Devlet aklı nedir? Günlük çıkarların ötesini görme, günü değil geleceği kurtarma iradesidir. Bir hükümdarın ya da yöneticinin, halkın ve ülkenin uzun vadeli menfaatini gözeterek attığı adımlar, çoğu zaman çağdaşlarının gözünde anlaşılmaz görünür. Ama yıllar sonra tarih, bu hamlelerin değerini ortaya çıkarır.
Abdülhamid’in Musul-Kerkük’teki petrol meselesi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. İngilizler bölgeye gelir ve arkeoloji bahanesiyle kazı yapmak istediklerini söylerler. Sultan izin verir; ama aynı anda onları denetlemek için istihbaratını da peşlerine salar. Bu, onun devlet aklını gösteren bir tavırdır: izin ver ama kontrol et, güven ama denetle.
Kısa süre sonra raporlar gelir: İngilizler arkeoloji değil, petrol peşindedir. Halkı örgütlemeye çalışırlar. Abdülhamid ise tarihe geçecek bir hamle yapar: Musul-Kerkük’teki toprakları hanedan üzerine tapular. O gün için “kişisel çıkar” gibi görünen bu hareket, aslında geleceği koruma refleksidir. İttihatçılar bunu anlamaz; “Devletin malını ailesine geçiriyor” diye propaganda yaparlar. Tahtan indirilirken bu suçlamayı da dosyaya eklerler.
Sultan’ın hamlelerine ve zamanın ironisine bakar mısınız.
Yıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti, Musul-Kerkük petrolü üzerinde hak iddia eder. BP ile yapılan anlaşmalarda Abdülhamid’in Hazine-i Hassa üzerine kaydettiği mülkiyet kayıtları Türkiye’nin elini güçlendirir. Bu kayıtlar sayesinde Türkiye, “bu topraklar padişahın özel mülküydü” diyerek tazminat ve pay alma hakkını masaya koyar. Yani Sultan’ın o günkü hamlesi, çok sonraları devletin çıkarına dönüşür.
Balkan kiliseleri meselesi de böyledir. 19. yüzyılda Bulgar ve Sırp cemaatleri Rum Patrikhanesi’nden ayrılarak kendi milli kiliselerini kurmak ister. Bu, dini bir mesele gibi görünse de aslında ulusal kimlik ve bağımsızlık arayışının parçasıdır. Abdülhamid uzun süre direnir; çünkü ayrı kiliseler demek, ayrı ulusların güçlenmesi demektir. İttihatçılar ise 1908’den sonra “Kiliseler Kanunu” çıkararak bu ayrışmaya izin verir. Kısa vadede “sorunu çözdük” diye övünürler, Sultan’a “Senin yıllardır yapamadığını biz birkaç ayda hallettik” derler. Abdülhamid’in cevabı ise kısa ve derindir: “Yanlış yaptınız.” Yıllar sonra Balkan savaşları patlak verdiğinde bu sözün ne kadar isabetli olduğu anlaşılır.
Bugün kahvelerde demokrasi nutukları atan demagogları dinlerken, aklıma o günün İttihatçıları gelir. Alkışlarla imparatorluğu yıkanlar ile bugün sözlerle kurumları aşındıranlar arasında büyük bir benzerlik görüyorum. Tarih bize şunu hatırlatıyor: günü kurtarmak kolaydır, ama geleceği korumak için akıl ve sabır gerekir.
Selametle…
