KENDİNE YABANCI

You are currently viewing KENDİNE YABANCI

Kendimize o kadar yabancıyız ki…

Canlı yayında Nihat Hoca’ya sorulan ve sosyal medyada alay konusu olan sorulara bakın: – “Oruçluyken bizim yeğen ağzıma doğru gaz çıkarttı, acaba orucum bozulmuş mudur?”
– “Hocam Survivor’da kızlarla erkekleri seyretmek orucu bozar mı?”
Yüzyıllardır inandığımız dinin gereklerini yerine getirmeyeceğimiz halde, onları tartışıyoruz.

Onlar ise başka bir yoldan gidiyor.
Son 100 yılda 104 Yahudi Nobel ödülü alıyor.
Çocukları daha evlenmeden Tevrat’ı ezbere biliyor.
Hristiyan astronot, uzay aracına binerken haçını öpüyor ve “Yüce İsa adına…” diyerek Tanrısına teşekkür ediyor.

Biz de boş durmuyoruz elbette.
Hristiyan filmlerinden öğreniyoruz yemek öncesi dua etmeyi.
Yemekten önce Hristiyan gibi dua ediyoruz ama yemekten sonra Müslüman gibi şükretmeyi unutuyoruz.

Aydınlarımız(!) televizyonlarda tartışıyor:
“Oruçluyken denize girdim, makatıma su girse niyetim bozulur mu?”
Ertesi gün tutmayacağımız oruç, kılmayacağımız namaz için fetvalar arıyoruz.
“Bu devirde alim mi kaldı?” diyoruz ama 100 yıldır keyfimize göre bir imam da bulamadık.

Nobel’e üzülüyoruz bir yandan.
Karısı onu matematikçiyle aldattığı için, kıskançlıkla Nobel’e matematik ödülü koymamış diyoruz.
Magazince eleştiriyoruz zalim adamı.
Ama ne matematikte ilerledik, ne fizikte. Unuttuk.

Onlar, Kur’an yapraklarını okların ucuna yerleştirerek bizden olanlarla vuruyor bizi.
Biat mı edeceğiz, savaşacak mıyız? Anlamayalım diye.
Tam bir Nobel alacağız dedik, baktık ki kendimize sövmekle oluyor.
Yok, ısınamıyoruz.

Arabalara Türkçe isimler koyuyoruz.
Ama onların arabalarına.
Bir yandan da sınavlarda Mark Zuckerberg ve Bill Gates’in isimlerini ezberletiyoruz.
Yarışma programlarında büyük ödül sorusu yapıyoruz bu isimleri.
Biz, mezar taşlarımızdaki isimleri dahi okuyamıyorken.

Yine o mezarları yüksek kürsülü taşlardan yapıp kuşlara su yerleri ayırıyoruz.
Sevabıyla yırtarız diye umut ediyoruz, krediyle gittiğimiz hacdan arta kalan günahlardan.

Ve kadınlar…
Hepimiz seviyoruz kadınları.
Zaten bizim kültürümüzde harem de var.
Tarihimizden geriye kalan başka bir şey olmadığı için(!) çok seviyoruz haremi.
Ve merak ediyoruz kadınlarını.
Dedim ya, tarihimizde başka merak edeceğimiz şey kalmadığı için bu merak.

Kadınlarımız yabancılara benzemeye çalışıyor, erkeklerimiz de teşvik ediyor.
Hiç Hz. Ayşelerimiz (r.a) olmadı ya bizim(!).

Kendimize o kadar yabancıyız ki…
Hiç “Karacaoğlan anası yetiştireyim” kaygımız olmadı kızlarımız için.
Zengin birine varsın yeterdi. Sürünmesin.

Boş durmadık elbette geçen onca sürede.
Eşitlik ve hoşgörü denilen kelimeleri öğrendik.
Ahlak, kültür ve maneviyatı kaybetsek de.

Devlet dairelerinde “gerek yoktu Allah’a” mesela.
Muhasır medeniyetler hacılarını öperken, okullarında Tevrat’ı ezberletirken,
Bize “siz yapmayın, herkes eşit olsun” diyordu.
Anlayamadık bu eşitlik ve demokrasi neymiş.
Zor ve cazibeliydi.
Kesinlikle bizim olmalıydı bu kavramlar.
O yüzden adına “Demokratik İslam” falan koyduk.
Yok, olmadı. Doku uyuşmazlığı nüksetti.

Anlayın ve kabul edin:
Bizi uyuttular.
Ama kendileri uyumadılar.
Şimdi biz sevdik uykuyu.
Bu daha da kötü.

Kendimize o kadar yabancıyız ki…
Unuttuk fazla uykunun haramlığını.
Unuttuk suyun uyuyup düşmanın uyumadığını.
Onların ürettiğini, kurguladığını ve bize sattığını.
O kadar yabancıyız ki…
Hangimiz biziz, hangimiz onlardan bilemiyoruz.

Off of… Neyse geçer elbet.
Yahudi Mark Zuckerberg’in yaptığı Facebook’ta,
Yahudi Bill Gates’in iletişim sistemini kullanarak,
Bunların hepsini başımıza musallat eden Yahudileri kınarız ve kötüleriz.
Olur biter.

Bir yanıt yazın