3- CENNET HAYATININ BAŞLAMASI VE EŞİNİN YARATILMASI
Cenab-ı Allah Hz. Adem a.s.’ı yarattıktan sonra ona bütün isimleri öğretti ve eşyaya isim koyma kabiliyetini öğretti.
Ve Hz. Adem a.s. bu kabiliyetle, karşılaştığı bütün eşyaya isimler koydu. Neyse o cismin mahiyetine göre, şekline göre, işe yaradığına göre farklı bir biçimde çağrışımla neyse ona göre isimler koydu.
İnsan dışında eşyaya isim koyma kabiliyetinde olan bir başka varlık yok. Bu özel bir yetenek ve özel bir mesele olduğu için Rabbimiz yarattığı diğer varlıklardan insanın farkını ortaya koyma adına böyle bir şeyi söylüyor ve Hz. Adem a.s.’a eşyaya isim koyma kabiliyeti veriyor ve isimleri öğretiyor.
(Dikkat ederseniz buraya kadar bahsedilen konuların içinde hiç Havva validemizin adı geçmedi. Çünkü Havva validemiz henüz yaratılmadı.) Bu hadiselerin ardından Allah şeytanı kovuyor. Hz. Adem a.s.’a dönüyor. Tabii bu arada ne kadar zaman geçiyor. Ne oluyor ne bitiyor bilmiyoruz. Biz Kur’an’ın anlattığı üzerinden konuşuyoruz.
Hz. Âdem a.s., Cennet’te iken Yüce Allah, ona, bir uyku verdi. Sol eğe kemiklerinden birini alıp yerine et doldurdu. Böylece Hz. Âdem a.s. daha uykudan uyanmadan, Hz. Havva’yı, ondan yarattı. Hz.Âdem a.s., uyanınca, başucunda bir kadının oturduğunu gördü. Yüce Allah, böylece, Hz.Havva’yı, Hz. Âdem a.s.eş yaptı.( İbn Kesir, Muhtasar Tefsîr, İhtisar ve Tahk. M. Alî es-Sâbûnî, 7. baskı, Beyrut 1402/1981, I, 112 vd.)
Kur-an da diyor ki :
—“ Dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” (Bakara Suresi 35. Ayet)
Eş nereden geldi, nasıl yaratıldı. Kur’an bunun detaylarını vermiyor bize. Ama Kur’an bize Nisa suresinin 1. ayetinde o yaratılışı ait bir bilgi veriyor :
—“ Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabb’inize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’ın ve akrabanın haklarına riayetsizliktende sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.” (Nisa Suresi 1. Ayet)
Şimdi bu ayetten ve bu ayette benzer ayetlerden (Zümer suresinde Hücurat suresinde) bir şeyi anlıyoruz.
- İnsanı Allah önce bir nefisten yarattı.
Bir şey daha anlıyoruz.
- Sonra onun eşini ya o yarattığı insandan yani Ademden, ya da Adem’in yaratıldığı yerden yarattı.
Allah-u alem. Bunun başka bir açıklamasını şu anda yapamıyorum. Ama ayetler bize bu iki Manayı da veriyor.
Hz. Havva’nın Hz. Adem a.s.’ın Kaburga kemiğinden yaratıldığı halk arasında çok yaygın bir konudur. Bu mesele Tevrat’ta çok ciddi bir biçimde detaylı olarak anlatılan bir konudur. Tekvin babanın 2’ci kitabında bunu çok detaylı okuyabilirsiniz. Orada Hz. Havva’nın Hz. Adem a.s.’ın kaburga kemiğinden yaratıldığına dair bilgiyi net olarak görüyoruz. Bunun yanında biz bu konuyu hadislerden, Buhari’den ve Müslim den de okuyoruz. Bakın Buhari’de de Müslim’de de hadis aynen şöyle aktarılır.
—“Her kim Allah’a ve ahiret gününe iman ederse bir şey gördüğü zaman ya hayır konuşsun ya da sussun.”
Allah Resulü söze böyle başlıyor bu söze. Başladığı yer Müslim. Şimdi Buhari ve Müslim’in ortaklaşa rivayet ettikleri hadis-i naklediyorum size. Hadisi nakleden de Ebu Hureyre diyor ki Sallallahu Aleyhisselam:
—“Kadınlar hakkındaki vasiyetimi tutun. Çünkü kadın Kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri yeri de üst kısmıdır. Doğrultmaya kalkarsan kırarsın, hali üzerine bırakırsan eğik kalmaya da devam eder. Kadınlar hakkında birbirinize hayır tavsiye ediniz.” (Buhârî, Enbiyâ 1, Nikâh 80; Müslim, Radâ’ 60. Ayrıca bk. Tirmizî, Radâ 11, Tefsîru sûre (9) 2; İbni Mâce, Nikâh 3)
Bu hadis Müslim de “kadınlara iyi davranma ile alakalı babın altında” geçmektedir. Hadisi ne olur bir bütün olarak dikkate alın. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in burada vermek istediği mesaj net bir biçimde anlaşılıyor. Şimdi burada kaburga meselesine takılıp kalmanın bir anlamı yok bence. Mesaj çok net. Erkeğin de kendine özgü bir fıtratı var, kadının da kendine özgü bir fıtratı var. Fıtrat dediğiniz şey yaratılış yasasıdır. O yasanın dışına çıkmayın diyor. Kadını kadın olarak kabul edin ve kadının fıtratında var olanları da kabullenin. Ona göre onunla iletişim kurun. Erkeğinde fıtratını erkeğin yaratılma yasalarına uygun bir biçimde anlayın. Onunla da o şekilde iletişim kurun. Dolayısıyla burada aleyhisselatu vesselam efendimizin aktardığı bu rivayet, bu bilgi bize kadının yaratılışı ile alakalı bir bilgiden ziyade kadının fıtratı ile alakalı bir bilgi verir. Dolayısıyla meseleye böyle baktığımız zaman biraz daha iyi anlamış oluruz.
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Ebu Davut da geçen hadiste de bunu söylüyor.
—“Erkekle kadın bir bütünün iki yarısı gibidir.” (Ebu Davud, Taharet, 94)
O ikisi bir araya geldiği zaman tamamlanmış oluyor. Dolayısıyla biz Hz.Adem a.s.’ı anlamaya başladığımız andan itibaren Hava validemizi de anlamaya çalışıyoruz. Eğer mesele insanı tanıma ve onların üzerinden bazı mesajları iyice kavrama meselesi ise, bir bütünün iki parçasının beraberce ele alınarak anlaşılabilecek bir mesele olduğunu unutmamamız gerekir. Rabbimiz de Hz Adem a.s.’ı anlatırken bize bir yerden sonra sahneye Hz Havva’yı da çıkartıyor. Onun üzerinden de bazı şeyleri artık okumaya başlamamızı ve bazı mesajları ikisinin üzerinden almaya başlamamızı sağlıyor.
Hz Adem ve Hz Havva’yı tanımak demek ne demektir? diye bir soru sorsak karşımıza şöyle bir şey çıkacak :
1- Hz Adem’le Hz Havva’yı tanımak aslında insanı tanımaktır
2- Hz. Adem ve Hz Havva’yı tanımak Nübüvvet ve Risalet mücadelesini tanımaktır.
3- Hz Adem ve Hz Havva’yı tanımak anne ve babamızı tanımaktır.
4-Hz Adem ve Hz Havva’yı tanımak düşmanlarımızı dostlarımızı ve insanlarımızı tanımaktır
5-Hz Havva ile Hz Adem’i tanımak kendimizi tanımaktır.
Cenabı Hak inşallah gerçek manada anlayanlardan eylesin
Cenab-ı Allah
—“Ey Adem sen ve eşin beraberce cennete girin.” Demişti.
Burada geçen cennet ile ilgili 2 görüş var.
- Burada geçen cennet bizim bildiğimiz ve insanlara vadedilen cennet
- Burada geçen cennet aslında dünyada olan cennet niteliğinde bir bahçe.
Şimsi size bununla ilgili iki tane tablo var ve bu iki tablonun ikisi de Kur-An dan delilli.
- “Burada geçen Cennet asıl cennettir.” diyenlerin Kur’an’dan getirdikleri deliller ve hadisler var. Bunu iddia edenler diyorlar ki
- —“Bunun üzerine şeytan onları(n ayağını) oradan kaydırdı, içinde bulundukları (cennet yurdu)ndan çıkardı. Biz de: “Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasib vardır.” dedik.” (Bakara Suresi 36. Ayet)
Bakara suresi 36. ayette “inin oradan” demek, Cennetten dünyaya inmek demektir. Oradaki ayet Bakara suresi 36 ayet te “inin oradan” ifadesini emrini, Kur’an genelde böyle şeyler için kullanır. Bunu delil olarak getirerek burada söylenen yerin Cennet olduğunu iddia eder alimlerimiz.
- —“ (Allah) buyurdu: “Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir.” (Araf Suresi 24. Ayet)
Bu Emir bir başka yerde daha geçer. Bakın Araf Suresi 24’te “inin oradan”, dünyada yepyeni bir hayatın başlaması demektir. Çünkü orada anlatılan ayetteki ifade, Cennetten sonra başka bir hayatın ve o hayatında başka bir şeklinin ortaya çıkacağına dair mesajları içerisinde barındırır.
- —“Biz de (Âdem’e) şöyle demiştik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun).” (Taha Suresi 117. Ayet)
Bu ayette ki “şeytan sizi Cennetten çıkarmasın. Sonra yorulur, sıkıntı çekersiniz. ” demek cennete ait tasvirdir. “Yorulmak sıkıntı, çekmek” sonraki “oradan çıkarsanız karşılaşacağınız şeyler” diye Rabbimiz söylüyor ya demek ki orada yorulmak yok, sıkıntı yok. Nerede yorulmak sıkıntı yok. Cennette yorulmak ve sıkıntı yok. Burada ne acıkmak vardır, ne çıplak kalmak demek cennete ait vasıflardır. Yine cenneti bize anlatan ayetlerde geçen vasıfları görüyoruz burada.
—“ “Doğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (ancak) cennettedir. ” ( Taha Suresi 118 ayet)
“Burada susuzluk çekmek ya da sıcaktan bunalmak yoktur.” demek cennette vaad edilen güzelliklerdendir.
İşte bu ayetler doğrultusunda meseleyi biraz irdeleyin lütfen. Dolayısıyla burada geçen “el cenne”, müminlere vaadedilen cennettir diyenlerin Kur’an’dan getirdiği deliller bunlar ve bu delillerin her birisi kapı gibi. O kadar sağlam ki üzerinde bir sürü şey konuşulur.
- Burada geçen Cennet asıl Cennet değil, dünyadaki bir bahçedir diyenlerin de Kur’an’dan getirdikleri deliller ve hadisler var.
Ama bu cennet o Cennet değildir diyenler de Kur’an’dan delil geçiriyor ya onların delilleri de sağlam. Ben o delilleri de size vermek istiyorum. cenneti dünyadaki bir bahçe olarak gören bazı ulemalar diyor ki :
—“Cennet asıl vadedilen Cennet değil Çünkü”
- Asıl vadedilen cennette imtihan yok (Zümer Suresi 74 ayet)
—“ Onlar da: “Hamdolsun o Allah’a ki, bize vaadini doğru çıkardı ve bizi cennet arzına varis kıldı. Cennette istediğimiz yerde oturuyoruz” derler. Bak ne güzeldir mükafatı o iyi amel işleyenlerin!” (Zümer Suresi 74 ayet)
- 2- Asıl vaat edilen cennette korku üzüntü yok (Araf Suresi 35. Ayet)
—“Ey Âdemoğulları! Size içinizden peygamberler gelip âyetlerimi anlattıklarında, kim Allah’tan korkar ve kendini düzeltirse, işte onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Araf Suresi 35. Ayet)
Adem korktu da üzüldü de cennette. Korku ve üzüntü yoksa bu cennet o cennet değil diyorlar.
- 3- Asıl cennete İblis giremez ama o cennette İblis var diyorlar.(Hicr suresi 34. Ayet)
- —“Allah şöyle buyurdu: “Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin.” (Hicr suresi 34. Ayet)
- 4- Asıl Cennet ebedidir. Ama bu cennette bir şey oldu ve cennet hayatı sona ermiş oldu. (Araf Suresi 42. Ayet)
—“ İman edenler ve iyi amellerde bulunanlarki biz hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz işte onlar cennet ehlidir ve orada ebedî olarak kalacaklardır.” (Araf Suresi 42. Ayet)
- 5- Asıl cennete bir kez giren bir daha çıkmaz. (Zuhruf suresi 68. Ayet)
—“ Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: “Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.” (Zuhruf suresi 68. Ayet)
Ama buradan çıkış yaptı.
Şimdi burada birbirleriyle çelişki gibi gözüken bu ayetler ciddi biçimde üzerinde durulduğunda tevili yapılabiliyor. Yani bu ayetleri diğer alimler görmedi mi sanki. Cennetin asıl Cennet olduğunu söyleyen alimler bu ayetlerin hepsini tek tek ele alıyorlar ve hepsi için de ayrı ayrı yorumlar var.
Diyorlar ki “eğer asıl cennet Hz Adem a.s.’ın hayata başladığı yer orası değil de dünyadaki bir bahçe ise, o bahçe neresi? Yemen’de bir yer mi? Irak ta bir yer mi?” Ama biz biliyoruz ki Hz Adem a.s. Cennetten dünyaya gönderildiği zaman Hindistan’a gönderildi. Anamız Hz Havva’da Cidde’ye indi ve onlar beraberce birbirlerini aradılar. Arafat’ta Cebeli Rahme de buluştular. Oraya Arafat denmesi de bundan dolayıdır zaten.
Eğer dünyadaki cennetse burası Yemen’de bir bahçe midir, Irak’ta bir bahçe midir, tartışılan bir mesele.
Tevrat’ta yani Kitab-ı Mukaddes’te bir bilgi okuyoruz. O bilgiye göre Hz Adem ve Hz Havva’nın yerleştiği Cennet, Eden diye bir bölgede. Aden ile karıştırmayın lütfen. Aden başka bir yer. Burada bahsedilen Eden Bölgesi. Bu bölge Suriye – Irak bölgesinin adıdır ve bu bölgede birçok insanlık tarihi açısından önemli olaylar olmuş. Tevratın verdiği bu bilgiyi islam alimleri ve tarihçiler arasında kabul eden de var etmeyen de var. Ama netice itibariyle böyle bir bilginin olduğunu bilmemizde de bizim için fayda var. Artık bu bölge gerçekte neresi ise Allah-u alem deyip gideceğiz.
Biz biliyoruz ki Allah Adem ile Havva’ya gidin beraberce cennete yerleşim dedi. O yerleşme emrini verdiği an bir şey de söyledi:
—“Sakın şu ağaca yaklaşmayın.” (Bakara suresi 35. Ayet)
Bir ağaç var orada ve “o ağacı yaklaşmayın” dedi. Allah bu uyarıyı ve daha başka uyarıları da yaptı.
Yaklaşmayın uyarısı bizim zihinlerimize bir şey getirmesi gerekir. İkisine Emir geliyor. Emre dikkat ederseniz Allah “O ağacın meyvesinden yemeğin” demiyor; “o ağaca yaklaşmayın diyor.” O zaman burada bir şey var. Nedir o? Belki de insanoğlunun ilk imtihanı.
Biz “yaklaşmayın” emrini başka yerlerde de okuyoruz:
- Bakara Suresi 187 ayette Rabbimiz diyor ki “itikafta iken kadınlara yaklaşmayın.”
—“Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız, size helâl kılındı. Onlar, sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi bağışladı. Şimdi onlara yaklaşın ve Allah’ın sizler için yazdığını isteyin. Ta fecrin beyaz ipliği siyah iplikden size seçilinceye kadar yiyin, için. Sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun. Bununla beraber siz mescitlerde îtikaf halinde iken onlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ınsınırlarıdır, sakın onlara yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara böyle açıklıyor ki sakınıp korunsunlar.” (Bakara Suresi 187 ayet)
- Enam suresi 152 de diyor ki “yetimlerin mallarına yaklaşmayın.”
—“ Yetimin malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah’a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştir.” (Enam suresi 152. Ayet)
- İsra suresi 32 de diyor ki “zinaya yaklaşmayın.”
—“ Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.“ (İsra suresi 32. Ayet)
Çünkü yaklaşmakta risk var Yaklaşırsan bir mıknatıs var orada, o mıknatıs seni kendine çekiyor. O mıknatıstan kurtula da bilirsin, Allah korusun o mıknatıs seni o harama doğru sevk de edilebilir. Dolayısıyla burada büyük bir riskin varlığını haberdar ediyor Rabbimiz bize. Ve biz bu riski Kur-an vasıtasıyla Hz. Adem A.s. üzerinden öğreniyoruz. İşte buradan da anlayabiliriz ki peygamberler tarihi ve Kur-an da ki kıssalar bizim için çok önemlidir.
Demek ki neymiş:
- Yaklaşma yanılırsın.
- Yaklaşma yorulursun.
- Yaklaşma yıkılırsın.
- Yaklaşma yakarsın.
- Yaklaşma Yanarsın.
Yaklaşma, kafan karışır, başına iş açarsın, kafanda şüpheler oluşur. Seni zorlar, seni meşgul eder. zihnini alır götürür. Senin duygularını karıştırır. Senin harama karşı direncini bozar. Çünkü yorulmuş adam yorulmuş Pehlivan gibidir. O anda, o yorgunlukla pehlivan olarak mindere çıksan bile, güreşi kazanabilirsin de, kaybedebilirsin de. Ayrıca Karşıda da bir insan var. Onu da yakarsın, onun da zihnini karıştırırsın, onun da duygularını karıştırırsın, ona da zarar verirsin. Bu yüzden yaklaşma, bu riski almaya hiç gerek yok.
Biliyorsunuz aleyhisselatu vesselam efendimiz ne dedi :
—“Haram belli, helal belli. Ortasında kalan şüpheliler ise kişinin dininin güzelliğindendir.” [Buharî, İman 39, Büyû 2; Müslim, Müsakat 107, (1599); Ebu Davud, Büyû 3, (3329, 3330); Tirmizî, Büyû 1, (1205); Nesâî, Büyû 2, (7, 241).]
Eğer kişi şüpheli şeylerden kendini korursa iffetini korumuş olur.
Dolayısıyla burada yanılırsın diye bir mesajı var. Allah yaklaşma dediyse yaklaşılmamalı. Allah’ın bir bildiği vardır. Allah sana sınırlar koyduysa o sınırlarını korumaya çalış. Kendi kafandan başka şeyler uydurma. Allah sınırları koyduysa o sınırlara riayet eden insan ol.
Peki niye rabbimiz bu sınırı koysun da Hz Adem a.s. ile Hz Havva ya Cennette o kadar ağaç varken sadece bir ağaca neden yaklaşma desin.
Çünkü o ağacı belli etmesi ve ona yaklaşma demesi bir sınır koymaktır. Eğer cenab-ı Allah o ağaca dikkat çekmeseydi Adem ile Havva o ağacın farkına varıp ondan sakınmaları gerektiğini bilemez ve anlamazlardı.
Konulan her sınır insanın insan kalması ile alakalıdır. İnsan sadece yaptıklarıyla insan değildir, yapmadıklarıyla da insandır. Bizi diğer canlılardan ayıran da o. Varlık alemi içerisinde insanı farklı bir konuma taşıyan da o. İnsana secde ettiren şey de bu zaten. İnsan yaptıklarıyla insan olduğu gibi bir de yapmadıklarıyla da insandır. Elbette ki bunun da bir hikmeti var.
Peki Allah’ın yasakladığı o ağaç hangi ağaç? İnsanların çoğunluğu bu ağaç için elma ağacı diyecekler. İşin garibi İsraliyat dahil hiçbir kaynakta o yenilen meyvenin elma olduğuna dair bir işaret yok. Elma yok, başka şeyler var. Bu sadece zihinlerimize kodlanmış. Birileri bizim algılarımızı böyle yönetiyor.
Hristiyan ilahiyatına göre ilk günah diye bir şey oluşturuluyor. Onun için doğan çocuklar vaftiz ediliyor, yıkanıyor. Çünkü her doğan çocuk onların inancına göre günahla doğuyor. Biz ise tam tersini söylüyoruz. Çocuğun ne suçu var. Çocuğun annesi babası hangi dinden olursa olsun, hatta ateist bile olsa doğan her çocuk İslam fıtratı üzere doğar. Bir kere bilelim ki bu işin Elma ile ya da ilk günah ile falan alakası yok.
Bakın bizim kaynaklarımızdan bazıları diyorlar ki
- İlim ağacıdır. Yani hayrı ve şerri bilme ağacı.
- Bazıları buğday ağacıdır diyorlar. Bizim kaynaklarımızda bu buğday öne çıkan bir ağaçtır. Ama bu buğday Cennet buğdayı. Ağaçta yetişen bir şey. Taneleri büyük bir şey. Meyvesi farklı. Ondan dolayı zaten ağaç diye isimlendiriliyor.
- İncir ağacı,
- Üzüm ağacı,
- Hurma ağacı,
- Sümbül ağacı,
- Zeytin ağacı,
- Kafur ağacı,
- Şarap ağacı
(Taberi- Mecmaü’l Bayan, C.1 – S.1087)
Gibi bir sürü şey söyleniyor. Bütün bunların hepsini ibn-i Kesirde bulabileceğiniz gibi Taberanin de de rastlayabilirsiniz. Ama İmam Taberi bunların hepsini anlattıktan sonra kendisinin dediği söz şu?
—“Ne olduğu konusunda Kur’an’da ve sünnette isnadı kesin olmadığı için böyle lüzumsuz bilgilere gerek yok.”
İmam Maturidi de aynı şeyi söylüyor.
—“Eğer önemli bir şey olsaydı zaten Rabbimiz bize bildirirdi. O zaman bu noktada kendimizi farklı şeylerin altına sokmaya gerek yok.”
