Yüzyılın Donuk İnsanları

You are currently viewing Yüzyılın Donuk İnsanları


Çağların da karakteri, rengi ve ısısı vardır.
Tıpkı insanlar da çeşit çeşit olduğu gibi…
Bazı çağlar vardır ki, soğuk geçer zamanları.
Mevsimden değildir ama sırf insan unsurundan kaynaklı.

Çocuklar öldürülür, insanlık havarileri yapar, yaptırır bizzat bunu!
Kadınlar ve yaşlılar öldürülür, savaş hukuku ve izzet çiğnenir,
Zalimin zulmü değildir manzara, küfrün şedit yüzüdür görünen.
Madde uğruna yok edilir mahremiyet, sömürünün adıdır medeniyet…

İnsanlar sadece konuşur; kelimeler nefes dahi alamaz.
Konuşurken buhar çıkar ağızlarından, binbir surat yüzleriyle
Sevgi sözcükleri, insan hakları ifadeleri de cabası…
Bir duman gibi yükselir sedalardan samimiyetsiz naralar.
Lakin görüntüdür hepsi de asla ısıtmaz yürekleri…
Hakikat haykırır gerçeğini, yıkık minarelerde okunan selalardan…

Yalnızlık ve sahipsizlik, modernliğin derin dondurucusunda saklanır.
Selamlaşma ya yapılmaz ya da sunidir yüzlerdeki tebessümler.
Cevaplar ise kısa, donuk, imgeli ve yüzeyseldir insan ilişkilerinde.
Çünkü duygular bile sönük, sevgiler bile soğuktur artık, üşütür…

Bir çocuk ağlasa, yaralansa, kırılsa ve ölse bu yüzyılda,
Sesi değildir sadece, cesedi bile sanal yankılar arasında kaybolur.
İnsanlık susar, duygular ölür, şehirler viran, talan edilir hunharca
Bu hissizliği anlatacak kelimeler dahi üretimden kalkmıştır gayrı…

Öfkeler bile çaresizdir, soğuk çağın lanetli sistemlerinde.
İnsanlığın en ileri zamanında, bilimin zirvesindeyiz, öyle mi?
Omuz omuza, dip dibe, koyun koyuna, iç içe, yan yanayız sözde.
Lakin birbirine en uzak, buz çağının en karanlık döneminde;
Gözlerden ve gönüllerden değil, ekranlardan bakarız suretimize.
İçimiz, kalplerimiz, hayallerimiz ve hallerimiz donmuş göller gibi…
Üstünde kayıyoruz her an; eğlendik sanıyoruz düşüp kalktıkça!
Oysa altımızda kalın bir tabaka, kırılmayı bekleyen sessiz bir derinlik var.
Sevginin, merhametin, şefkatin, vefanın ve vicdanın gömüldüğü buz tabakasında.
Orası halen canlı oysa! Bir hayat taşıyor buz denizinin içerisi.
Eğilip baksak, topuğumuzla vursak, kırılan tabakadan hayat fışkıracak.
Buz dağının ötesine başımızı çevirsek, belki de kopacak aysbergler yerinden
Üzerinin kayılacak yer değil, yaşanacak hayat ve imtihan olduğunu idrak etsek,
Göze alabilsek birazcık insan olmayı, değişecek dünyamızın hali…

Daha düne kadar ısınmak için birbirine sokulan insan,
Şimdi birbirinden kaçıyor, tıksırmamak ve ısırmamak için.
Kelimelerimiz buzdan cam gibi kesici, cümlelerimiz bencil ve hesaplı.
Duygular ihlasını yitirmiş, robotik algoritmalarla ölçülü.
Yüzyılın kalbi, buz kütlesi gibi atıyor, ağır, yavaş, duygusuz.
İletişimler buz kırığı gibi kesici, insanlar şişkin egolu, ifadeler ezici
Soğuk ilişkiler, uyuşuk gövdeler, üşümeyi dahi unutmuş nefesleriyle
Isınmayı bekleyen heykeller silsilesi, kristal bir yalnızlık hepsi…

Bir yanıt yazın