
Hz. Zekeriyyâ a.s.( Zechariah ) Hz. Zekeriyyâ a.s.’ın çok sevdiği, değer verdiği iki dostu vardı. Biri, İmrân diğeri Fakoz idi. Fakoz’un iki kızı vardı, İşâ ve Hinne. Daha sonra Fakoz kızı Hinne, ile İmrân evlendi ve Fakoz kızı İşâ ( Eşya ) ile Hz. Zekeriyyâ evlendi. Hz. Zekeriyyâ-İşâ evliliğinden Hz. Yahya dünyaya geldi.İmrân-Hinne evliliğinden ise Hz. Meryem dünyaya geldi. Yani Hz. Yahya ile Hz. Meryem teyze çocuklarıdır. Hz. Zekeriyyâ a.s. 120 yaşında iken hanımı 98 yaşında iken Allah dualarını kabul edip kendisine Hz. Yahya a.s.’ı nasip etmiştir.
M.Ö. 7
Hz.Yahya a.sa.( John ), Hz. İsa a.s.’dan 6 ay büyüktür, şehit edildiğinde 32 yaşındaydı. Hz. İsa a.s. ise 31,5 yaşında idi.
M.Ö. 6.
Hz. İsa’nın ( Jesus ) tahmini doğum yılı.
M.S. 27
Hz. İsa’nın semaya kaldırılışı
M.S. 33
Hz. İsa a.s.’ın annesi Hz. Meryem’in vefatı.
M.S. 27/610
Fetret Devri. Fetret Çağı da denilen bu dönem, Hz. İsa’nın göğe çekilmesinden Hz. Muhammed Mustafa S.A.V’ in peygamber olduğu döneme kadarki Peygamber siz zaman, Peygamberliğin kesintiye uğradığı dönemdir.
M.S. 571
SON PEYGAMBER HZ. MUHAMMED(SAV) ‘in DOĞUMU
Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) babası Abdullah İbn-i Abdilmuttalib’in vefatı.
Fil Olayı, Peygamber Efendimizin doğumunda 52 gün önce meydana gelmiştir.Habeşistan’ın Yemen Valisi Ebrehe, Kâbe’ye saldırdı.
571 ( 20.04.571 Pazartesi )
Hz. Muhammed S.A.V. Efendimiz’ in doğum günü.
Rebiülevvel ayının 12′nci gecesi (20 Nisan) Efendimiz (sas) dünyayı şereflendirdi.
Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sütanne Halîme-i Sa’diyye’ye verilmesi.
_____________________________________________________________________________________________
Peygamberler tarihi kronolojisi Kaynakları: Başta Kur’an-ı Kerim’in ilgili ayetleri ve konuyla ilgili Hadis Kaynakları ve: 1) İbn Kesîr, El-Bidaye ve’n-Nihâye Büyük İslâm Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2008. 2) Ebû Cafer Muhammed Bin Cerir’üt-Taberi, Taberi Tarihi, Sağlam Yayınları, Tercüme M.Faruk Gürtunca, İstanbul. 3) Mesudî, Murûc Ez-Zeheb, Çeviri D.Ahsen Batur, Selenge Yayınları, İstanbul, 2011. 4) Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz., Mârifetnâme, Sadeleştiren Durali Yılmaz ve Hüsnü Kılıç, Çelik Yayınevi, İstanbul, 2011. 5) Ahmet Cevded Paşa, Peygamberler Tarihi ve Hz. Muhammed’in Hayatı, Sadeleştiren Zekeriya Akman, Ankara, 2014. 6) M.Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, TDV Yayınları, Ankara, 2014. 7) Hekimoğlu İsmail, İslâm Tarihi, İstanbul, 2001. 8) İsmail L. Çakan, N.Mehmet Solmaz, Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Peygamberler ve Tevhid mücadelesi, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2014. 9) Ahmet Lütfü Kazancı, Hz. Süleyman’dan Hz. Muhammed’e (s.a.s.) Peygamberler Halkası, İstanbul, 1997. 10) Türk İslam Ansiklopedisi Asr-ı Saâdet, Editör Servet Ergin, Dünden Bugüne Tercüman Ilıcak Yayıncılık, İstanbul. 11) Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1988-2013.
