Hz. SALİH a.s. ve SEMUD KAVMİ (30. BÖLÜM)

You are currently viewing Hz. SALİH a.s. ve SEMUD KAVMİ (30. BÖLÜM)

Deve dünyaya geldi ve Semud Kavminin arasında dolaşmaya başladı. İnanılmaz derecede de dikkatler üzerinde. Mucize olarak geldiği için kimse deveye karışamıyor. Bir gün o su içiyor, diğer bir gün insanlar su içiyor. İşte bu durum o dokuzlu çeteyi inanılmaz derecede rahatsız ediyor. Mesele sadece su meselesi değil. Herkes deveyi konuşuyor. Deve mucize olarak gelmiş, Hz. Salih a.s.’a Allah böyle bir mucize deve göndermiş ve gündem olmuş. İnsanlar devenin üzerine birçok şeyi konuşuyor. Deve konuşulduğu gibi Hz. Salih a.s.’ın peygamberliği de konuşuluyor. Getirilen o vahiyler ve söylediği sözler konuşuluyor. Yani mucize olan o deve orada bambaşka bir biçimde insanların gündemini değiştirdi. Bir anda o dokuzlu çeteyi her kez unuttu. Ve Semud kavmini yönlendirme adına bir anda güçlerini kaybetmeye başladılar. Bu çetenin yaptığı çok önemli bir şey var. Kendilerine rant kapıları kurmuşlar. İnanılmaz bir menfaat sağlıyorlar ve bu menfaatin devam edebilmesi için insanların algılarının yönetilmesi lazım. Dokuzlu çete bu algıları yönetiyor. Ancak birden bire deve ortaya çıkınca onların o planların bozuldu. Çünkü artık insanlar dokuzlu çetenin onlara verdiği haberleri konuşmuyorlar. İnsanlar artık deveyi ve Hz. Salih a.s.’ı konuşuyorlar. Onların her gün yönlendirdiği meseleler üzerinden yorumlar yapmıyorlar. Hz. Salih a.s.’ın dikkat çektiği meseleleri konuşuyorlar. Bu da inanılmaz derecede o dokuzlu çeteyi rahatsız etti. Niye rahatsız etti? Çünkü o dokuzlu çete artık şöyle düşüncelere kapılmaya başlamıştı:

  • Bugün gündemi meşgul eden yarın gündemi belirler. Eğer bunlarla meşgul oluyorsa yarın gündemde bu belirleyecek. Yani insanlar sadece varlığından konuşmayacak başka şeylerde konuşuyor olacak.
  • Bugün suyumuzu elimizden alan yarın mülkümüz elimizden alır dediler. Olay başka bir şey. Dolayısıyla o dokuzlu çetenin çok ciddi bir biçimde rahatsızlık duyması öyle boşuna değil.
  • Bugün su için kural koyan yarın hayatın başka alanları için de kural Koyar dediler.
  • Bugün atalarımızın inancına dil uzatan yarın atalarımızdan kalan putları devirir dediler.
  • Ben bugün bir devre ile mucize gösteren yarın başka şeylerle mucize gösterir ve bizim bütün imkanlarımızı kendi lehine çevirir dediler.

İşte dokuzlu çetenin hiç ummadıkları ve beklemedikleri bir şekilde kendilerini içinde buldukları durum bu. Dokuzlu çete tabi ki bu durumdan rahatsız oldu. Toplantı üstüne toplantı yapıyorlar. Ne yapalım diyorlar. Ne yapalım da bu davetin ve bu yükselen sesin kısılması adına bir şeyler yapalım. Derken beşli bir eylem planı çıkarıyorlar. Süreç içerisinde ne yapacaklarına dair her şey belirlediler. İşte bu beşli eylem planı Kur’an-ı Kerimde Neml Suresinde bize aynen anlatılıyor.

  • Toplumu uğursuzluğun kaynağı olarak inananları gösterip itibar suikastı yapmak. (Neml Süresi 47. Ayet)

—“Cevap verdiler: “Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık.” Salih: “Size çöken uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı)dır. Belki siz imtihana çekilen bir kavimsiniz” dedi.” (Neml Süresi 47. Ayet)

Ne yapacaklar? “Bunların yüzünden oldu. Çünkü bunlar itibar sarsıcı, uğursuz adamlar. Bunlarla konuşulmaz. Atalarımızın dinine, atalarımızın putlarına, inançlarına dil uzattılar. Bunlar olmadan önce biz şöyle iyi imkanlara sahiptik,  böyle güzel imkanlarına sahiptik. Bunlar yüzünden bunlar geldi başımıza….” Diyerek onları yani Hz. Salih a.s.’ı ve ona inananları itibarsızlaştırma planları yaptılar. Eğer bundan bir netice çıkmazsa ki çıkmadı, İslâma davetin yankıları devam ediyor hemen ikinci plan devreye girecek.

  • Toplumu farklı şeylerle meşgul edip davetin tesirini kırmak. (Neml Suresi 46. Ayet)

—“Salih dedi ki: “Ey benim kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah’a istiğfar etseniz, belki rahmetine ulaşırdınız.” (Neml Suresi 46. Ayet)

Bakın biz şimdi milattan önce 2000 küsürlü yıllarda ki bir meseleyi mi konuşuyoruz yoksa bugünü bir meseleyi mi konuşuyoruz. O günkü meseleler ile bu günkü meseleler ne kadar benzer ve ortak değil mi. Zaten Kur’an onun için bize bunları anlatıyor.

  • Bütün planların büyük bir gizlilikle yapmak ve bunları yaparken dini imanı ve Allah’ı kullanmak. (Neml Suresi 49-50. Ayetler)

—“Allah’a and içerek birbirlerine şöyle dediler: “Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, ‘Biz o ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz’ diyelim.” (Neml Suresi 49. Ayet)

—“Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik.” (Neml Suresi 50. Ayet)

Bunu yaparken ne diyorlar biliyor musun? Allah’ın adına yemin olsun ki diye söze başlıyorlar. Adamlar, Allah’ı inkar eden bir topluluk değil. Allah’a inanmıyorlar ama onların inandığı Allah nasıl bir Allah nasıl bir Allah inancı bunu daha önce anlatmıştım.

Tabi dokuzlu çetenin bu planıda tutmazsa hemen dördüncü plana geçecekler.

  • Bir mucize olan deveyi öldürüp “Hani Allah’ın devesi idi? Şeklinde şüpheliler oluşturma. (Neml Süresi 48. Ayet)

—“O şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.” (Neml Süresi 48. Ayet)

 Deveyi öldürdükten sonra gene başarılı olunamzsa

  • Hz. Salih a.s.’ın ailesini ve ona iman edenlerin itibarlı olanlarını öldürmek. (Neml Suresi 49. Ayet)

—“Allah’a and içerek birbirlerine şöyle dediler: “Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, ‘Biz o ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz’ diyelim.” (Neml Suresi 49. Ayet)

Çünkü bu iş onlar için ölüm kalım meselesi. Dünyada adamlar için başka bir şey yok zaten. Ahiret diye bir şey yok. Dünya olduğu için dünyadaki o gücü o iktidarı elde etme adına ve elden kaçırmamak adına yapacaklar bunları. Başka çareleri de yok.

Bu beşli eylem planı dokuzlu çetenin akşama kadar konuştuğu meseleydi. Ve sonunda bunları bire bir uygulamaya başladılar. Üç tanesi tamam bitti. Başarılı olamadılar. Sıra geldi dördüncüsüne. Deveyi öldürmek. O sürece gelince o dokuzlu çete şöyle bir şeye karar verdiler: “Tamam, biz yapacağız bunu ama içimizden en şaki, en azılı, en azgın kim ise deveyi o öldürsün. Bunu bir kişi üstlensin. Bu plan hepimizin planı olsun ama bunu yapan bir kişi olsun.”

Bu plan bize Kerbela meselesini hatırlatıyor değil mi. Kerbela’da Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi de böyle bir planla olmadı mı? İşte burada da toplumun en şakisine, en acımasızına işi verdiler ve böylece plan yapıldı. Bir gün sabahın erken saatlerinde planlanmış bir şekilde devenin öldürülmesi noktasındaki plan yapılıyor.

Bakınız Kur’an bize devenin nasıl öldürüldüğünü de çok açık bir şekilde anlatıyor.

  • Deveyi hunharca katlettiler. (Hud Suresi 65. Ayet)

—“Fakat azgın kavim daha fazla tahammül edemeyerek deveyi hunharca öldürdüler. Bunun üzerine Sâlih şöyle dedi: “Yurdunuzda üç gün daha eyleşip durun, sonra helâk edileceksiniz. İşte bu, yalan çıkması mümkün olmayan kesin bir tehdittir.” (Hud Suresi 65. Ayet)

  • Deveyi zulmederek öldürdüler. (İsra 59. Ayet)

—“Kâfirlerin keyfî olarak istedikleri mûcizeleri göndermekten bizi alıkoyan tek sebep, daha öncekilerin bu gibi mûcizeleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd halkına açıkça görünen bir mûcize olarak o dişi deveyi vermiştik de, onu öldürmekle zulüm işlemiş, kendilerine yazık etmişlerdi. Biz o mûcizeleri sadece korkutup uyarmak için göndeririz.” (İsra 59. Ayet)

  • Öne atıldı ve deveyi katletti. (Kamer Suresi 29. Sure)

—“Fakat onlar, içlerindeki en azgın arkadaşlarını çağırıp onu kışkırttılar. O da bıçağını kapıp deveyi hunharca kesiverdi.” (Kamer Suresi 29. Sure)

  • En bahtsızı ortaya atılıp deveyi katletmişti. (Şems Suresi 12. Ayet)

—“Nihâyet diğerlerinin kışkırtmasıyla içlerinde en azılı olanı, deveyi kesmek için ileri fırladı.” (Şems Suresi 12. Ayet)

  • Mucizeyi yalanladılar ve deveyi katlettiler. (Şems Suresi 14. Ayet)

—“Fakat onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Rableri de günahları yüzünden başlarına azap indirip hepsini yerle bir etti.” (Şems Suresi 14. Ayet)

Develer diğer hayvanlara nazaran ayakta kesilir. Ayakta kesilirken boynu uzun olduğu için çenesinin altından değil de boyunun ayakla birleştiği yerden kesilir. Oradan kesilince ayakta bu işlem yapıldığı için de kan boşaldıkça devede yere düşer.

Oysa o dokuzlu çetenin aralında seçtiği o zalim adam içinde nasıl bir öfke ve nasıl bir kin biriktirdiyse artık önce devenin ayaklarını kesiyor. Deve ayakları kesildiği için düşüyor. Bu sefer bu adam kılıcıyla deveye rast gele vuruyor. Artık devenin neresine gelirse. Derdi deveyi kesmek değil. Derdi deveyi katletmek.

Deveyi kestiler ama bir şey olmadı. Adamlar da şöyle bir şey vardı: İnanmıyorlar ve inanmadıklarını da söylüyorlar ama içlerinden de diyorlardı ki “Ya bir şey olursa. Ya Salih’in dediği doğruysa.”

Sanki o çete birini öne sürerek diğerlerini kurtarıyor. Yani “biz bu deveyi öldüreceğiz. Ancak Salih’in dediği doğruysa en azından deveyi öldüren suçlu olur diğerleri bu işten sıyrılır.” Çetenin içinde büyük bir korku var.

Deveyi kesiyorlar. Bakıyorlar ki hiçbir şey olmuyor. Ne deprem oluyor, ne fırtına ne de kıyamet. Bu sefer başladılar tekrardan Hz. Salih a.s.’a

—“Hani Allah’ın devesiydi. Bak deveyi kestik ama senin bize söylediğin gelmedi.”

Diyerek Hz. Salih a.s. ile dalga geçmeye başladılar. Ve bunun üzerinden son devreyi ortaya koydular. Neydi son devrine? Gece  evi basacaklar ve evde Hz. Salih a.s.’ı, ailesini ve o ilk mü’minleri öldürecekler. Bunun planını yaptılar ama rabbimiz Neml Suresi 50. Ayetinde dedi ki:

—“Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan onların o kurdukları tuzağa karşı bir tuzak kurduk. Ve onların kurdukları tuzaklarını alt üst ettik.” (Neml Suresi 50. Ayet)

Allah tuzakları bozandır. Allah kurulan bütün tuzaklara farklı bir biçimde karşı koyandır.

İki de bir Hz. Salih a.s.’ın yanına gelip “hani azaptan hani azap” diyince Hz. Salih a.s. da Allah’tan aldığı vahiy ile dedi ki:

—“Derken, o deveyi kestiler. Bunun üzerine Salih dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalan çıkmayacak olan kesin bir vaaddir.” (Hud Suresi 65. Ayet)

Tabi Hz. Salih a.s. bunları söyledi ama onlar gene akıllanmadılar.

Kur’an’ın bize verdiği bilgi bu kadar.

 Ama Taberi’nin Tarihine baktığınız zaman, İbn-ül Esir’in El Kamil’ine baktığınız zaman hatta Ebul Fidan’ın El Bidaye vel Nihaye’sine baktığım zaman bu konuda çok fazla ayrıntıya rastlıyoruz.

Bu tarihi kaynaklarda şöyle bir bilgi var: Birinci gün geçince o günün sabahında vücutları ve yüzlerinin sapsarı oldukları anlatılır. İşte o anda bir şeylerin olacağını anladılar ve pişman oldular. Ama iş işten geçti. İkinci gün kıpkırmızı kesildiler. Üçüncü gün kapkara kesildiler ve üçüncü günün bitmesi ile birlikte de o vaat edilen azap geldi.

Peki o azap nasıl geldi? Yine Kur’an’dan okuyoruz.

  • Şiddetli bir sarsıntı ile geldi. (Araf Süresinin 78. Ayeti)

—“Bunun üzerine hemen onları, o sarsıntı yakaladı, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.” (Araf Süresinin 78. Ayeti)

  • Korkunç bir ses ile geldi. (Hud Suresi 67. Ayet)

—“ O zalimleri, korkunç bir gürültü yakalayıverdi de oldukları yerde çöküp kaldılar.” (Hud Suresi 67. Ayet)

  • Felaket bir azap ile geldi. (Şuara Suresi 158. Ayet)

—“ Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.” (Şuara Suresi 158. Ayet)

  • Yerle bir eden sarsıntı ile. (Neml Suresi 51. Ayet)

—“ İşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu: Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik.” (Neml Suresi 51. Ayet)

  • Alçaltıcı azabın yıldırımı ile. (Fussilet Suresi 17. Ayet)

—“ Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu gösterdik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine kazandıkları kötülük yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları çarpıverdi.” (Fussilet Suresi 17. Ayet)

  • Azgın bir vaka ile. (Hakka Suresi 5. Ayet)

—“Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.” (Hakka Suresi 5. Ayet)

  • Yerle bir eden azap ile. (Şems Suresi 14. Ayet)

—“Fakat onlar peygamberi yalanlayıp deveyi kestiler. Rableri de günahlarını başlarına geçiriverdi de orayı dümdüz etti.” (Şems Suresi 14. Ayet)

            Buradan da anladığımız üzere Semud Kavmi çok şiddetli bir azap ile karşı karşıya kalmış. Bu azap öğle bire azap ki asla onlara nefes aldırmıyor. Yaptıklarının bedelini burada yani dünyada ödemeye başlayarak gidiyorlar, ahirete. O üç gün bekleyin denmişti ya hani işte o üç gün sonunda böyle bir azap geliyor. Hep denir ya hani

—“Allah imhal eder ama asla ihmal etmez.”

Yarına bırakır ama yanına bırakmaz.

Peki kuran bu kadar şeyi anlatıyor. En son ne diyor biliyor musun? Neml Süresi’nin 52. Ayetinde rabbimiz diyor ki:

—“İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Bilen bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.” (Neml Süresi’nin 52. Ayet)

Şuanda da öyle boş kaldı ama yıkılmadı. Bakın Kur’an Bir mucizeden bahsediyor. Helaktan sonra bir süre o evler kullanıldı. Ama peygamber efendimizin zamanında o evler bomboştu.

Resûlullah ﷺ Tebük yolunda Semûd kavminin yurduna gelince şöyle buyurdu:

—“Kendilerine zulmetmiş olanların yurtlarına ağlayarak girin; onların başına gelenin sizin de başınıza gelmesinden korkun.”

Sahâbe o yerin kuyularından su almış ve hamur yapmıştı. Bunun üzerine Peygamberimiz:

—“O sudan yaptığınız hamurları atın; aldığınız suları da dökün.” buyurdu.

(Develere verilmesini emrettiğine dair rivayet de vardır.) (Sahih-i Buhârî rivayeti özet metin)( Buhârî, Enbiyâ 17; Megāzî 82; Tefsîr (Hicr Suresi bölümü) Müslim, Zühd 38–40)

Aleyhisselatü vesselâm efendimiz yine orada diyor ki:

—“Kendilerine zulmedenlerin meskenlerine onların başına gelen felaketin sizin de başınıza gelmemesi için ağlayarak girin ya da aksi halde girmeyin”

            Bakın peygamber efendimiz azaba uğramış mekanların ya da azaba uğramış kavimlerin hatıralarına nasıl yaklaşılacağını bize gösteriyor.

Semud kavminin helakından sonra

  • Toplumsal varlıkları sona erdi
  • Yerleşimleri terk edilmiş harabelere dönüştü
  • Medeniyetleri tarih sahnesinden silindi

Helaktan sonra Hz. Salih a.s. ve iman edenler kurtuldular:

—“Ne zaman ki, azap emrimiz geldi, Salih’i ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtardık, üstelik o günün perişanlığından da kurtardık. Hiç şüphesiz Rabbin güçlüdür, mutlak üstündür.” (Hud Suresi 66. Ayet)

Hz. Salih A.S. ve ona iman edenler Mekke’ye geldiler ve buraya yerleştiler. Erken dönem tefsir ve tarih kaynaklarında, kurtulan müminlerin bölgeyi terk ederek başka coğrafyalara göç ettikleri rivayet edilir. Taberî ve İbn Kesîr, bu göçün Şam havzasına veya Hicaz dışına doğru gerçekleştiğine dair nakiller aktarır. (Taberî, Câmiu’l-Beyân, Hûd 11/66–68 tefsiri; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, ilgili ayetlerin tefsiri; ayrıca İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, I. cilt, Semûd bölümü.) Bununla birlikte bu bilgiler rivayet temellidir ve kesin tarihsel veri niteliğinde değerlendirilmez. Arkeolojik veriler ise Hicr (Medâin Sâlih) bölgesinin daha sonraki yüzyıllarda Nabatîler tarafından kullanıldığını ortaya koymaktadır. Günümüzde görülen anıtsal kaya cepheli mezar yapılarının önemli bir kısmı Nabatî dönemine tarihlenmektedir. Bu durum, mevcut mimarî kalıntıların doğrudan Semûd kavmine değil, sonraki yerleşim evrelerine ait olabileceğini göstermektedir. (Hegra (Medâin Sâlih) arkeolojik alan raporları ve Nabatî yerleşimleri üzerine modern arkeoloji literatürü.)

Bir rivayete göre Hz. Salih A.S. vefat ettiğinde 280 yaşında idi. Ad kavminin helakı ile Semud kavminin arasında 500 yıl vardır. Hz. Salih a.s. ile alakalı olarak son sözümüz şu olsun. Allah bizi Hz. Sahil yolundan ayırmasın. Onun karşısında olan Semud Kavmi’nin düştüğü hatalara düşmeme noktasında hassasiyetinizi artırır. Ve Salih peygambere karşı yüreğinde var olan sevgiyi daha da çoğalsın ki insan sevdiğinin yolunu izler. Sevdiğinin izlerini kendisine iz olarak belirler.

ALLAH ONDAN RAZI OLSUN…

Bir yanıt yazın