Cemre düştü; havaya, suya ve nihayet toprağa. Havaların ısındığının habercisi olan cemreler, aynı zamanda baharı da müjdeleyen habercilerdir. Mevsimin yeni bir dönemece girdiğinin sinyallerini veren ve yeni başlangıçlara göz kırpan tazeliğiyle! Tabiatın kış uykusundan uyanarak canlanma belirtilerini gösterdiği, renkli gelinlik giyme mevsiminin ön işaretçileri cemreler…
Evet cemre, havanın ve suyun ardından nihayet, toprağın da ısınması demek olduğuna göre; yeni baharlar da yeni başlangıçlar anlamına gelmiyor mu? Ne kadar da muhtaç dünyadaki tüm yıpranmış ilişkiler, yenilenmeye ve yeni başlangıçlara. Sizce de öyle değil mi? Keşke kış uykusuna yatmış insanlarımızın duygularına da cemre düşse! Menfaate dayalı bakış açısından kurtularak sıcak ve canlı bir hareket başlasa, yeniden baharlara yolculuk yapılsa…
Cemre ön haberci, cemre müjde, cemre hayata tomurcuklar açtırmak. Geliyorum diyen duygu mevsiminin ayak seslerini, bize haber veren güzel ulak. Nitekim hayatta böyle değil mi. Bazı şeyleri bize önceden haber vermiyor mu? Hayatın bu ön habercilerini algıladığımız oranda öngörülü, algılayamadığımız kadar da gözü ve gönlü perdelilerden sayılmıyor muyuz?
Bu nedenle gönül uyanıklığı içinde olup, bizim için işaret olan hayat tablolarını, muhakeme yeteneğimizi kullanarak doğru bir şekilde okumalıyız. Hayat bize sunulmuş bir zaman dilimi. Asıl olan, onu nasıl değerlendirdiğimiz. Ne kadar da hayat gerçeğinden uzak yaşıyoruz şu dünya ‘da. Sanki sonsuza kadar burada kalıcıymışız gibi. Dünya ihtirası bizi bizden uzaklaştırırken, insana benzeyen insancıklar olup çıkıyoruz, menfaatlerimizin pençesine sıkışmış halimizle. Oysa insan çok ulvi, çok donanımlı ve çok muhteşem…
Bencillik, çıkarcılık, ucuz kahramanlıklar ve kendini aşamamak kaynaklı nedenlerle süflileştiriyoruz bu mükemmel yaratılışımızı. Cemre misali habercilerin bize tuttuğu ışıktan mesaj çıkartabilseydik şayet, hayatımızı dönülmez noktalara götürüp, kendimizi sıkıntılara atabilir miydik hiç? Hayat hep yokuş çıkmaktan ibaret değil ya! İnişleri de var çıkışları da. Karanlıkları da var güneşleri de. Cemreleri de var baharları da kışları da var kavurucu sıcakları da. Hepsi de bizim için, hepsi de bize tahsisli. Yeter ki faydalı kullanılabilsin, yeter ki insan olduğumuz gerçeğinden uzaklaşmamış olalım…
Cemre, bize köylerde gösterilen güzel desenli, turuncu siyah renkleriyle toprakta gezinen o munis böcek midir, yoksa itibari bir tanım mıdır, bilemiyoruz. Ancak, cemreyi, sadece meteorolojik bir olay ya da bir tabiat olayı olarak hatırlamak da eksik bir bakış açısı olur inancındayım. Zira cemre, insana; öngörü, feraset, basiret ve sonucu baştan görebilme kabiliyetine sevk eden bir uyarıcı, bir hatırlatıcı…
Birçok konuda olduğu gibi cemreden de yola çıkarak, hayat yolculuğumuzda çok anlamlı sonuçlara varabiliriz. Her cemre yeni bir dönem başlangıcı olduğu için, biraz da sesli düşer iklimin tepesine. Fırtına ve yeni yağış sürprizlerini de beraberinde getirir mevsime. Aldanmamak lazım, fırtınalı havalara! Hep böyle gidecektir sanmamak lazım. Çünkü nihayetinde illaki, baharı bizlere getirecektir…
Cemrenin dilinden anlayamamışsanız şayet, öngörüsüzlüğünüz size acemice hatalar yaptırmışsa; bu hatalar da kayıp zamanlar hanenize yazılmış olsa dahi, yine de üzülmemek lazım. Niye mi? O kaybettiklerinizden edindiğiniz tecrübeleri, olumluya dönüştürebilmek sizin marifetinize tabi de ondan. Dileğim odur ki geçmişin tecrübeleri, bu yeni cemre mevsiminde size, kestirme sonuçlara gidebileceğiniz kazanımlar elde ettirsin. Geriye dönüp baktığınızda; mütebessim bir çehre bırakan cinsten…
Öyleyse, hayatınız da çiçekli baharlar bekliyorsanız şayet, kara kışın zorluklarına sabır göstermelisiniz. Ancak böylelikle cemrelerin getirdiği sıcaklığa ulaşabilirsiniz… Evet sonuçta; ya cemre olup baharlar getirirsiniz hayatlara, ya cemreler sizin hayatınıza baharlar getirir nihayetinde. Yeter ki siz, cemre güzelliğinde seçimler yapın şu kısacık hayat yolculuğunuzda…
Hayatlarınızın cemre sıcaklığında ve baharı getirecek bir serüveninin olmasını diliyorum.
