4- İMTİHANI, ZELLESİ, CEZALANDIRILMASI VE DÜNYA HAYATININ BAŞLAMASI
Bakara Suresi 36. Ayetinde şeytanın Hz. Adem a.s.’ı kandırması anlatılırken şöyle bir ifade kullanılıyor:
—“Bunun üzerine şeytan onları(n ayağını) oradan kaydırdı, içinde bulundukları (cennet yurdu) ndan çıkardı. Biz de: “Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasib vardır.” dedik.” (Bakara Suresi 36. Ayet)
Burada ki ifade şu :
—“Şeytan onların ayağını kaydırdı”
Kur’an bu ifade için “ZELLE” kelimesini kullanır ki, Zelle; Ayağı kaymak, sürçmek, hata etmek ve yanılmak anlamlarına gelir. Zelle’nin ne olduğunu daha iyi kavrayabilmem için önemli bir hususa değinmemiz gerekiyor. O da peygamberlerin sıfatları. Bu noktada hemen paygamberlerin sıfatlarını bir hatırlamamız gerekir:
- Sıdk (Doğruluk)
- Emanet (Emin Olmak)
- Tebliğ (Mesajı İletmek)
- Fetanet (Aklı selim ile hareket etmek)
- İsmet (Günahlardan korunmuş olmak)
Şimdi biz zelleyi ismet sıfatı üzerinden anlamaya çalışacağız. Peygamberler seçilmiş özel insanlar oldukları için onlar bir nevi her türlü hatadan ve günahtan koruma altına alınmıştır. Tabi peygamberlerin hatadan korunmaları demek, onların hata işlememeleri anlamına gelmiyor. Bunu Hz. Adem a.s. da gördük diğer peygamberlerde de göreceğiz. Ancak biz onların işledikleri hataları kafalarımızda biraz belirginleştirelim ki peygamberler hakkında zihinlerimizde olumsuz kanaatlar oluşmasın. Öncelikle şu noktalara çok dikkat edelim:
- Peygamberler hata ederler ama hatada ısrar etmezler.
- Peygamberler hata ederler ama aynı hatayı iki kere işlemezler.
- Peygamberler bir iki defa hata ederler ama defaatle hata işlemezler.
- Peygamberler işledikleri hatayı düzeltmeden öğlece bırakmazlar.
- Peygamberler o hataları ile bir çok mesajın ulaşmasına vesile olurlar.
Şimdi Rabbimiz dedi mi yaklaşmayın. Dedi. Başka şeyler de dedi. Mesela Rabbimiz dedi ki :
Eğer bu ağaçtan yerseniz;
- Zalimlerden olursunuz (Bakara Suresi 35. Ayet)
—“ Dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” (Bakara Suresi 35. Ayet)
- Şeytanı dost edinmiş olursunuz (Araf suresi 22. Ayet)
—“Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?” (Araf suresi 22. Ayet)
- Cennetten çıkarılır sınız (Taha suresi 117. Ayet)
—“Biz de (Âdem’e) şöyle demiştik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun).” (Taha suresi 117. Ayet)
- Yorulur sıkıntıya düşersiniz (Taha suresi 117. Ayet)
—“Biz de (Âdem’e) şöyle demiştik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun).” (Taha suresi 117. Ayet)
- Allah’ın emrini unutur Asi olursunuz (Taha suresi 121. Ayet)
—“Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.” (Taha suresi 121. Ayet)
Bunca uyarı gelmesine rağmen Hz. Adem a.s. bu uyarıları unuttu. İnsanın böyle bir özelliği var. Şimdi biz günahları bilmiyor muyuz? Hepsini biliyoruz. Peki niye işliyoruz? Çünkü unutuyoruz. Dolayısıyla insanın tabiatının üzerinden konuşuyor Rabbimiz. Hz. Adem a.s. da Ebul Beşer olma özelliğinden dolayı bunları bizim nazarımıza veriyor.
İblis; Hz. Âdem a.s.’la Hz. Havva’yı, tuzağa düşürme işine, önce ağıtla başladı. Öyle bir ağıtla ağladı ki, Hz. Adem a.s. ile Hz. Havva’yı hüzün içinde bıraktı. Hz. Adem a.s.’la Hz.Havva İblis’in ağıtını işittikleri zaman, ona:
—“Sen neden ağlıyorsun?” diye sordular.
İblis:
—“Sizin, öleceğinize ve içinde bulunduğunuz şu nimet ve ikramlardan ayrılacağınıza ağlıyorum!” (M. Asım Köksal, İslam Tarihi)
Dedi. Şeytan bu sözü, onların kalbine bir tasa düşürdü. Bundan sonra, Şeytan, onların yanına tekrar geldi ve dedi ki :
- Eğer bu ağacın meyvelerinden yerseniz melek olursunuz. (Araf suresi 20. Ayet)
—“Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: “Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti.” dedi.” (Araf suresi 20. Ayet)
Ya melekler secde etmedi mi sana. Sen niye melek olmaya heveslendin. Zor tabii ki imtihan. Netice itibarıyla bir irade var. O iradenin getirip götürdükleri var.
- Ölümsüz olursunuz (Araf suresi 20. Ayet)
—“Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: “Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti.” dedi.” (Araf suresi 20. Ayet)
- Ebedi saltanatın sahibi olursunuz (Taha suresi 121. Ayet)
—“Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.” (Taha suresi 121. Ayet)
Bakın bu üç şeyde bu gün bile insanın ciddi bir biçimde zafiyeti var.
Şeytan Onlara bu üç şeyi söyledi ve bir şeklide onları ikna etmeye çalıştı. Hz. Adem a.s. direnmedi mi sanki. Yani” bunu Şeytan bir anda söyledi ve Hz. Adem a.s. da tamam unuttu ve yaptı.” Böyle değil. Bu bir süreç ne kadar sürdü bilmiyoruz. Belki 50 Belki 100 yıl belki 300 yıl bu süreç devam etti. O bir anda hemen cennete girdi anında insan oldu. Ondan sonra bu olay başına geldi böyle bir şey yok. Zaten Kur’an’daki ayetlerin içerisinden bunların hepsini görebiliyoruz.
Son süreçte ne yaptı biliyor musunuz şeytan. (Araf Suresi 21. Ayet)
—“Ben gerçekten size öğüt ve nasihat verenlerdenim” (Araf Suresi 21. Ayet)
Diye Allah adına yemin etti. Yani Allah’la kandırdı.
İşte bütün mesele bu. Eğer biz şeytanın bu aldatmacalarını, bu çevirdiği dolapları, filmleri, senaryoları, kullandığı aletleri, maskeleri ve bu tarz şeyleri bilmezsek inanın ki kaybedenlerden oluruz.
Peki bu olaylardan sonra Kur-an’ımız bize ne diyor:
—“Adem verdiği sözü unuttu. Onda biz istenilen Azmi bulamadık .” (Taha Surasi 115. Ayet)
Demek ki Hz. Havva validemiz haşa Hz. Adem a.s.’ı kandırmamış. Hz. Adem a.s.’a hitap ederek söylüyor. Burada Kur’an’ın birini suçlu tutma gibi bir derdi yok. Direkt mesuliyet de Hz Adem a.s.’ın üzerinde olduğu için “Adem unuttu ve biz onda istenilen azim de bulamadık” diyor.
Hz. Adem a.s.’ın şeytana uyması ile ne oldu? Mahremiyetin ifşası oldu. Yani ayıp yerleri göründü. Bunu da Kur’an dan okuyoruz:
—“Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı.” (Taha suresi 121. Ayet)
—“Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, “Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?” diye seslendi.” (Araf Suresi 22. Ayet)
O ana kadar gizlenen örtünen korunulan şeyler ifşa edilmiş oldu. Ve o ifşa ile beraber Hz Adem ve Hz Havva da utandılar. Bir şeyler bulup üzerlerini kapatmaya çalışırlar. Utanma duygusu insani bir duygudur. Hz.Adem a.s. ve Hz. Havva anamız da o insani özelliklerini korudukları için orada utandılar. İşte bu noktada çok önemli bir ayrıntı olan Şeytan ile Adem’i ayıran özellik ortaya çıkmış oldu.
Peki Hz. Adem a.s. o meyveyi yedikten sonra Melek oldu mu? Olmadı. Ölümsüz oldu mu? Olmadı. Ebedi saltanatın sahibi oldu mu? Olmadı. Bu üç tane özelliği Hz. Adem a.s. meyveyi yediği zaman elde edemedi. Bilakis tam aksi oldu.
- Aradığı melekleşmekti. Ne buldu Beşerileşmek
- Aradığı ölümsüzlüktü. Ne buldu. Ölüm
- Aradığı zahmetsizlikti. Ne buldu. Zahmetlilik
Yüce Allah, Hz. Âdem a.s.’a:
—“Sana, Cennet’ten bol bol ihsanda bulunduğum ve oradan, istediğin gibi, yararlanmanı helâl kıldığım nimetler yetmedi mi ki, sana, haram kılmış olduğum şeyden tattın?”
Buyurdu.
Âdem Aleyhisselâm:
—“Evet! Yâ Rabb! Öyle oldu. fakat, senin izzet sıfatına yemin ederim ki: ben, bir kimsenin, yalan yere, senin ismine yemin edebileceğini sanmıyordum.”
dedi. (Taberî-Tarih c.1,s,64, İbn.Asakir-Tarih c.2,s.35O.)
Hz. Adem a.s. bu konuşmayla Allah’a başından geçenleri anlatmış oldu. Yani Şeytan’ın, kendilerine ettiği yeminine aldanmış olduklarını söylemek istedi.
Tabi Hz. Adem a.s. bu hatayı işleyince Allah’ın karşısına geçip bizlerin yaptığı gibi bir sürü bahaneler üretmedi. “Allah’ım ne yapayım şeytan bana vesvese verdi, beni kandırdı, bana ölümsüzlük vadetti, bana melekleşmeyi vadettiği, bana saltanatı vadetti” gibi sözler sarf etmedi. Havva anamızı da suçlamadı. “Bu kadın var ya bu kadın onun yüzünden oldu. O beni uyarsaydı. şöyle yapsaydı, böyle yapsaydı ben yapmazdım” falan demedi. (Genelde biz onu yapıyoruz.)
Hz. Adem a.s. hiç bir şeyi bahane etmiyor. Kusuru onun bunun üzerine atmıyor. Onun yerine “Ben zalimlerden oldum diyor.” Bana Rabbim bunu demiş olmasına rağmen ben şeytanın söylediğine uyudum ve ben zalimlerden oldum” diyor. O anda aynı sözü Havva validemiz de söylüyor.
Ve bakınız Hz. Adem a.s. bu tavrıyla bize işlediğimiz günahlara karşı Ademce Tavrı öğretiyor.
İşte buradaki o anlatılmak istenilen Ademce davranışı bir anlasak var ya inanın hayat algımız değişecek. Hayat algımızı bu meselenin üzerinden bam başka yerlere taşınmış olacağız. O zaman Ademce davranmak Allah’ın izniyle bizi de adam sınıfına koymuş olacak.
