Hakkında

S. Aycan Göktaş, 11 Aralık 1996’da Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde doğdu. Asıl kökleri Kırşehir’e uzanan Aycan’ın yolculuğu, insanı ve varoluşu anlama isteğiyle erken yaşlarda başladı. Bu içsel çağrı, onu felsefe alanında lisans, yüksek lisans ve bugün sürdürdüğü doktora eğitimine taşıdı. Akademik birikimini, özel bir kurumda öğretmenlik ve eğitim danışmanlığıyla somutlaştırarak düşüncenin hayata değdiği alanlarda varlığını sürdürüyor.

Yazmak, onun için bir alışkanlık değil; babasından kalan derin bir miras. Kelimelerle kurduğu bağ, yıllar içinde nefes gibi zorunlu, kalp atışı gibi doğal bir hale geldi. Yaşadıklarını, izlerini taşıyan anları, içsel dönüşümlerini ve insanın karanlıkla ışık arasındaki ince çizgisini yazıya dökmek onun en büyük tutkusuna dönüştü. Çocukluğundan bu yana hem kendini hem insanları keşfetmeye olan ilgisi, satırlarında yankı bulan güçlü bir sese dönüştü.Sözcükleri bir sığınak, cümleleri bir yolculuk olarak gören Aycan; hikâyelerini hayatın görünmeyen kırıklarından, iyileşmeyi bekleyen boşluklardan ve içimizde saklı duran umut kıvılcımlarından toplar.

Metinlerinde modern bir dil, duygu yüklü bir atmosfer ve incelikle işlenmiş bir ritim bulunur. Her yazısında okurla kurduğu samimi bağ, hem kendisini hem de okurunu biraz daha derine, biraz daha ileriye taşır.

Yazmak onun için yalnızca bir anlatım biçimi değil içsel bir keşif, bir adım, bir arayışın devamıdır.Ve burası, o arayışın ilk durağı…

Okurlarına tek bir duygu bırakmak ister:“Okurken, ben de yaşadım bu satırları.”

YAZARIN DİĞER YAZILARI

  • Yanıp Kalan Değil, Yanıp Yeniden Olan

    Yanıp Kalan Değil, Yanıp Yeniden Olan

    Bazı kadınlar vardır; yaşadıklarını anlatırken sesi titremez, gözleri dolmaz. Çünkü onların ağlaması çoktan bitmiştir. Yangınları geride kalmıştır. Küllerini ceplerine koyup yürümeyi öğrenmişlerdir. Manipüle edilmek, insanın aklının yavaş yavaş elinden alınması gibidir. Kim olduğunu, ne hissettiğini, neyi hak ettiğini unuttururlar. “Abartıyorsun,” derler, “yanlış anlıyorsun.” Bir süre sonra insan kendi kalbinden şüphe etmeye başlar. Acı bile izinsiz…

  • Kendime Giden Kapının Gıcırtısı 

    Kendime Giden Kapının Gıcırtısı 

    İnsanın kendine bakması, karanlık bir odaya girip ışığı açmamak gibidir. Ne kadar beklersen bekle, gölgeler hep önce gelir. Ben de uzun zamandır o gölgelerle aynı masada oturuyorum. Sessizlik çay koyuyor, iç sesim sandalye çekiyor, ben ise ne tarafa bakacağımı bilemeden kendi içimde ağır ağır çözülüyorum. Hiçbir kırılma bir anda olmuyormuş; bunu geç öğrendim. İnsan önce…

  • Sahte Samimiyetin İnce Çizgisi

    Sahte Samimiyetin İnce Çizgisi

    İnsan ilişkilerinde en tehlikeli şey, açık bir düşmanlık değil; dostlukmuş gibi davranan o belirsiz yakınlık hâlidir. Çünkü sahte samimiyet, insanın üzerine sessizce çöken bir sis gibidir. İlk bakışta sıcak görünür, hatta güven verir. Ama içine girdikçe yolun kaybolduğunu fark edersin. Bugün insanlar birbirine gülümsüyor, selam veriyor, hâl hatır soruyor… Fakat tüm bu hareketler, çoğu zaman…

  • İçimin Aynasına Dönüş

    İçimin Aynasına Dönüş

    İnsanın kendine bakması, karanlık bir odaya girip ışığı açmamak gibidir; ne kadar beklersen bekle, gölgeler hep önce gelir ve ben de uzun zamandır o gölgelerle aynı masada oturuyorum, sessizlik çay koyuyor, iç sesim sandalye çekiyor, ben ise hangi yöne dönsem kendimle yüzleşeceğimi bilerek ağır ağır çözülüyorum içimde. Hiçbir kırılmanın bir anda olmadığını geç öğrendim; insan…

  • Kalbin Kırıldığı Yerde Işık Doğar

    Kalbin Kırıldığı Yerde Işık Doğar

    Bir kadının kalbi kırıldığında, dünya önce sessizliğe gömülür. Sözlerin gölgesi omuzlarına çöker, bakışların ağırlığı ruhunun en kuytusuna iner. Bu sessizlik insana yıkım gibi görünür; yitirilen güvenin, eksilen sevginin, kopan zamanın tokadı gibi… Oysa çoğu zaman kalbin kırılması, Yaradan’ın kulağına eğilip fısıldadığı bir uyanıştır. Acı, bir ceza değil; insanın içine ışık düşüren, görünmez bir öğretmendir. Kadın…

  • İnsanın Karanlığında Umut

    İnsanın Karanlığında Umut

    İnsan ruhu bazen öyle karanlık bir yere düşer ki, ışığın varlığını bile sorgular hâle gelir. Sessizliği dinlersin; ama o sessizlik yalnızca yokluğun yankısıdır. İçinde fısıldayan sesler, bir zamanlar sana aitmiş gibi hissettiklerin, kaybolmuş ve geri gelmemek üzere gitmiştir. Bu kayboluş anında insan, kendi gölgesine, kırık dökük parçalarına bakar. Tam o noktada, karanlığın ortasında, ruhun en…

  • Ruhun Yalnızlığı

    Ruhun Yalnızlığı

    Bazen ruh, kendi yankısını bile duyamayacak kadar sessizleşir. Dışarıdan bakan biri bunun huzur olduğunu sanır, oysa içerde büyük bir boşluk, ince bir sızı vardır. İnsan kalabalıkların arasında yürürken bile kendi içine düşer bazen. Ne bir ses, ne bir yüz o çukuru dolduramaz. Çünkü ruhun yalnızlığı, bedensel değil; anlamın eksildiği yerde başlar. Yalnızlık, çoğu zaman bir…