Hz. SALİH a.s. ve SEMUD KAVMİ (29. BÖLÜM)

You are currently viewing Hz. SALİH a.s. ve SEMUD KAVMİ (29. BÖLÜM)

Peki Hz. Salih a.s.’ı birde şu üç ana konu üzerinden inceleyelim

  1. Hz. Salih a.s.’ın tebliğinin muhteva ve usulü
  2. Semud kavminin tebliğe verdiği karşılık
  3. Semud kavmine gönderilen en büyük mucize olan dişi deve.
  1. HZ. SALİH A.S.’IN TEBLİĞİNİN MUHTEVASI VE USULÜ

Her zaman olduğu gibi konuyu yine Kur’an rehberliğinde anlatacağım. Hep Kur’an’dan konuştuk. Bundan sonra böyle olacak. Çünkü Kur’an başka bir şeye ihtiyaç bırakmayacak kadar bize bilgileri veriyor ve çok önemli şeyleri bize söylüyor.

  • Tevhide Çağrı (Araf Suresi 73. Ayet)

—“Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i (gönderdik): “Ey kavmim dedi, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte şu, Allah’ın devesi, size bir mucizedir; bırakın onu Allah’ın yeryüzünde yesin (içsin), sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar.” (Araf Suresi 73. Ayet)

Bütün peygamberlerde olduğu gibi Hz. Salih a.s.’ın da yaptığı Tevhide çağırmak oldu. Hep tevhit. Genelde tevhidi zedeleyenler yani şirke kapı açanlar, yani Allah’a ait olan alanları başkalarıyla ve başka ideolojilerle paylaşanlar bu sapmaya şurdan yola çıkarak sapıyorlar :

Allah onlara göre çok uzak. Uzak olan Allah’a kavuşabilmek, erişebilmek çok güç ve zor olduğu için mecburen vesileler lazım. Yani uzak olan Allah’ı kendilerine yakınlaştıracak vesileler edilme gibi bir yanlışa kapı açılıyor. Bu da aslında Allah’ın uzak tasavvur edilmesinden kaynaklanan bir saplantı ve sapkınlık. Ve Kur’an bu sapkınlığı tedavi etmek için defaatle rabbimiz kendisi ben size garibim diyor. Yani size yakınım diyor. Bana şöyle gelirseniz ben seve gelirim diyor. Bunları Allah rasulu sallallahu aleyhi vesellem kendisi kutsi hadis olarak bize aktarıyor. Özellikle biz Semut kavminin de böyle bir anlayışa saptığını görüyoruz ve Hud Süresi’ nin 61 inci ayetinde rabbimiz onlara hitaben diyor ki:

—“Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka bir tanrınız daha yoktur. Sizi topraktan O meydana getirdi. Sizi orada ömür sürmeye O memur etti. Bu sebepten O’nun mağfiretini isteyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualarınızı kabul eder.” (Hud Süresi 61. Ayet)

Salih a.s. diyorki :

—“Siz ona hakkıyla dua ettiğinizde o size icabet etmedi mi?  Yoksa sizin dualarınızda mı bir problem var. Şu putlara vesileler edinerek onlara dua ediyorsunuz. O putların dualarınızı kabul ettiğini mi zannediyorsunuz? Allah tır mutlak manada garip (yakın) olan ve icabet eden. Duaları karşılıksız bırakmayan da sadece olur.”

Hz. Salih a.s.’da Semud Kavmine bunları söylüyor.

  • Kulluğa Yöneltme. (Araf Süresi 73. Ayet)

Cenabı Hak bu ayette ne diyor? Önce bir ona bakalım :

—“Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i (gönderdik): “Ey kavmim dedi, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte şu, Allah’ın devesi, size bir mucizedir; bırakın onu Allah’ın yeryüzünde yesin (içsin), sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar.” (Araf Süresi 73. Ayet)

İnsanların yaratılış gayesi kulluktur. Bütün peygamberler gibi Hz. Salih a.s.’da kavmine Abdullah olun dedi. Yani Allah’a kul olun dedi. Eğer Allah’a kulsanız başka kimseye kul değilsiniz. Ama Allah’a kul değilseniz bir sürü kul olduğunuz kapı vardır. Helvanız, hevesiniz, putlar, şahıslar, şunlar, bunlar… Bir sürü sizin taptığınız ilahlar oluşmuştur. Onun için kulağa yönelterek Allah’a kulluk adına o sorumluluklarını ortaya koyuyordu.

  • Nimetleri hatırlatma. (Araf Süresi 74. Ayet)

—“ Düşünün ki (Allah) Âd’dan sonra sizi hükümdarlar kıldı. Ve yer yüzünde sizi yerleştirdi: O’nun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.” (Araf Süresi 74. Ayet)

Bakın burada Cenab-ı Allah Semud Kavmine diyorki ben size onca nimet verdim ama siz nankörlük ediyorsunuz. Bunu yapmayın diyor. Hz. Salih a.s.’da kavmini bu konuda uyarıyor. Bakın diyor ki : Bunca nimeti sive veren Allah tır. Eğer Allah’a karşı bir haksızlık, bir nankörlük yaparsanız verdiği bütün bu nimetleri tekrar geri alır sizin eliniz dönüyordu. Tebliğinde o nimetleri nimetleri hatırlatma adına da bazı şeyleri yapıyoruz.

  • Nasihatlere Kulak Verme. (Araf Süresi 79. Ayet)

—“Sâlih de o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! And olsun ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.” (Araf Süresi 79. Ayet)

Semud kavmi nasihatlere kulak verseler aslında her şey çok farklı olacaktı. Ama onlar Hz. Salih a.s.’ın nasihatlerine aldırış etmediler ve helak’a doğru yürüyüşlerini sürdürdüler.

  • İstiğfar ve Tövbeye Yönlendirme. (Hut Süresi 61. Ayet)

—“Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka bir tanrınız daha yoktur. Sizi topraktan O meydana getirdi. Sizi orada ömür sürmeye O memur etti. Bu sebepten O’nun mağfiretini isteyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualarınızı kabul eder.” (Hut Süresi 61. Ayet)

            Bakın burada önce mağfiret yani istiğfar isteyin sonrada tövbe edin diyor. Bu çok önemli. Neden önemli biliyor musunuz? İstifalarla Tövbeyi belki birbirleriyle eş anlamlı olarak kullanıyoruz ama öyle değil. İstiğfar sözlü tövbedir. Tövbe ise fiili istiğfardır. Birinde fiili olarak günahtan yüz çevirme ve pişmanlık duyma var, diğerinde ise sözlü olarak o günahı itiraf edip o günahtan pişmanlık duyup Allah’tan bu manada mağfiret dilemek var. Ama burada önce istiğfarı sonra tövbeyi arkasına aldı. Önce bir günahlarınızı itiraf edin. Yaptığımızın yanlış olduğunu kabul edin. Çünkü onlar bunu kabullenemiyorlar. Doğru olduklarını söylüyorlar. Doğru yolda olduklarını söylüyorlar. Hatta biraz sonra göreceğiz. Hz. Salih a.s.’a  ve ona inananlara faturayı kesiyorlar. İşte burada Rabbimiz Salih a.s.’ın  diliyle onlara tebliği ulaştırırken böyle bir şey söylüyor. Önce istiğfar et sonra tövbe et. Önce Allah’a bu noktada günahını itiraf et sonra günahlardan yüz çevir.

  • Takvaya Davet (Şuara Suresi 142. Ayet)

—“Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: “Siz Allah’tan korkmaz mısınız?” (Şuara Suresi 142. Ayet)

Özellikle takva elbisesi giymeleri konusunda Hz. Salih a.s. onları uyarıyor.

  • Elçiye İtaat (Şuara Süresi 144. Ayet)

—“”Gelin artık, Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” (Şuara Süresi 144. Ayet)

Elçiye İtaatin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Elçiye itaat yoksa orada din yoktur. Özellikle bunu bütün peygamberlerin dilinden okuyoruz.

  • Müfsitlere İtaat etmem (Şuara süresi 152 ve 153. Ayetler)

—“Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın.” (Şuara süresi 152. Ayet)

—“Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!” (Şuara süresi 152. Ayet)

Hz. Salih a.s. kavmini yanlış adamlara uyumama konusunda uyarıyor. Çünkü hatırlayın çeteler var, halkı yanlış yönlendiren mele takımı var. Yani gücü, mülkü iktidarı elinde tutan bir zümre var. Ve onlar zayıfları yönlendiriyorlar. İster istemez güçten kaynaklanan bir yönlendirme halkta yankı buluyor. İşte bu ayetlerde Rabbimiz Salih a.s.’ın diliyle kavmine diyor ki siz onlara uymayın.

  • Karşılık Beklememe (Şuara Suresi 145. Ayet)

—“”Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir.” (Şuara Suresi 145. Ayet)

Bunu bütün peygamberlerde görüyoruz zaten. Hiçbir peygamber yaptığı tebliğ için kavminden kişisel hiçbir karşılık beklememiştir. Önların tek bekledikleri şey Gönderildikleri kavmin kendilerine itaat edip Allaha kulluk etmeleri olmuştur.

  • Azapla Korkutma (Şuara süresi 156. Ayet)

“Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir.”

Artık bu kadar şeyi söyledikten sonra diyor ki dinleyin beni yoksa Allah’ın azabı gelecek. Allah size bu mesajı ilettikten sonra eğer siz bu mesaja uygun davranmazsanız, bu mesajın arkasından gelecek olan helâktır. Yani sizin yok oluşunuzdur. Sizi hem dünyada hem ahrette küçük düşürücü bir azap tır.” (Şuara süresi 156. Ayet)

  • SEMUD KAVMİ’NİN TEBLİĞE VERDİĞİ KARŞILIK
  • Överek susturmaya çalıştılar. (Hud Suresi 62. Ayet)

—“Dediler: “Ey Salih,! Bundan önce sen bizim içimizde ümit beslenir bir zat idin. Şimdi bizi babalarımızın taptıklarına tapmaktan mı engelliyorsun? Biz, doğrusunu istersen bizi davet ettiğin şeyden kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz.” (Hud Suresi 62. Ayet)

Bakın överek insanı saptırma çok riskli bir şey. Mesela düşman gelse sizin karşınıza ve size karşı olduğunu söylese size farklı şeyler söylese ona karşı tavır belli. Ama eğer düşman sizi üzüyorsa o övgünün karşısında sarsılmadan durabilmek kolay bir şey değil. Çünkü övgü insanın ocağını batıracak bir şey. Tamamen nefse hitap ediliyor orada. Adamın böyle göğsü kabarıyor. Vay be ben neymişim de haberim yok diyor. İşte o noktada düşman kazanmış oluyor. Çünkü seni överek seni kandırmış oldu. Eğer insan övgülere karşı dirayetli değilse bir anda ayağı yerden kesilir ve ne yazık ki yanlış yönlere sapabilir, yanlış yollara kapılabilir. Hz. Salih a.s.’ı da kavmi ilk önce böyle bir övgüyle karşılıyor.

—“Biz sana umut bağlamıştık. Bizim senin şöyle şöyle, hesaplarınız vardı seni biz kendimize kral yapmak istiyorduk.”

Diyerek aslında Hz. Salih a.s.’ın tebliğini bir yönüyle provaka etmeye yani bir onu susturmaya çalıştılar.

  • Atalarını İleri Sürdüler. (Hud Suresi 62. Ayet)

—“Dediler: “Ey Salih,! Bundan önce sen bizim içimizde ümit beslenir bir zat idin. Şimdi bizi babalarımızın taptıklarına tapmaktan mı engelliyorsun? Biz, doğrusunu istersen bizi davet ettiğin şeyden kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz.” (Hud Suresi 62. Ayet)

Bir çoğunun yaptığı gibi

—“sen bizi neyden neyh ediyorsun dediler. Biz atalarımızdan böyle gördük. Yüzyıllardır bizim duyduğumuz babalarımızın, dedelerimizin, dedelerinin, babalarının, onların babalarının yaşadıklarına aykırı şeyleri söyleyerek sen bizi nereye vardırmak istiyorsun? Sen doğrusun da dedelerimiz mi yanlış. sen doğrusun da onlar mı yanlış. “

Hatırlayın kardeşlerim. Aynı sözleri Peygamber efendimize de söylemediler mi. Mesela çıktılar karşısında peygamberimizin tamam sen böyle böyle diyorsunda kusay böyle değildi dediler. Abdulmenaf böyle değildi. Senin kendi yanında yetiştiğin Abdülmuttalibi biz böyle görmedik bilmedik diyerek ataların dedelerin üzerinden allah rasulu sallallahu aleyhi vesellemi farklı bir yere sevketmeye çalışırlar.

  • Yalanladılar (Kamer süresi 23. Ayet)

—“Semûd da o uyarıları yalanladılar.” (Kamer süresi 23. Ayet)

  • Küçümsediler (Kamer süresi 25. Ayet)

—“Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir” (dediler).” (Kamer süresi 25. Ayet)

  • Kibirlendiler (Araf Suresi 75. Ayet)

—“Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görünen müminlere: “Siz, dediler, Sâlih’in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” (Onlar da): “(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!” dediler.” (Araf Suresi 75. Ayet)

Baktılar ki özgü tutmuyor bu sefer kibirlenerek sövgüye başladılar. Hatta Kamer süresinin 25. Ayetinde bakın şöyle 1 cümle okuyacaksınız:

—“ Zikir (vahiy), aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir” (dediler)”

Halbuki biraz önce övmüştünüz, umut bağlanan birisi olmuştu. Ne oldu da şimdi o’na karşı kibirlendiniz.  

  • Büyülenmiş dediler (Şuara Süresi 153. Ayet)

—“Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!” (Şuara Süresi 153. Ayet)

Bakın bu büyülenmiş ifadesini de çokça duyuyoruz. Diğer peygamberler de de bu ifadeyi kullanıyorlar? Genelde Allah Rasülü’ne de mecnun dediklerini biliyoruz. Bunun iki tane temel sebebi var kardeşlerim.

a-) Bir adam büyülenmiş ya da cinlenmişse yani ona cin musallat olmuşsa o adam güvenirliliğini yitirmiştir. Onun yanına giderseniz siz de zarar görürsünüz. Aslında propaganda ve algıyı böyle yönetiyorlar. Onun için özellikle birçok peygambere onlara sihir yapılmış ya da onlara cin musallat olmuş gibi propaganda yapıyorlar.

b-) Hakikat karşısında acziyetlerini ortaya koyunca başka bir şey gelmiyor akıllarına. Darun nedve de ki  konuşmaları hatırlayın. Onlarca defa Allah rasülü sallallahü aleyhi vessellemin daveti halka halka halka yayılıyor. Konuşuyorlar, davetin önünü nasıl keselim diyorlar. Ne yapalım? Herkes bir şey söylüyor. Kahin diyelim, şair diyelim, sihirlenmiş diyelim… şunu diyelim, bunu diyelim. Bir şeyler üretmeleri lazım. Onun içinde en cazip geleni bu oluyor. Büyülenme ya da mecnun. O’na cin musallat olmuş cinlerle arasını iyi diyip böyle bir propaganda oluşturuyorlar.

  • İtiraz Ettiler (Şuara süresi 154. Ayet)

—“Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir.” (Şuara süresi 154. Ayet)

—“Oda bir beşer bizde bir beşeriz. Niye Allah onu peygamber olarak göndermiş olsun ki. Bizimle onun arasında ne fark var? Eğer o da bize peygamber olarak gelmişse onun bizden bir ayrıcalığı olması gerekiyordu.”

Bu beşer peygamber istememenin, inkar psikolojisindeki yerini hatırlarsınız. Daha önceden bu konudan bahsetmiştim. Bu bir hastalık. Yani özellikle beşer üstü bir elçi beklentisi ayrı bir şey zaten.

  • Uğursuzluk Sebebi Olarak Gösterdiler (Neml Suresi 47. Ayet)

—“Cevap verdiler: “Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık.” Salih: “Size çöken uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı)dır. Belki siz imtihana çekilen bir kavimsiniz” dedi.” (Neml Suresi 47. Ayet)

—“Senin ve sana inananların yüzünden başımızda uğursuzluklar geldi”

Dediler. Bu da öyle bir itiraz türü işte. Hz. Salih a.s. hayır dedi.

—“Bilakis siz benim getirdiklerime uymadığınız için bunlar başınıza bunlar geldi.”

Ne oldu biliyorsunuz değil mi? Kuraklıkları arttı, imtihanları arttı. Bu kuraklıklar artınca faturayı mü’minlere kestiler ve böyle bir ithamda bulundular.

  • İnananların Zihinlerine Şüpheler Vermeye Çalıştılar (Araf Süresi 75. Ayet)

—“Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görünen müminlere: “Siz, dediler, Sâlih’in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” (Onlar da): “(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!” dediler.” (Araf Süresi 75. Ayet)

Hz. Salih a.s.’ı ikna edemeyince, ona bu manada karşı koymaları ortaya koyunca ve cevap alamayınca mü’minlerin yanına geliyorlar ve dediler ki :

—“Siz onun yani salih’in, rabbi tarafından gönderildiğine gerçekten inanıyor musunuz? Biz bu konuda bir ayrıcalık ve bir delil göremiyoruz.”

            Diyerek onların zihinlerinde şüpheler uyandırmaya çalıştılar. Ama mü’min insan telkinlere kapılmaz. Mü’min insan aklını birilerine vermez. Birilerinin yönlendirmesiyle hareket etmez, o inanmıştır, inanmış insanı kimse yolundan saptıramaz. Bu yüzden de Mü’minler de cevap verdiler :

—“Muhakkak ki biz onunla gönderilen her şeye inanlarız.”

            Biz bu konuşmayı A’raf Suresi 75. Ayette okuyoruz. Yüce yaratan bu ayette konuşmayı bize şöyle bildiriyor.

—“Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görünen müminlere: “Siz, dediler, Sâlih’in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” (Onlar da): “(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!” dediler.” (A’raf Suresi 75. Ayet)

            Nasıl inkarın bir psikolojisi varsa mü’minin de bir psikolojisi var ve bu cevap o psikolojinin sonucudur.

  • Mucize istediler. (Şuara süresi 154. Ayet)

—“Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir.” (Şuara süresi 154. Ayet)

            Madem sen doğru söyleyen birisin o zaman bize bir mucize getir de görelim. O kadar söylüyorsun söylüyorsun bir mucize getir de görelim. Geliyor mu mucize? Geliyor. Peki o mucizeye inanıyorlar mı? Hayır.

            şimdi burada çok önemli bir konuya geliyoruz.

  • SEMUD KAVMİNE GÖNDERİLEN EN BÜYÜK MUCİZE –DİŞİ DEVE-

Mucize insanı aciz bırakan iş demektir. Allah peygamberlerine bazen yardım olsun diye, Bazen telhit olsun diye, bazen mü’minlerin imanlarını takviye etsin diye, bazen de kâfirlerin helakına meşru bir zemin olsun diye gönderir. Cenab-ı Allah peygamberlereine bir çok mucizeler göndermiştir. Biz bunları Kur’an dan okuyoruz.

mucizeler 3 türlüdür :

  • Hissi mucizeler. Bizatihi o gün yaşayan insanların şahit oldukları mucizelerdir.
  • Haberi mucizeler. Gelecekten haber verir.
  • Bilgi mucizesi. Bu vahiydir ve peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e verilen en büyük mucize Kur’an dır. Kur’an bilginin ve akli mucizenin zirvesini oluşturur ve kıyamete kadar zirve olma özelliğini devam ettirir.

Kavim halkı Hz. Salih a.s.’dan ısrarla mucize istedikleri için, Allah onlara bir mucize gönderdi. Neydi o mucize? Dişi Deve. Şimdi bu konu üzerinde biraz duralım. Bu mucize ile ilgili açıklanması gereken çok önemli 5 tane soru var.

  1. Deve, Hz. Salih a.s.’ın mı? Allah’ın mı?

Burada zaten belli aslında. Gerek ayetlerde gerek hadislerde biz o devenin nasıl ortaya çıktığına dair bir bilgi okumuyoruz.

En azından hadisler açısından böyle sahih bir rivayet yok. Ancak bir çok tarih kitabımızda mesela İmam Taberinin tarihinde, İbnul Esiri’nin el Kamil’in de, Salebi’nin Araisi’nde, İbn-i Huteybe’nin Maarif inde. Ebul Fida’nın El Bidaye ve Nihaye’sinde olayın hikâyesi anlatılır bize. Bu tarihi bir rivayettir. Doğru mudur değil midir o işin ayrı bir boyutu. Ama bu tarihi kaynaklarda olay şöyle anlatılır:

Semûd kavmine gönderilen Hz. Sâlih’in en önemli mucizesi, Kur’an’da “Allah’ın devesi” (Nâkatullah) olarak anılan mucizevi dişi devedir. Kur’an’da devenin bir mucize olarak verildiği açıkça belirtilmekle birlikte, ortaya çıkış şekline dair ayrıntılı tasvir yapılmaz. Ayetlerde devenin Allah tarafından bir ayet (delil) olarak gönderildiği, kavmin ona zarar vermemesi gerektiği ve suyun deve ile halk arasında nöbetleşe paylaşılacağı bildirilir.(Kur’an-ı Kerim: A‘râf 7/73; Hûd 11/64; Şuarâ 26/155; Kamer 54/27; Şems 91/13.)

Devenin belirli bir kayadan veya dağın içinden çıkarak ortaya çıktığına dair ayrıntılı anlatımlar ise erken dönem tefsir ve tarih rivayetlerinde yer alır. Taberî, Semûd kavminin Hz. Sâlih’ten belirli bir kayayı göstererek mucize talep ettiğini, onun duası üzerine kayanın yarıldığını ve içinden büyük bir dişi devenin çıktığının rivayet edildiğini nakleder.( Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, Hûd 11/64 ve A‘râf 7/73 tefsiri; ayrıca bkz. Taberî, Târîhu’r-Rusül ve’l-Mülûk, Hz. Sâlih ve Semûd kıssası bölümü.)

İbn Kesîr de benzer rivayetleri aktarır ve devenin kavmin talep ettiği niteliklerde mucizevi biçimde kayadan çıkarıldığının anlatıldığını belirtir. Bununla birlikte bazı rivayetlerin İsrailiyyat kökenli olabileceğine dikkat çeker.( İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, A‘râf 7/73 ve Hûd 11/64 tefsiri; ayrıca bkz. İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, I. cilt, Semûd kıssası.)

Kıssa literatüründe (Kasasü’l-Enbiyâ türü eserlerde) olay daha ayrıntılı ve tasvirî biçimde anlatılır; dağın titremesi, yarılması ve devenin adeta doğum sahnesini andırır şekilde ortaya çıkması gibi detaylara yer verilir. Ancak bu eserlerdeki anlatımlar hadis derecesinde kabul edilmez ve çoğu rivayet temellidir.( Sa‘lebî, Kasasü’l-Enbiyâ; Kisâî, Kasasü’l-Enbiyâ, Hz. Sâlih bölümü.)

Bize tarihi bilgiler bu şekilde anlatır. Ancak bu manada biz ne ayetlerde ne de hadisler de bunun böyle olduğuna dair bilgilere rastlamıyoruz.

Kavmi Hz. Salih a.s.’dan ikide bir “hadi mucize hadi mucize” diyerek mucize  talebinde bulunduklarında Hz. Salih a.s. var olan devrelerden bir tanesine alın size mucize diye gösterseydi inanırlar mıydı?  İnanmazlardı. Demek ki o deve farklı bir deve. Ve o devenin kavim içerisinde bir sahibi yok. (Sahibi tabi ki Allah.) Kimse bu deve benim mümkündür diye sahip çıkmıyor. Daha önceden de kimsenin malı olmamış ve o deveyi daha önceden kimse görmemiş de. Dolayısıyla bir anda ortaya çıktığına dair Kur’an’ın zaten akışından da bunu görüyoruz.

Bu mucize konusunun altını çizmek lazım. Bakın bizler aslında mucize kelimesini kullanırken yanlış bir şey söylüyoruz. Mesela Adem’in mucizesi diyoruz, Musa’nın mucizesi diyoruz, İbrahim’in mucizesi diyoruz, Salih’in mucizesi diyoruz. Bu dediklerimiz de eğer zihnimizde o mucize, peygamberin eliyle ortaya çıkmış ve peygamberin insiyatifi ile ortaya çıkmış gibi anlaşılıyorsa, bu yanlış bir anlayış. Çünkü mucizenin sahibi Allah’tır. Mucizeyi Allah verir. O peygamberlerine bir mükafat olsun diye karşısındaki kavimlere ya da  muhataplarına da bir helaka zemin olsun diye, ya da iman etmeleri için hidayete vesile olsun diye verir mucizelerini. Hal böyle olunca nerede olursa olsun gelen hiç bir mucizeyi biz peygambere izafeten kullanmamak durumundayız. Bu yoksa Kur’an’ın ruhuna aykırı bir şey yapmış oluruz.

Peki deve Hz. Salih a.s.’ın mı yoksa Allah’ın mı devesi konusuna gelirsek devenin kesinlikle Allah’ın devesi olduğunu biz Müslümanlar biliyoruz. Kur’an da deveden bahsederken Nagatullah diye bahseder. Nagatussalihin demez. Çünkü nagatullah demek Allah’a ait demek. Nagatussalihin ise salihe ait manasına gelir. Demek ki neymiş Deve Allah’ın devesiymiş.

  • Allah’ın devesi kutsal bir devemi?

Mesela bu deve ne yapacak, tazim edilecek mi? Bu deveye önüne geçilip saygı gösterilecek mi? Tüylerinden alınıp eve götürüp asılacakmı? Mesela yanına gelip ip bağlanıp ondan bir şey istenecek mi? “Deveyi bulduk. Demenin yanında dua edersek Allah kabul eder.” Böyle bir mantık var mı? Bunların hiçbir tanesi yok. Allah’ın devesi ifadesi başka bir mesaj veriyor bize. Allah deveye tapılmasını asla istemiyor. Sadece o bir sembol. Bununla ilgili şöyle bir örnek verebilirim. İslamiyet putları yıkan bir din öğle değil mi? Peki putları yıkan bir din nasıl olurda taştan bir yapıyı kutsal kılar. Hem de onun etrafında döndürür. Üstüne üstlük birde hacer-ül esvet diye bir taşı yanına koydurup her önünden geçişte ona selam verdirir. İşte buradaki hassasiyet şu. Allahın koyduğu bir kural var ve biz ona Şeriat diyoruz. Şeriat Hz. Adem a.s.’dan buyana var olan bir şey. Bu Şeriat içerisinde de bizim Kabemiz nasıl bir sembol ise o zaman da deve aynı semboldü. Yani Allah diyor ki:

—“Bakın siz bir mucize istediniz, ben de size yolladım. Benim yolladığım bu mucizenin bir kutsiyeti vardır. Bu kutsallık benim şeriatımla yani benim kanunlarımla size sunuldu. Sizde bu kurala uyun”

Dendi. Yani mesele Allah’ın ortaya koyduğu konu yasa meselesi. Biz bu meseleyi anlarsak çok büyük bir yanlışa sapmamış oluruz.

  • Bir deve nasıl mucize olabilir?

Bir deve nasıl mucize olur? Bunu mucize kılan şey nedir? Evet deve bir mucizedir. Biz bunu Gaşiye süresinde de okuyoruz.

—“Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış?” (Gaşiye Suresi 17. Ayet)

Allah deveye mucize diyor. Peki bunda mucize olacak ne var? Aslında şöyle etrafımıza bir bakacak olsak mucize olmayan hiçbir şey göremeyiz. Her şey Allah’ın bir mucizesi aslında. Ama özellikle burada deveye dikkat çekmesi, o günkü dünyada o insanların hayatlarının çok ciddi bir parçasına dikkat çekmesi anlamına geliyor. O günün insanlarında deve çok önemli bir yer kaplıyor. Bir nevi hayata tutundukları bir dal gibi. O’na biniyor, alıyor, satıyor, etinden sütünden faydalanıyor. Ve en önemlisi o coğrafyada; ki o coğrafya suyun olmadığı bir coğrafya, develer çok uzun süre susuz yaşayabiliyor. Ayrıca fiziksel yapısı ile de çöl kumlarında rahatlıkla yaşayabilecek bir hayvan. İşte bu yüzden deve ile hayata tutunuyorlar. İşte belki de bu yüzden Cenab-ı Allah deve üzerinden onlara bir mucize veriyor ve Hz. Salih a.s.’ın kavmine de böyle bir mucize göndererek yine bildikleri tanıdıkları aslında hayatlarının parçası olan bir varlık üzerinden bazı mesajlar iletmiş oluyor. (Allah dileseydi başka şekilde başka mücizelerde gönderebilirdi. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.) Cenab-ı hak böyle bir hayvanı örnek olarak gösteriyor ve bu bir mucize diyor.

  • Devenin üzerinden verilen mesajlar nelerdir

Semud Kavmi için bu mesajın ne olduğunu bir daha hatırlatayım. Mucize istediler, Allah da mucizeyi gönderdiği. Onlarda o mucizenin altında helaka muvaffak oldular. O zaman mesaj nedir?

“Allah’ın şeriatı ile alay etmeyin. Allah’ın elçilerinin mesajını basite almayın. Allah’ın elçilerinin mesajını basite alırsanız Allah size en zayıf olduğunuz noktadan bir mucize gönderir. Ve onun üzerinden de o mesajın arkasından helak gelir.”

            Bu neye benziyor biliyor musunuz İsrail oğullarının Hz. Musa a.s.’dan mucize istediklerinde onlara yollanan inek kıssası. Orada da aslında verilen mesaj aynıydı. Ama onlarda o mesajı anlayamadılar. İnanmamazlık adına, şüpheler adına bazı şeyleri ortaya atarak Allah’ın şeriatı ile alay etmeyin. Allah’a meydan okumayın. Yoksa sonunuz helak olur.

  • Deve bu gün ne anlama geliyor.

Gelelim bugüne. Deve bugün ne anlama geliyor? Bugün bu devreden biz ne anlamalıyız?

Rabbimiz devreyi bize takdim ederken ne dedi? Allah’ın devesi dedi. Bu deve kendisine verilen sulardan içecek, otlardan otlayacak ve Allah’ın şeriatı olarak Allah’ın onun için yüklediği bir sembol olarak varlığını devam ettirecek. Ve her kez bilecek ki bu devenin sahibi yoktur. O’nun tek sahibi Allahtır.

Bu aslında ne demek biliyor musunuz? O şey kamuya aittir demektir. O şeyin sahibi bütün bir millettir. Senin bir mümkün olabilir. O sana ait bir şeydir ama bir şeye eyer nagatullah yani “mülk Allahındır.”  deniyorsa o millete ait bir maldır. Kimse onda hak sahibi olarak ortaya çıkamaz. Devletin malı milletin malıdır ve milletin tamamının hak sahibi olduğu bir maldır. Dolayısıyla kamuya ait bir mal dediğiniz zaman millete ait bir mal bilmiş oluruz ve oraya herhangi 1 hürmetsizlik bütün milletin hakkını, hukukunu gasbetmek demektir.

Bakın şimdi ülkemizin seksenüçmilyon nüfusu var. Sende devlet memurusun. Bu memuriyet ister cumhurbaşkanlığı olsun ister en alt tabakadaki bir memur. Senin oradaki o görevini icra ederken, sana emanet edilmiş olan her şey milletin malı. Sen o milletin malına eğer hakkın olmayacak şekilde el uzatırsan, 83 milyonun vebalini üstlenmiş bir vaziyette Allah’ın  huzuruna gidersin. 83 milyonla yarın Allah’ın huzurunda hesaba çekileceksin. Niye sahabenin ödü koptuğu devlete ait görevleri almakta, niye Hz. Ömer’e o kazanır ısrar etmelerine rağmen yav arkadaş gidin başından bir evden bir kurban yeter ne istiyorsunuz benden deyip oğlunu kendinden sonra niye devlet görevlisi olarak atamadığını anlıyor musun? Hangi değerimizi kaybettiğimizi de şu anda anlıyor musunuz? Niçin biz bu haldeyiz bunu da anlıyoruz değil mi? Ama mesele gerçekten çok ciddi bir meseledir. İnsan ferdi bir günah işler. Allah’a tövbe eder. İnşallah Cenab-ı Hak tövbesini kabul eder. Ama Allah’ın müdahil olmadığı bir mesele kul hakkı. Sen bana haksızlık ettin. Ben sana haksızlık ettim. Allah’ın huzurunda hesaplaşacağız. Hesaplaşma neticesinde birbirimizle ya helalleşeceğiz yada davalaşacağız. Peki bir de seksenüçmilyonun tamamının vebali ile Allah’ın huzuruna gittiğimizi düşünün. Mesela işte bu kadar ciddi 1 mesele ve biz bu meseleyi anladığımız zaman İslam’ın ruhunu anlamış olacağız. Eğer böyle anlamazsan? Bu manada bir şekliyle meseleleri ona buna havale edersek, inanın ki başımıza gelen bu felaketlerin ardı arkası bir türlü kesilmez. Ne yazık ki bu konuda biz gereken ehemmiyeti göstermediğimiz için bugün ümmeti Muhammed sefalet çekiyor. Yoksa inanınki ümmeti Muhammed’in yaşadığı coğrafyalarda o coğrafyaların ürettiği değerler millete eşit oranda dağıtılsa, milletin kaynakları millete irca edilse ve bu noktada asla kamunun malına el sürülmese, bizler bu halde mi oluruz. Allah aşkına ya şu andaki sefaletimizin ve cehaletinizin hatta fakru zaruretimizin nereden kaynaklandığını ne olur doğru anlayalım. Doğru anlayalım ve bu noktada kaybettiğimiz hassasiyeti yeniden kazanalım.

Semut Kavmi bir tane deveyi katletti. Bugün ümmeti Muhammed olarak biz her gün yüzlerce deveyi katlediyoruz. Bunu mecazi anlamda söylüyorum ha sakın yanlış anlamayın. Yoksa derdim develer kesilmesin demek değil. İster bunu görelim ister görmeyelim eğer bizler emri bil maruf ve nehyi anil münker çerçevesinde bu konuda görevimizi tam anlamıyla yapmasak eğer susan da Allah katında mesul. Görüp de bu işi uyarmayanda Allah katında mesuldür ve o mesuliyet bize farklı farklı veballer yükleyecek.

            İşte deve bu gün bu anlama geliyor benim güzel kardeşlerim.

            Peki Kur’an bize deveyi nasıl anlatıyor birde ona bakalım:

  •  Sizin için azap sebebi olacak bir ayet/mucize olan bir deve (A’raf suresi 73. ayet)

—“Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i (gönderdik): “Ey kavmim dedi, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte şu, Allah’ın devesi, size bir mucizedir; bırakın onu Allah’ın yeryüzünde yesin (içsin), sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar.” (A’raf suresi 73. ayet)

Bu deve Semud Kavminin azabına sebep oldu mu? Oldu. Hem de ne azap. 

  •  Sizin için sınırları olacak. bir âyet / mucize olacak bir deve (Hut Süresi 64. Ayet)

—“Ey kavmim! İşte şu, Allah’ın dişi devesi, size bir mucizedir. Bırakın onu Allah’ın yer yüzünde (otlaklarında) otlasın. Ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap yakalar.” (Hut Süresi 64. Ayet)

Bu bir deve ama o devenin de sınırları var. Kimse onu sahiplenemez. Ona zarar veremez. Allah bir sınır koymuş çünkü.

  •  Size verilen apaçık bir mucize olan bir deve (İsra Süresi 59. Ayet)

—“Bizi, âyetler (mucizeler) ve peygamber göndermekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semûd’a, açık bir mucize olarak o dişi deveyi vermiştik de ona zulmetmişlerdi (deveyi boğazlayarak kendilerine yazık etmişlerdi). Oysa biz, o mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.” (İsra Süresi 59. Ayet)

Allah burada diyarki : siz mucize istediniz onu da aldınız. Hadi bakalım şimdi ne yapacaksınız.

  •  Sizin için kuralı olan bir deve (Şuara Suresi 155. Ayet)

—“Salih “İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin” dedi.” (Şuara Suresi 155. Ayet)

Bu deve öğlesine bir deve değil. Allah ona bir kural koydu. Neydi o kural ? Bir gün size bir gün o’na su içme sırası olan bir kural. Devenin belli bir günü var su içmek için, kavim halkının da belli bir gün su içme hakkı var.

  •  Onlar için bir fitne / imtihan olan bir deve (Kamer Süresi 27. Ayet)

—“Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.” (Kamer Süresi 27. Ayet)

Fitne nedir? Arapçada ki kökenine indiğinizde Cevher ile Araz’ı  birbirinden ayırmak için ateşe sokmaktır. Ateşe sokarsınız posası ile asıl maddesi birbirinden ayrılır. Fitne zamanlarında zaten hamlarla haslar birbirinden ayrılır.

Demek ki bu devenin mucize olarak gelmesiyle birlikte kendi de böyle mesajları da beraberinde getiriyor.

Bir yanıt yazın