Hz. İbrahim a.s. döneminde bilinen coğrafyada dini inançlarda çok farklılıklar göze çarpıyor. Hz. İbrahim a.s.’ın yaşadığı dönem genel olarak MÖ 2000–1800 arası kabul edilir ki bu dönem, Eski Yakın Doğu medeniyetlerinin güçlü olduğu bir zaman dilimidir. (K. A. Kitchen, On the Reliability of the Old Testament (Grand Rapids: Eerdmans, 2003), 313–325.) Kur’an’da Hz. İbrahim a.s.’ın kavminin putperest olduğu açıkça belirtilir ve tarihsel veriler de bunu destekler.
Mezopotamyada (Ur, Babil ve çevresi) Hz. İbrahim’in doğduğu yer olarak kabul edilen Ur, bu bölgenin en önemli şehirlerinden biriydi. (Tekvin 11:31.) Burada politeist olarak isimlendirilen çok tanrılı bir inanç sistemi vardı. Halk Ay, Güneş ve Yıldızlardan oluşan gök cisimlerine taparlardı. Tapınak olarak ziguratlar inşa etmişler ve şehir tanrıları sistemini oluşturmuşlardı. Çok tanrılı bu sistmde SİN – Ay Tanrısı, SHAMASH – Güneş Tanrısı ve ISHTAR – Bereket ve Savaş Tanrısıydı. (Samuel Noah Kramer, History Begins at Sumer (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 1981). ) Kur’an da En’am Suresi 76-79. Ayetlerde geçen ve Hz. İbrahim a.s.’ın Hz. İbrahim’in yıldız, ay ve güneş üzerinden yaptığı tefekkür bu ortamın yansımasıdır. (Tevrat (Tekvin / Genesis 11–15))
Kenan Diyarı olarak bilinen Filistin ve Suriye bölgesinde (Hz. İbrahim a.s.’ın hicret ettiği bölgedir) ise BAAL Kültü yaygındır. Baal, Tevrat’ta birçok yerde anlatılan Mezopotamya mitolojilerinde geçen paganist efsanesi olup, Kur’ân’da farklı formlarında karşılık bulmuş bir kelimedir. Kur’ân’ın mesajını üzerine inşâ ettiği kelime rezervinde yer almış ve aile hukukunu içeren âyetlerdeki anahtar kavramlar arasındadır. Taberî’ye göre baal, Araplar tarafından her şeyin her şeye hakim olduğunu belirtmek için kullanılan bir tabirdi. Baal Tanrısı genellikle güçlü bir savaşçı olarak tasvir edilir ve fırtınaların ve bereketin tanrısı olarak kabul edilirdi. Suriye’nin en yüksek zirvesi olan Zafon Dağı’nın tepesindeki sarayından hüküm sürdüğü söylenirdi. Kur’an ise direk olarak Safat Suresi 124-125 ve 126. ayetlerde BAAL putundan bahseder:
—“124,125,126. Hani o kavmine: “Siz Allah’tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah’ı bırakıp da “Ba’l’e” (Ba’l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?” dedi.” (Safat Suresi 124-125 ve 126. Ayetler)
Ayrıca bu bölgede Bereket ve Fırtına tanrısına tapınılırdı ve çocuk kurbanı uygulamaları oldukça yaygındı.
Misir coğrafyasında ise (Hz. İbrahim a.s.’ın bir dönem gittiği yer olarak rivayet edilir.) Tanrı-Kral anlayışı vardı. Bu da Firavunun ilahlaştırılmasına yolaçtı. Çok tanrılı sistem hakim olmasının yanında ölüm sonrası hayata da inanılıyordu. RA – OSİRİS ve İSİS en önemli tanrılardı.
Bu dönemde Orta Anadolu’da erken Hitit kültürü etkindi. Çok sayıda yerel tanrının yanında Fırtına Tanrısı önemli bir figürdü. Buradanda anlaşılacağı gibi Doğa merkezli bir kutsallık vardı. Hava Tanrısı olan TARHUN önemli bir tanrıydı.
Genel olarak bilinen coğrayadaki inanç sistemini özetlersek; Tevhit inancı yok denecek kadar azdı. Genel manada putperestlik hakim ve gök cisimlerine tapınılıyordu. Ancak İlahlaştırılan kralları da (Firavunlar) unutmamak gerek.
İşte Hz. İbrahim a.s. böyle bir coğrafyada Peygamberlik yaptı. Putları kırdı, Kavmiyle mücadele etti ve Nemrut’un düzenine meydan okudu. Bu yüzden onun mücadelesi sadece bir kavme değil, dönemin bütün dinî sistemine karşı bir devrim niteliğindedir.
Klasik Tefsirlerde bölgenin inanç yapısına baktığımızda üç yorum göze çarpıyor:
- Taberî’nin Rivayeti
Muhammed b. Cerîr et-Taberî, kavmin hem putlara hem de yıldızlara ibadet ettiğini aktarır. Taberî’ye göre Hz. İbrahim’in yıldız, ay ve güneş hakkındaki sözleri bir iman arayışı değil, kavmine karşı bir istidlal yöntemidir. (Taberî, Câmiu’l-Beyân, En‘âm 76–79 tefsiri)
- İbn Kesîr’in Yorumu
İbn Kesîr, kavmin Nemrud idaresinde yaşadığını ve hükümdarın ilahlık iddiasında bulunduğunu belirtir. Ona göre Nemrud’un ateşe atma hadisesi, siyasal otoritenin tevhid çağrısına karşı şiddetli direnişini göstermektedir. (İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, I. cilt.)
- Fahreddin Râzî’nin Analizi
Fahreddin er-Râzî, En‘âm 76–79 ayetlerini kelamî açıdan değerlendirerek bunun bir “tedricî delillendirme” olduğunu ifade eder. Bu yorum, dönemin yıldızperest eğilimlerine işaret eder. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, En‘âm suresi tefsiri.)
O tarihlerde bilinen coğrafyanın hemen hemen tümünde tevhit inancı yok olmuşken Hz. İbrahim a.s.’ın neden Ur şehrine peygamber olarak gönderildiği, hem nübüvvet anlayışı hem de ilâhî hikmet çerçevesinde değerlendirilir. Hz. İbrahim a.s.’ın özellikle Ur şehrinde doğmuş olması, İslamî kaynaklarda onun gönderilme sebebi değil, doğduğu ve ilk tebliğe başladığı yer olarak geçer. Zaten Kur’an’da şehir ismi vermez; Biz Ur bilgisini tarihsel rivayetlerden öğreniyoruz.
Kur’an’da açık bir ilke vardır: Biz her ümmete mutlaka bir peygamber gönderdik.
—“ Andolsun ki biz her ümmete, “Allah’a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının.” diye bir peygamber gönderdik. Allah, bu ümmetlerden bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yer yüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki, peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün?” (Nahl Suresi 36. Ayet)
Bu ilkeye göre anlıyoruzki; Peygamberler rastgele değil, ilâhî takdirle gönderiliyor ve her kavme kendi içlerinden bir elçi geliyor. Gelen elçide Tebliği, toplumun dili ve kültürü içinde yapıyor. Bunuda gene Kur’an dan okuyoruz:
—“ Biz, her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Bu itibarla Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. O her şeye galibdir, hükmünde hikmet sahibidir.” (İbrahim Suresi 4. Ayet)
Dolayısıyla peygamberin bir şehirde doğması ve oradan başlaması sünnetullahın gereği olarak karşımıza çıkıyor.
İslamî rivayetlere göre Hz. İbrahim a.s.’ın kavmi Putperest bir kavimdi ve gök cisimlerine tapıyorlardı. Ayrıca Nemrut Adında zalim bir kral tarafından yönetiliyordu. Bu ortam islami kaynaklarda tevhidin en fazla tahrif edildiği merkezlerden biri olarak tasvir edilir. Klasik müfessirler (Taberî, İbn Kesîr) şunu vurgular:
—“Allah, tevhidin en çok bozulduğu yerde en güçlü tevhid önderini çıkarır.”
Buradan çıkaracağımız sonuca göre, dönemin güçlü bir kültür merkezi olan Ur, Putperestliğin sembolik merkezi konumundaydı ve Siyasal otorite ilahlık iddiasındaydı (Nemrud). Dolayısıyla tevhid mücadelesinin burada başlaması, hikmet açısından anlamlıdır.
Aslında Hz. İbrahim sadece Ur’a gönderilmiş değildir. Kur’an’a göre tevhit inancını önce kendi kavmine tebliğ etti. Sonra hicret etti ve Kenan diyarına ardından Mısır’a gitti. Daha sonra Oğlu İsmail ile Mekke’ye yerleşti. Yani Hz. İbrahim a.s.’ın tebliği yerel kalmamış, bölgesel hatta evrensel bir boyut kazanmıştır.
Kur’an’da onun için ““Ben seni insanlara imam yapacağım.” (Bakara 124) denmesi, onun misyonunun kavim sınırını aştığını gösterir.
—“Şunu da unutmayın ki, bir zamanlar İbrahim’i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etti, o, onları sona erdirince, Rabbi ona, “Ben seni bütün insanlara imam yapacağım.” buyurdu. İbrahim, “Zürriyetimden de yap!” dedi. Rabbi ona “zâlimler benim ahdime nail olamaz!” buyurdu.” (Bakara Suresi 124. Ayet)
Tabi şunuda unutmamak gerekir: Peygamberlik bir kazanım değil, seçilmedir. Peygamberin kim olacağını ancak Allah bilir ve o tayin eder:
—“Onlara bir âyet geldiği zaman: “Allah’ın peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz” derler. Allah peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suçlu olanlara, yaptıkları hilelerinden dolayı Allah katından bir zillet ve şiddetli bir azap erişecektir.” (En’am Suresi 124. Ayet)
Bu nedenle Coğrafya bir tesadüf değildir. Kavim seçimi hikmete bağlı olur ve İlâhî plan tarihsel şartları gözetir.
Konuya daha derin bir açıdan bakacak olursak Eğer Mezopotamya o dönemde Bilimsel Kültürel ve Siyasal açıdan güçlü bir merkezse, (Ki tarihi veriler öğle gösteriyor) tevhid mesajının orada yükselmesi, mesajın etki alanını genişletmiştir. Dolayısıyla Tevhid en güçlü şekilde, şirkin en kurumsallaştığı yerde ilan edilmiştir.
