Fısıltının Yankısı

You are currently viewing Fısıltının Yankısı

Cama yasladım başımı… Ne ara gelmiştim buraya bilmeden ve detaylı düşüncelerden kaçarken bilet kontrolüyle irkildim. Kontrol kısmı bitince telefonu elime aldım ve olanları tekrardan gözden geçirmek için hatırlamaya çalıştım. Nasıl birine denk gelmiştim ve ne demek istemişti bana. O söz kulağımda yankılanırken, bir yandan da unutmamak için direnircesine not almaya çalışıyordum; “kendine varamayan nereye giderse gitsin hep hiçlikte yaşar.”
Bu nasıl olabilir. Neden böyle bir şey söyleyip geri çekildi ve gözden kayboldu. Bendeki vücudun ruhtan bağımsız olduğunu nasıl fark etti. Yolculuğun başladığını raylardan çıkan eskimiş ama değişmesini istemediğimiz milatlık sesten anladım. Kafamı kaldırmadan bu sözü not aldım ve anlamını düşünmek için kendimi yorma telaşına düştüm. Ben bana varmak için yolculuğa çıkarken nasıl olurda bunu anlamış olup sözcüklerini fısıldayıp yanımdan uzaklaşır. Hal dilimden anlasın diye sustuğum dostlarım, sözlerimden yalnızlığıma mana bulup o konuda yorumlar yapsın diye onlarca para döktüğüm psikoloğum anlamazken nasıl olurda hiç tanımadığım biri bunu bana söyleyip kendime gelmem adına sarsıntıyı yaşatıyor. Ben hep uzak kaldığım benliğimden bir sözle irkilip düşünmeye başladım.
Anlaşılan bu yolculuk güzel yere çıkacak. İlk işim felsefe üzerinden bu sözü yorumlamak oldu. Felsefede yürümek düşünmekle, yaşama dair bir bilgi edinmekle eş değer tutulur. Bu yüzdendir ki çoğu yazar yürüyerek kitaplarına aktarabilme yeteneklerine kavuşmuşlar. Şehirden uzaklaşıp ormanın derinliklerinde benliklerine ulaşmak için ve bir satır yazı yazabilmek için saatlerce yürüdükleri bile olmuştur. En yakın örneğine “Yürümenin Felsefesi” kitabında denk gelmiştim. Nasıl idrak edemedim o zamanlar! Bazen göze inen perdeyi hiç görmediğiniz ve belki de daha sonra da göremeyeceğiniz birisinin sözü ile kaldırabilirsiniz.
İnsan bu ya, doğduğu ve ölüme doğru ilerlediği her dakikada, saniyede ya kendi içine yürür ya da kendi içinden uzaklaşır. Sonuçta her yolda bir adımla ilerlenir ya da geriye gidilir. Belki de bana anlatmak istediği budur. Yıllarca ifade etmek için birçok yol denemiş olan beni uzaktan çözen birine denk gelmek hem sevindirdi hem de sevdiklerim olarak nitelendirdiklerimi tekrar gözden geçirmem için fırsat tanıdı.
Şu an yol daha farklı göründü gözüme. Gökyüzü daha aydınlık, sanki kalbimi ışıltısı ile sarıyor. Bir söz tüm kırgınlıklarımı unutturdu ve kendi içime döndüm. Beklentisiz, biri beni anlasın derdi olmadan kendimi anlamak istiyorum şu anda. Bir bilet kestirdim cam kenarından cana doğru ilerlesin diye. Bir bilet şehirleri bağlarken aslında en çok yakınımızda duran içimizdeki uzak kaldığımız benliğimize varmak içinde bir avantajmış. Bozkırın ortasında ilerleyen tren ve bu yolda kendine kavuşmak için kalbine dönen ben. Ne gariptir ki bu yola hiç böyle bakmamıştım. Hep öylesine kafamı camdan tarafa çevirir beni anlamayanlara kızardım içimden. Yolda böylece biter ve aradığımın orada olmadığını ve hiçbir yerin bana iyi gelmediğini düşünürdüm.
Oysa bu söz beni bana yaklaştırdı…
Benden bana varmak için ne kadar uzaklaştığımı fark etmem için kesilmiş bir bilet gibi hızla kulağa fısıldandı. Ne kadar hızlı söylense de insan olmak için büyük bir etki görevi gördü. İnsan bu ya, kırıldığı her şeyim ne kadar da gereksiz olduğunu geç anlıyor. Kırk yaşıma henüz girdiğim şu zamanlarda anlıyorum olan biteni. Varmam gereken kendimmiş. Birçok durak, birçok garlar, birçok terminal görmüş gözler hiç kendini görememiş. Oysa kendime varmak için çıktığım yolda en çok benden uzak kalmışım. Bir sözle irkilmek bu olmalı. Ne çok sarı ile yeşilin tonları var bu bozkırda. Bu bozkırda beni ben yapan bir şey var. Kendime gelmemi sağlayacak her koşulu içinde barındırıyor. Gittiğim onlarca psikolog seansları bile beni bu kadar hızlı toparlayamazmış.
Ben ait olduğum benliğimden kaçarak sorunu çözmeye çalışıyormuşum. Asıl yol ve yolcu, han ve hancı, dert ve sırdaş, samimi ve dostane olabilecek tek kişi bende saklıymış. Kendime varıyorum ve ilk kez gözlerimin gördüğüne şahit oluyorum. Bakmak görmek arası dediğimiz durum tam olarak bu oluyor…
Bir garda daha durduk. Her durduğumuzda bu koskoca bozkırda çocuklar gibi koşasım geliyor. Bu koskoca bozkır kendime ulaşmam için açılmış bir yol gibi. Ah bir görseler beni bu kadar kısa sürede ne değişti derler de açıklayamam. Vardım diyorum, vardım işe kendime. Beni analiz etmesi için saatlerce anlattığım psikoloğum görse o da şaşırır. Bu yolculuk derviş ya da bir dilenci denilecek türden birinin sözleri ile aydınlandı. Güneş trenden içeri ilk kez vuruyor sanki. Daha önceleri ısısını dahi hissetmediğim yaz aylarının şu dakikalarda farkına varmak, hislerime kavuşmuş olmanın sevincini yaşamak çok güzel.
Yolum azaldı fakat içimdeki yol her daim devam edecek. Kendi içimize yürümekle tabanlarımız yıpranmazmış bunu neden bize öğretmediler? Makinist sirene bastı. Bu sesi altıncı kez duyuyorum. Yolculuğum bu kadar uzun ve bu kadar kısa sürdü. Fakat insan kendine varmak için bir hayli yol kat etmeli.
Yürüyoruz, yol uçsuz bucaksız. Yürüyoruz benliğimize, yol da güzel artık yolcu da. Yürüyoruz ömrümüz bizi nereye kadar taşırsa.

Bir yanıt yazın