LAMA Yüzümüze Tükürdü

You are currently viewing LAMA Yüzümüze Tükürdü

Komik değil mi?

Bazen hayatın telaşında durup bu komediyi düşünmek gerekiyor. Süreci şöyle kodlayalım; LAMA. Farkında olmadan kaybettiğimiz şeyler olsun bu kod. Yani liyakat, ahlak, maneviyat ve adalet. Dört kelime… Ama aslında bir toplumun omurgası. Baş harflerini yan yana koyunca “LAMA” çıkıyor. Ve bu LAMA, sanki yüzümüze tükürür gibi, “beni unuttunuz” diye haykırıyor. Lakin biz mutluyuz ve gülüyoruz.

Liyakat dediğimiz şey, insanın emeğiyle, bilgisiyle hak ettiği yere gelmesiydi. di’li geçmiş zaman kullandım fark ettiniz değil mi? Çünkü bu kavramın yerini artık çoğu yerde “kim tanıdık, kim güçlü” sorusu aldı. Üniversiteyi bitiren genç, yıllarca çalışıp didinen işçi, hak ettiği değeri bulamıyor. Bu da sadece insanın değil, toplumun da umudunu kırıyor. Lakin biz mutluyuz ve gülüyoruz.

Mecburen yine di’li geçmiş zaman kullanarak ahlak kavramından bahsedeceğim. Ahlak, eskiden, yani eski derken çok eskiden doğruyla yanlışı ayıran pusulaydı.  Ama günümüzde çıkarların ve hırsların gölgesinde maalesef kayboldu. Pusula şaştı. Sosyal medyada linç kültürü, trafikte öfke patlamaları, iş hayatında etik dışı rekabet… Hepsi ahlaki boşluğun güncel ve sahte rota yansımaları. Sonuçta ahlak olmayınca da insanlar birbirine yabancılaşıyor ve en gidilmek istenen liman olan güven yerini şüpheye bırakıyor. Kimse gitmek istemiyor bu limana da. Ama güzelliğini herkes konuşuyor. Bu arada biz hala mutluyuz ve gülüyoruz. Çünkü lama yüzümüze tükürdü.

Maneviyat, insanın iç huzuru ve dengesiydi. Şimdi ise bu insanın doğasında sürekli koşuşturan, ekranlara gömülen bir hayat var. Bir kahve molasında bile telefon ekranına bakarken, kendi iç sesimizi duyamıyoruz. Maneviyat eksikliği, yalnızlık ve anlamsızlık duygusunu büyütüyor. Ruhun açlığını hiçbir alışveriş sepeti dolduramıyor. Farz hükümlerimizi bile nasıl olsa yarın öderiz diye taksitlendiriyoruz.

Ve Adalet.  Cengiz Aytmatov’un “Kırmızı Eşarp” adlı eserinden uyarlanan efsane Yeşilçam filmi “Selvi Boylum Al Yazmalım”ın unutulmaz repliği vardı hatırladınız mı? Sevgi neydi sevgi emekti sözü. Şimdi bu denli çarpıcı olamayacak belki ama bizde soralım şimdi kendimize ve çevremize. Neydi adalet?  Hangi cevap bir film repliği halini aldırır da unutulmayacak hale getirtir. Şöyle uzaklara dalıp bir iç çekerek ben cevap vereyim ilk; toplumun temeliydi. Bugün ise çoğu zaman mahkeme salonlarından çok sosyal medyada aranıyor. Adaletin yerini çıkar ilişkileri aldığında, hak aramak bir lüks haline geliyor. İnsanlar “nasıl olsa değişmez” diyerek susuyor. Ve bu suskunluk, düzenin çöküşünü hızlandırıyor. Ve biz hala mutluyuz ve hala gülüyoruz.

LAMA bize şunu hatırlatıyor: bu değerleri kaybetmek, aslında kendimize ihanet etmek demek. Kuyruğundan kendini yemeye başlamış mutlu bir yılan gibiyiz. Liyakat, ahlak, maneviyat ve adalet yeniden dirilmedikçe huzur ve refah sadece bir hayal olarak kalacak. Bu değerleri yaşatmak, yalnızca devletlerin değil, her birimizin sorumluluğu. Çünkü değerler dediğimiz şey, bir anayasanın maddeleri gibi yukarıdan dayatılan kurallar değil; gündelik hayatın içinde, küçük davranışlarda yeniden doğan bir bilinçtir. Bir iş görüşmesinde torpili reddetmek, trafikte öfkeye teslim olmamak, bir dost sohbetinde içtenlikle dinlemek, haksızlığa karşı sesini yükseltmek… Hepsi bu dört sütunun yeniden örülmesine katkıdır. Ve belki de en önemlisi, bu değerleri hatırlamak, birbirimize yeniden insan olduğumuzu hatırlatmaktır. Çünkü ancak bu dört sütun üzerine kurulu bir dünya, gerçekten insan kalabilir.

İnsan kalma niyeti olanlara selam ve dua ile…

Bir yanıt yazın