Dünya tarihi boyunca hak ile batılın mücadelesi sürekli devam etmiştir. Bu mücadelenin tarihçesi bize yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, geçmiş ümmetlerden kıssalar olarak bildirilmektedir. Yusuf suresi 3.ve 11. ayetlerde Yüce yaratan mealen şöyle buyuruyor:
—‘’Biz sana bu Kur’an’ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz.” (Yusuf Suresi 3. Ayet)
—“And olsun onların geçmiş Peygamberler ve ümmetlerin kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. Bu Kur’an uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o kendinden öncekileri tasdik eden ve her şeyi açıklayan bir kitaptır. İman eden bir toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.’’ (Yusuf Suresi 111. Ayet)
Demek ki neymiş; son ve hak kitap olan Kur’an-ı Kerim, bizim kurtuluşumuzun hak ile batılı ayırıp doğru yolu seçişimizin tek kılavuzuymuş. Bugüne kadar peygamberler tarihinin incelediğimiz bölümlerinde hep gördük ki İnsanoğlu nefsine uyup yoldan çıkmaya ve batılı seçmeye fıtrî olarak çok müsait. Öğleki daha insanoğlu yaratılalı henüz birkaç bin yıl geçmişken nesiller yok olup yeniden bir nesil dünyada varlığını sürdürme gayretine girmişti. Hz. Nuh a.s. ve tufan kıssasından şunu çok net bir şekilde anlıyoruz ki şeytan daha adem a.s. dan buyana hiç boş durmamış ve amacına ulaşana kadar elinden geleni yapmış ve sonunda da amacına ulaşmıştır. Tufan sonunda insan oğlunun yok oluşu buna delildir.
Biliyorsunuz Hz. Nuh a.s. vefatından önce yerine oğlu Sam’ı vekil olarak bırakmıştı.
Şöyle bir babadan oğula soy ve silsile tablosu yapacak olursak:
NUH—SAM—İREM—AVS/US—AD—HALUD/CALUD—REBAH—ABDULLAH—HUD/ABİR
Kur’a-ı Ker’im de ki sıralamaya göre Hz. Nuh a.s.’dan sonra peygamber olarak Hz. Hud a.s. anılmaktadır. Bu iki peygamber arasında başka peygamber varmıydı onu bilmiyoruz. Ama Kur’an dan bir şey öğreniyoruz: Mü’minun suresi 31. Ayette ve Araf Suresi 69. Ayette Hz. Nuh a.s.’dan sonra Hz. Hud a.s. anlatılıyor. Arada belli bir süre olsa da, yıllar asırlar geçmiş olsa da biz Kur’an bilgisi ile hareket ettiğimiz zaman Hz. Nuh a.s.’ın arkasına Hz. Hud a.s.’ı iliştirerek anlamak durumundayız.
Yukarıdaki soy silsilesinde de görüldüğü gibi tam dokuz baba var. Bu dokuz baba dahilinde Hz. Nuh a.s.’ın çocuklarının coğrafyaya dağılımı ve onlardan gelen topluluklar da aşağıdaki tabloda görüldüğü gibidir.
| Hz. Nuh’un Oğlu | Yayılış Bölgesi | Sonraki Topluluklar |
| Sâm | Mezopotamya, Arabistan | Araplar, İbraniler, Süryaniler |
| Hâm | Afrika, Nil Havzası | Mısır, Nubya, Habeş |
| Yâfes | Anadolu, Kafkasya, Orta Asya | Türkler, Kafkas, Avrupa halkları |
Tufan sonrası Sam ilk yayılma Mezopotamya bölgesine olmuştur. Dicle ve Fırat arasında kalan bu bölgede şehirleşmeler başlamış ve tarım gelişmiştir.
Yafes Anadolu ve Kafkasya’ya yayılış ile bu bölgede dağlık alanlarda korunaklı yapılar inşa edildi. Hayvancılık ve ticaret gelişti. Hatti medeniyeti kuruldu.
Ham Arabistan ve nil havzasına göç etti. İnsanlık burada yerleşik hayata geçince düzenli tarıma başlandı ve merkezi krallık yönetimi hakim oldu.
Ayrıca İran platosu üzerinden İndus vadisi Orta Asya ve bu gün için coğrafyasına yayılmalarda gerçekleşti. Ancak İklim ve coğrafi şartlar nedeni ile uzun süreli göçler oldu ve hayvancılık gelişti.
(Bu bilgiyi biz Taberî, Târîhu’r-Rusûl ve’l-Mülûk., ve İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye. Sinden okuyoruz. Tarihi kaynak olarak da Kramer, Samuel Noah, History Begins at Sumer. Ve Van de Mieroop, Marc, A History of the Ancient Near East. Gösterilebilir.)
Tabii bu yayılmaların zaman çizelgesine bakacak olursak ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:
| Aşama | Süre |
| Tufan sonrası dağınık yaşam | 100–300 yıl |
| Yerleşik hayata dönüş | 300–800 yıl |
| Şehirleşme | 800–1500 yıl |
| Yazılı medeniyetler | ~MÖ 3500 |
(Biz bu bilgileride Taberî, Târîhu’r-Rusûl ve’l-Mülûk ve İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye’sinden, ayrıca Samuel Noah Kramer – History Begins at Sumer, Hans J. Nissen – The Early History of the Ancient Near East, Marc Van de Mieroop – A History of the Ancient Near East, Amélie Kuhrt – The Ancient Near East, Colin Renfrew – Archaeology and Language, Jared Diamond – Guns, Germs, and Steel (çevresel zamanlama)den ediniyoruz.)
Biliyorsunuz o zamanlar ömür uzun. Tarihi kaynaklar Hz. Hud a.s.’ın ömrünü yüzelli yıl verirler. O günlerde ömrün uzun olduğunu unutmazsak eğer, dokuz baba var. Böylelikle Hz. Nuh a.s. ile Hz. Hud a.s. arasında ne kadarlık bir zaman geçtiğini biraz daha anlayabiliriz. Ama Hz. Hud a.s.’a geldiğimiz zaman Ad Kavmi Arapça konuşan ilk kavim. Onun için orayı biz tarihi kaynaklarımızda Arab-ı Ba-i diye de okuruz. Arab-ı Ba-i uzak araplar anlamındadır. Arapça konuşan Hicaz coğrafyasına yayılmış büyük bir kavim. Ad kavminin 13-14 tane alt kolunun olduğundan bahsedilir. Nüfus itibari ile insanlığın da arttığını düşünürsek Ad kavmi hakkında kafamızda epeyce geniş bir portre oluşuyor. Tabi biz bu bilgileri İbn-i Huteybi’den ve Yakub-i den öğreniyoruz. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Hud a.s. nasıl anlatılıyor diye bir bahis açtığımız zaman karşınıza inanılmaz güzel bir tablo çıkıyor. Fesahatıyla, belağatıyla, Nazmıyla diğer birçok özelliğiyle Kur’an’a hayran kalmamak mümkün değil. Hele ki o tarihi malumatlara da bir baktığımız zaman bir hayranlıkta onun için duyuyor insan.
Bakınız Kur’an-ı Kerim de Hz. Hud a.s. nasıl geçiyor:
- Kur’an da isim olarak 10 yerde anılan bir peygamber.
- Kur’an’da adı müstakil bir süreye isim olarak verilen bir peygamber.(Hud Suresi Tertipte 11. Sure)
- Kur’an da gönderildiği bölge olan Ahkaf bölgesi müstakil bir sureye isim olarak verilen bir peygamber.(Ahkaf Suresi Tertipte 46. Sure)
- Kur’an da gönderildiği kavim olan Ad Kavmi isim olarak 24 yerde geçen bir peygamber.
Kur’an-ı Kerim bu bilgilerden başka, bu kavimle, bu bölgeyle ve bu şehirle alakalı başka bilgilerde veriyor.
- Kur’an’da şehirlerinden, insan yapılarından, inanç sistemlerinden, sosyal ve kültürel hayatlarından bahsedilen bir kavme gönderilmiş bir peygamber.
- Kur’an’da doğrudan kıssa olarak 73 ayetle mücadelesinden bahsedilen bir peygamber.
- Kur’an’da bu kadar detaylı anlatılmasına rağmen geçmiş vahiy mensuplarının kitaplarında hiç anlatılmayan bir peygamber.
Çok ilginçtir, Hz. Hud a.s. ile ilgili İsraliyat’ta hiçbir bilgi yok. Tevrat’ta ve İncil’de onunla ilgili bir bilgiye rastlayamıyoruz. Haliyle yepyeni bir bilgiyi Kur’an gündeme getiriyor. Dolayısı ile Kur’an-ı Kerimin hiçbir dini ve tarihi kaynaklarda olmamasına rağmen Hz. Hud a.s. hakkında bize detaylı bilgi vermesi dinler tarihi açısından önemli bir ayrıntıdır. Hatta şöyle bir detay verecek olursak; hani Mekkeli müşrikler peygamber sallallahu aleyhi vessellem efendimizle ilgili konuşurken onun hep uydurma şeyler söylediğini ve kuranda yazan bu ayetlerden insanlara bahsederken onlar masal olarak nitelendiriyordu. Halbuki efendimiz sallallahu aleyhi vessellem hiçbir yerde olmayan bir şeyden bahsediyordu aslında. Yani bir yerde duymadığı okumadığı ve görmediği bilgileri anlatıyordu. Allah ona vahiyle bildirdiği için o da bildi.
Biliyorsunuz Kur’an bir konudan ne kadar bahsediyorsa hadislerde bahseder. Bu konu ile ilgili olarak hadislere bakacak olursak; Kur’an Ad kavmi ve Hz. Hud a.s. ile alakalı o kadar detaylar verir ki bize Peygamber efendimiz de buna dayanarak bazı bilgileri bize bildirmiştir. Ama bu da azımsanmayacak kadardır. Özellikle tefsir kitaplarında ilgili ayetlerin tefsirleri yapılırken çok ciddi malumatlara yer verilmiştir.
Kur’an’da Hz. Hud a.s. ve Ad kavmi hakkında insanlara bir şey anlatıyor. Bu anlatılanlar aslında insanların kıyamet gününe kadar yaşayacakları en büyük sorun. Bu sorunu bizim anlayabilmemiz için Ad kavmini ve Hz. Hud a.s.’ı çok iyi anlamamız lazım. Ve Kur’an kıssalarından kendimize çokca paylar çıkarmamız lazım.
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vessellem efendimiz
—“Ümmet-i Muhammed’in en büyük sıkıntısı dünyevileşmektir.” Der.
Bakınız buradan çıkaracağımız sonuç asla ve asla dünyaya küsmek değil. Bu din bir mağarada başladı ama şehrin içinde devam eder. Bu din hayatın içindedir. Bizim de hastalığımız dünyevileşme. Şu anda kıyamete kadar da insanın en büyük hastalığı o olacak. İşte Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, bu yüzden bu günün hastalığı dünyevileşme olan Müslümanlara, o günün dünyevileşme hastalığına kapılmış bir kavim üzerinden muazzam mesajlar veriyor

Bu bilgiler ışığında Ad kavminin yaşadığı coğrafyaya harita üzerinden bakacak olursak AHKAF denilen bölge Haritanın alt tarafında SANA ile başlıyor ve UMMAN’a kadar uzanıyor ve gene haritadan da gördüğümüz gibi İREM şehrini içine alıyor. Haritanın ortasına doğru baktığımız zaman RUH’ÜL-HALİ isimli bir yer göreceksiniz. Burası bu coğrafyanın meşhur bir çölüdür. HALİ boş anlamına geliyor. Burası dünyanın en büyük çöllerinden bir tanesidir. O zamanlarda ve hatta bu gün bile insanlar oraya girmeye korkarlar. Çünkü burada çöl bataklıkları vardır ve çok tehlikelidir.
İşte böyle bir coğrafyada Yüce Allah insanlara inanılmaz bir ikramda bulunuyor. Ve Ad kavmine başkalarının imreneceği imkanlar nasip ediyor. Öyle bir medeniyete, öğle bir üstünlüğe, öyle bir güce, öyle bir kuvvete ve öyle bir ihtişama sahip olmalarına rağmen nimet duygularını arttıracağı yerde başarıyı kendi nefislerine bağladılar.

Resimde gördüğümüz yer Karyet-ül Hud. Resmin üst tarafında gördüğünüz bina ise Hz. Hud a.s.’ın türbesi olarak biliniyor. Tabi bu ne kadar doğrudur bilemiyorum. Ama Hz. Hud a.s.’ın başka yerlerde de kabrinin olduğu söyleniyor. Bizim tarihi rivayetleri bir araya getirip okuduğumuz zaman en sağlam beyan olarak burası görünüyor.
Kesin tarih vermek mümkün olmasa da, İslamî kaynaklar ve tarihî tahminler Âd Kavmi’nin MÖ 3000–2000 yılları civarında yaşamış olabileceğini söyler. Bu dönem, dünyada ilk büyük medeniyetlerin ortaya çıktığı çağdır.
