Hz. HUD a.s. (23. BÖLÜM)

You are currently viewing Hz. HUD a.s. (23. BÖLÜM)

Hz. Hud a.s.’ın nasıl bir tebliğci olduğunu her zaman olduğu gibi gene Kur’an bize çok güzel bir şekilde tüm detayları ile anlatmış:

  • Şahsiyetli ve Heybetli (Araf suresi 69 ayet)

— “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz.” (Araf suresi 69 ayet)

Bunu nereden çıkarıyoruz biliyor musunuz? Bu ayet Ad kavminin heybetinden bahsediyor. Orada özel olarak Hz. Hud a.s anlatılmamasına rağmen bir şeyi çok net bir şekilde anlayabiliyoruz: Eğer Hz. Hud a.s.’ın heybet ve itibar bakımından onlardan aşağı seviyede olsaydı kavmin ileri gelenleri ve halk bunu dillerine dolarlardı. Çünkü adamların işi gücü kusur aramak. Olmayan bir durum il ilgili iftira atıyorlar ama var olanı da gizleyemiyorlar.

  • Duruşu vakarlı. (Şuara suresi 125. Ayet)

—“Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim.” (Şuara suresi 125. Ayet)

            Hz. Hud a.s. onların yalanlarına ve iftiralarına karşı asla duruşunu bozmuyor.

  • Üslubu güzel. (A’raf Suresi 65. Ayet)

—Âd (kavmin)e de kardeşleri Hûd’u (gönderdik): “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur. (O’na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?” dedi. (A’raf Suresi 65. Ayet)

            Her zaman kavmine karşı şefkat ve merhametle konuştu.

  • Usulü dirayetli. (Araf suresi 69)

—“Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz.” (Araf suresi 69)

Burada Hz. Hud a.s. kavmini Hz. Nuh a.s.’ın yoluna çağırıyor. Çünkü peygamberler böyledir. Orada bir risalet yolu var ve o yola çağırıyor.

  • Beklentisi dengeli. (Hud Suresi 122. Ayet) 

—“Siz bekleyin görün, biz de bekleyip göreceğiz.” (Hud Suresi 122. Ayet)

Yani asla aşırılığa gitmiyor onlara yüklemiyor bunları anlıyoruz biz ama temelde bir şey daha anlıyoruz: Asla bir beklentiye girmiyor. Benim ecrim alemlerin rabbi olan Allaha dır. diyor. Tebliğ için bir ücret istemiyor. Bir saygınlık ve bir ayrıcalık beklemiyor. Çünkü bütün peygamberler dinden konuştu ama dinden geçinmedi. Hepsinin kendine ait bir geçim kapısı bir mesleği vardı: Hz. Hud a.s. tüccartı ticaret yapardı. Kimisi terziydi kimisi başka bir şey. Ama asla dini kullanıp risaleti ve tebliği kendilerine geçim kapısı yapmadılar.

            Bir topluluk iki tür kitleden oluşur:

  1. Fakir kesimin.

Fakirler; karşılarında konuşan adamın kendilerinden maddi bir beklenti içerisine girmelerinden korkar.

–“Ya adam çok iyi konuşuyor da hele bakalım arkasından ne çıkacak. Her halde işin sonunda bizden bir şeyler isteyecek.”

2- Zengin Kesim

—“Bu adam bu kadar konuşuyorsa bizim elimizdeki imkanlara göz dikmiş demektir.”

            Zenginin korkusu bu, elindekini kaybetmek. Ad kavmi de çok zengin bir kavimdi ve doğal olarak da bu korkuları yaşıyorlardı. Bu yüzdende Ad kavmi halkı, Hz. Nuh a.s.’ın bütün tebliğine karşılık verme adına her şeyi kendilerine mal ediyorlar. Diyorlar ki:

  • Güzellik ve heybet bizdedir ve bizdendir.
  • Güç ve kuvvet bizdedir ve bizdendir.
  • Mülk ve hükümranlık bizdedir ve bizdendir.
  • Başarı ve zafer bizdedir ve bizdendir.
  • Zenginlik ve rızık bizdedir ve bizdendir.

Gördüğünüz gibi her şeyi kendilerine mal edip kendilerinden biliyorlar. Biz yaptık, biz kazandık, biz elde ettik diyorlar. Bunun üzerine de Rabbimizde diyor ki

—“Hayır. Siz tuğyan içerisindesiniz.”

Buna bağlı olarak bir analiz yaparsak ortaya 5 tane alan ve 5 tane şirk çıkıyor:

  • Nimet’de şirk
  • Güç’te şirk
  • Mülk’de şirk
  • Başarı’da şirk
  • Rızık’ta şirk

Manevi ve ahlaki değerlerden uzaklaşmış insanların elindeki kuvvetin zulme dönüşmesi kaçınılmazdır. Ad kavminde bunların tamamı vardı. Hacca yada Umreye gidenlerimiz bilir, gitmeyenlerimizde duymuştur, Kabe’yi tavaf ederken ne söylüyoruz?

—“”Lebbeyk Allahümme LebbeykLebbeyke Lâ Şerike Leke Lebbeyk. İnnel Hamde venni’mete Leke Velmülk. Lâ Şerike Lek” 

            Bu bir duadır ve anlamı;

—“”Rabbim, davetine sözüm ve özümle tekrar icabet edip, emrine boyun eğdim. Rabbim, davetine icabet, boynumun borcudur. Senin, eşin ve ortağın yoktur. Rabbim, bütün varlığımla sana yöneldim. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Bütün bunlarda eşin ve ortağın yoktur.” demektir.

            Bu duada yukarıda saydığım 5 madde de var. İşte tevhit budur. Eğer ki Kabe’yi tavaf edenler bu ruh ile yani tevhit ruhu ile bu duayı yapsalar inanın her kez bir tevhit kahramanı olarak hacdan ya da umreden döner.

Ad kavminin zulümlerine ait iki tane önemli noktayı Kur’an bizim nazarlarımıza veriyor.

 Şu’ara süresinin 130 inci ayetinde diyor ki,

—“Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz.”

Cenab-ı Hak bu ayetinde ne demek istiyor diye baktığımız zaman şunu görüyoruz;

Mesela itibar sahiplerine işledikleri bir suçtan dolayı ceza verilmiyor. Ancak Kimsesizlere ve fakirlere ceza uygulanıyor. Ceza verirken zorbalık yapıyorlar, ticarette zorbalık yapıyorlar, komşuluk ilişkilerinde zorbalık yapıyorlar, arkadaşlık ilişkilerinde zorbalık yapıyorlar. Yani hayatın her alanında inanılmaz bir zorbalık hakim. Ve hiçbir şekilde adalet yok. Adaletin olmadığı yerde zulüm olur, adaletin olmadığı yerde haksızlık olur. Adaletin olmadığı yerde zorbaca bir tutum olur ve biz bunların hepsini Ad kavminde görüyoruz. İşte Şu’ara süresinin 130 inci ayetinde de aslında onların bu zulümlerine dikkat çekiliyor.

Diğer bir ayet olan Hud Süresinin 59. ayetinde

—“ İşte Âd kavmi buydu. Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler ve peygamberlerine isyan ettiler. Başa geçen her zorbanın emrine uyup arkasından gittiler.”

Ad kavmi kendilerine şefkat de Allah’ın ayetlerini hatırlatan peygamberlerine ittiba edip ona itaat gidecekleri yerde kime inanıyorlar? Inatçı, şöhret perez, cebbar ve zorba emir sahiplerine inanıyorlar. Aynı israiloğulları gibi onlarda başındakilerin zorba olduklarını biliyorlardı. İsrailoğulları ne diyorlardı:

—“Tamam Musa haklı ama maaşımızı firavun veriyor.”

Aynı şeyi Hz. Ali’ye de söylemedilermi.

—“Evet sen haklısın ama Muaviyenin pilavi yağlı”

İşte Ad kavmide zulmün farkında oldukları halde aynı şeyi söylüyorlardı.

Hz. Hud a.s. ne yaptıysa bir türlü bir avuç insandan başkasına sözünü geçiremedi. Bu kadar şefkatle kavmini dine İslam’a ki onlara gelen dinin adı da İslam biliyorsunuz, davet etmesine rağmen bir türlü netice alamadı.

Tüm bu çabaya rağmen Ad kavmi’nin Hz. Hud a.s.’ın tebliğine nasıl bir karşılık verdiğini gene Kur’an dan öğreniyoruz

Ad Kavmi’nin Tebliğe Karşı Tavırları

  • İlgisiz davrandılar. (Şuara süresi 136. Ayet)

—“Dediler ki: “Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir.” (Şuara süresi 136. Ayet)

            Siz bakmayın onların ilgisiz davrandıklarına. İlgisiz davranıyorlar ama alttan alttan da bakıyorlar acaba ne olacak diye. Çünkü elinde güç sahibi olan birisi endişelenir. Elindekilerini kaybetme korkusuna kapılır. O yüzden ilgisizdirler ama her şeyden de haberdar olurlar.

  • Yalanladılar. (Araf Süresi 66. Ayet)

—“ Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: “Biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz, ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz.” (Araf Süresi 66. Ayet)

  • Kibirlendiler. (Fussilet Suresi 15. Ayet)

—“ Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar ve: “Bizden daha kuvvetli kim vardır?” dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı.” (Fussilet Suresi 15. Ayet)

  • Alay ettiler. (Hud Suresi 54. Ayet)

—“ “Ancak şu kadarını diyebiliriz ki; “tanrılarımızdan bazısı seni fena çarpmış”. O da dedi ki; “Allah’ı şahit tutuyorum, siz de şahid olun ki ben, Allah’a koştuğunuz ortaklardan uzağım.” (Hud Suresi 54. Ayet)

  • İnkar ettiler. (Hud 59. Ayet)

—“ İşte Âd kavmi buydu. Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler ve peygamberlerine isyan ettiler. Başa geçen her zorbanın emrine uyup arkasından gittiler.” (Hud 59. Ayet)

            Dediler ki mesela ya bu kadar işi bir tanemi tanrımı yapacak. Arkadaş bizim bin tane tanrımız var gene de yetişemiyoruz. Senin bir tane tanrın mı bütün işleri yapacak diyorlar.

  • Tehdit ettiler. (Hud Suresi 55. Ayet)

—“O’ndan başka herşeyden uzağım, artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra hiç bekletmeyin.” (Hud Suresi 55. Ayet)

  • Engellemeye Çalıştılar. (A’raf Suresi 71. Ayet)

—“ (Hûd) dedi ki: “Artık size Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah’ın hiç bir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” (A’raf Suresi 71. Ayet)

            Bu saydığım davranışların hepsi ile peygamber efendimiz de karşılaştı ve bundanda bir kez daha sier-i enbiya ile sier-i nebi arasındaki bağa şahitlik yapmış oluyoruz. Aynı şahitliği Aleyhisselatü vesselam efendimizle diğer peygamberler arasında ki ilişki ve bağda da yapmış oluyoruz aslında. Allah hepsinden binlerce razı kez olsun ve Allah bizlere onların mesajlarını anlayabilme kabiliyeti versin inşallah.

            Ad kavminin bütün bu direnişlerine rağmen Hz. Hud a.s. sabrından asla taviz vermiyor. Elinden geldiğince onları uyarıyor. Ama nihayetinde ayetlerde de geçtiği üzere defaatle aynı şeyi söylüyorlar:

—“Hadi bize vaad ettiğin o azap, o helak gelsin de görelim.”

Azabın gelmesi için gayret ettiklerini bir türlü anlamıyor ve göremiyorlar. Bir kesim hiç inanmıyor. Bir kesim de diyor ki:

—“gelse bile yani Hud doğru söylemiş olsa bile azapta gelse bize o zaman ne yapacak? Güçlü kuvvetli evlerimiz var, sütunlarla donatılmış binalarımız var. Bu kadar sağlam binaların içerisine o azap biz ne yapacak? Azap gelirse kendimizi kurtarırız.”

Diyorlar. Ve eni sonu azap geliyor. Nasıl geliyor? Bir kuraklıkla sinyal gidiyor. Bu kuraklık imam Taberinin bize bildirdiğine göre üç yıl sürüyor. Ve bu süre içerisinde fakirleşiyorlar. Hayvanlarını bile sulayamayacak hale geliyorlar. Ziraatleri çok üst düzeyde olmasına rağmen ekinler kuruyor ve tarım bitiyor. Yağmur duasına çıkıyorlar, olmuyor, kendi putlarına kurbanlar kesiyorlar olmuyor. Birisi çıkıp diyor ki:  

—“Ya Mekke’ye bi heyet gönderelim. Orada işte kutsal yapı var. Bir şekilde orada dua etsinler. Oradaki insanlardan dua istesinler.”

Mekke’ye heyet gönderiyorlar. Ama olmuyor. Olmadıkça Hz. Hud a.s. hala çırpınıyor.

—“İman edin, tevbe edin. Allah size yağmurlarında bir daha göndersin, topraklarınızı bir daha bereketlendirsin. Size türlü türlü nimetler bahşetsin.”

Ama o süre içerisinde yine bir avuç iman eden var. İnkârda hala inat halindeler. Ve biz Ahkaf Süresinin 24. Ayetinden şunu öğreniyoruz:

—“ O azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut halinde gördükleri zaman: “Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur.” dediler. Hud ise: “O sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. O bir rüzgârdır ki, içerisinde acı bir azab vardır.” (Ahkaf Süresi 24. Ayet)

 Bir bulut beliriyor orada. Seviniyorlar. Çılgına dönüyorlar. Aslında o bulut azap bulutu. Ama onlar yağmur bulutu olduğunu düşünüp kurtulduklarını zannediyorlar. O buluta doğru koşuyorlar. Kimisi neşeleniyor, kimisi evine gidiyor. Kimi şunu yapıyor bunu yapıyor. O azap bulutları geldiği zaman da Hz. Hud a.s. yanında kendisine iman eden o bir avuç insanı alarak o kavmin içerisinden çıkıyor. Allah’ın rahmeti onlara tecelli ediyor.

Peki nasıl bir azap geliyor?

Kur’an da hiç bir azap bu kadar detaylı anlatılmıyor.

  • Alçaktan bir azap (A’raf 71. Ayet)

—“ (Hûd) dedi ki: “Artık size Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah’ın hiç bir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” (A’raf 71. Ayet)

  • Öfke dolu bir azap. (A’raf 71. Ayet)

—“ (Hûd) dedi ki: “Artık size Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah’ın hiç bir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” (A’raf 71. Ayet)

  • Kökünü kesip koparan biraz azap. (A’raf 72. Ayet)

—“ Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik.” (A’raf 72. Ayet)

  • Ağır ve çetin bir azap.  (Hud süresi 58. Ayet)

—“ Ne zaman ki emrimiz geldi, Hud’u ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, ayrıca onları çok ağır bir azaptan da kurtardık.” (Hud süresi 58. Ayet)

  • Lanetli bir azap. (Hud Suresi 60. Ayet)

—“ Hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde bir lânetle izlendiler. Bilin ki, Âd kavmi, gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilin ki, Hud’un kavmi olan Âd, defolup gittiler.” (Hud Suresi 60. Ayet)

  • Korkunç sesli bir azap. (Mü’minun Suresi 41. Ayet)

—“ Nitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!” (Mü’minun Suresi 41. Ayet)

  • Köpük gibi çerçöp haline getiren bir azap. (Mü’minun suresi 41. Ayet)

—“ Nitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!” (Mü’minun suresi 41. Ayet)

  • Dondurucu sürekli rüzgar ile gelen azap. (Fussilet 16. Ayet)

—“ Bu yüzden biz de onlara dünya hayatında rezillik azabını tattırmak için o uğursuz günlerde dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmeyecektir.” (Fussilet 16. Ayet)

  • Elem verici bir azap. (Ahkaf 24. Ayet)

—“ O azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut halinde gördükleri zaman: “Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur.” dediler. Hud ise: “O sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. O bir rüzgârdır ki, içerisinde acı bir azab vardır.” (Ahkaf 24. Ayet)

  • Sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seren bir azap. (Kamer Suresi 20. Ayet)

—“ (O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.” (Kamer Suresi 20. Ayet)

  • Uğultulu kasıp kavuran bir fırtına ile gelen azap. (Hakka Suresi 6. Ayet)

—“ (O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.” (Hakka Suresi 6. Ayet)

  • İçi boş hurma kütükleri gibi yere seren bir azap. (Hakka Suresi 7. Ayet)

—“ Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.” (Hakka Suresi 7. Ayet)

            Şimdi Kur’an bu kadar ifadeyi neden kullanmıştır diye bir düşünelim. Azap azaptır. Geldi geçti, hepsi helak oldu diyip geçebilirdi. Niye bunları kullandı? Sadece bunlar değil, azabın süresini ve neticelerine ait bazı detayları da biz Kur’an dan okuyoruz. Niye biliyor musunuz? Çünkü Kur’an bizlere zalimlerin bu dünyada karşılaşacakları sonu gösteriyor anlatıyor. Allah aslında bu ayetlerde zalime mesaj verdiği gibi, mazluma da bir mesaj veriyor. Allah’ın arzında Allah’ın istemediği gibi yaşayanların nelerle karşılaşacağının bilgisini veriyor.  

Bu azapla ilgili size bir hadis aktarmak istiyorum. Ayşe annemiz anlatıyor aslında bu hadisi. Bu hadis Buhari de geçmektedir. Peygamber efendimiz ne zaman yağmur yüklü bir bulut görse endişelenir. Yüzünün rengi değişir. Ayşe annemiz bir-iki defa aynı şeylere şahit olunca bir defasında da soruyor,

—“Ya rasulallah. Ne zaman yağmur yüklü bir bulut görseniz böyle oluyorsunuz. Ama yağmur sevinçtir, biz bulutu görünce seviniyoruz. Niye siz böylesiniz?”

Aleyhisselatü vesselam efendimiz cevap veriyor:

—“Ya Ayşe. Bir kavim böyle bir yağmur bulutuyla azaba uğradı ve yok oldu. Biz bilemeyiz, o yağmur yüklü bulutun bize rahmetmi getireceğini azabımı getireceğini.” (Buhârî, Tefsîr, 46/2; Müslim, İstiskâ, 14-16)

Hakka süresinde bu azabın detayları anlatılırken şöyle bir ifade kullanır rabbiniz.

—“Allah onu (o azabı) ard arda yedi gece sekiz gün onların üzerine musallat etti. Eğer orada olsaydın O kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş olarak görüldün.” (Hakka Suresi 7. Ayet)

Yedi gece sekiz gün diyerek detay veriliyor. Kuran sözün özüdür. O azaba uğrayanlar o azabı tadacaklardı ama yedi gece sekiz gün sürmesi azabın büyüklüğünü ve dehşetini inanılmaz derecede ortaya koyuyor. Onlara o azabı öyle bir tattırdı ki, azabın içerisinde azap tattılar. Bir anda yok olmadılar. Bir birlerinin feci şekilde,  yavaş yavaş yok oluşlarını gördüler. O dün sözüne itibar ettikleri adamların birer birer devrildiğini gördüler. O mevki makam sahiplerinin nasıl gittiklerini gördüler.

Ne diyor, hakka süresi nasıl bitiyor.

—“Şimdi onlardan arda kalan bir şey görüyor musun?” (Hakka Suresi 8. Ayet)

Zalimler gitti, mazlumlar yaşıyor. İman edenler yaşıyor. Sadece Allah o inkârcıların üzerinden bize ibret veriyor. Allah gerçek manada ibret alanlardan eylesin.

Ada kavminde Hz. Hud a.s.’a iman edenlerin azaptan sonra nasıl yaşadıkları hakkında Kur’an da ve hadislerde her hangi bir bilgi yok. Ama biz bazı tarihi rivayetlerde şu öğrendiniz, Hz. Hud a.s.’ın  ömrü yüzelli yıl. Bu yüzelli yılın ne kadarı helaktan sonra onu da bilmiyoruz. Ama iman edenlerle beraber bir müddet yaşıyor. Nerede yaşayıp nerede vefat ettiğine dair kaynaklarımızda onlarca ifade var ama net bir bilgi yok. Hatırlarsanız size Hz. Hud a.s.’ın kabri ile ilgili bir resim göstermiştim. Yemen’de bilinen ve Hz. Hut a.s.’ın adıyla anılan bir köy ve orada bir kuyu var. Mezarının da orada olduğuna dair rivayetler var. Allah-u alem.

Allah iman edenler hakkında bize bir bilgi vermiyor. Ama o iman edenlerin sonundan gelen kavim olan Semud kavmini ve o Semud kavmine gönderilen Hz. Salih a.s. ile ilgili bilgileri biz gene Kur’an dan ve kaynaklardan okuyoruz.

Bütün peygamberlere binlerce kez selam olsun. Cenab ı hak bizi Hz. Hud a.s.’ın yolundan ayırmasın. Onun tebliğ, aşkı sevdası bizim sevdamız olsun. Onun inkârcılara gösterdiği sabır da bizim sabrımız olsun.

Bir yanıt yazın