Hz. Nuh a.s.’ın mesleği marangozdu. (İbn.Kuteybe-Maarif s.10, Mes’udî-Ahbaruzzaman s.59, Hâkim-Müstedrek c.2,s.596. Asım Köksal-Peygamberler Tarihi c.1 s.160) Allah nasıl emrettiyse oda gemiyi yapmak üzere işe başladı. Önce Sac ağacını dikti. Sac ağacı: Hind ülkesinde yetişen kara ve büyük bir ağaç olup bunun, Aba-nus ağacı olduğu da, söylenir. Bu ağacın 40 yılda büyüdüğü ve geminin yapımının 3 yıl hatta daha fazla sürdüğü rivayet edilir.( Asım Köksal-Peygamberler Tarihi c.1 s.160)
Hz. Nuh a.s. gemiyi yaparken kavminden onu görenler sürekli alay ediyorlardı.
— “Ey Nuh! Peygamberlikten sonra, Marangozluk yapıyorsun ha. Ne yapıyorsun sen?” diyorlar; Nuh Aleyhisselâm da:
—“Gemi yapıyorum!” deyince:
—“Demek, karada gemi yapıyorsun ha?! Gemiyi, karada nasıl yüzdüreceksin? Birbirlerine de: “Bakmıyormusunuz şu deliye? Su üzerinde seyr etmek için ev yapıyor! Hani ya, su, nerede?!” diyerek gülüşüyor, alay ediyorlardı. Nuh Aleyhisselâm da:
—“Siz, nasıl bizimle eğleniyorsanız, biz de, sizin bu eğlenip durduğunuz gibi, sizinle eğleneceğiz! (Âhirette de) daimî azabın kimin başına ineceğini, ileride görecek, bileceksiniz-dir!” diye cevap veriyordu.
Peki bu gemi nasıl bir gemiydi? Birazda buna bakalım.
Bir rivayete göre geminin uzunluğu üç yüz Zira, eni elli Zira, yüksekliği ise otuz Zira idi. Başka bir rivayette ise uzunluğunun altıyüzaltmış, eninin üçyüzotuz, yüksekliğinin ise otuzüç Zira olduğu rivayet edilir. (Zira1: Dirseğin ucundan, orta parmağın ucuna kadar veya dirsekten omuza kadar olan uzunluğa denir.) Gemi alt kat, orta kat ve üst kat olmak üzere üç kattan oluşuyordu. Geminin her katı, on Zira’ yükseklikte idi. Her kata küçük birer ışık deliği (pencere) de, konulmuştu. Ayrıca geminin üç kapısı bulunuyordu. Geminin üst katında, içilecek su için depolar vardı. Yiyecekler için de iki yanına tahtadan dolaplar yapılmıştı. Yapılan geminin gövdesi kuş göğsü gibi, suyu, yaracak biçimde meyilli ve devrikti. Geminin baş tarafı horoz başı gibi, karnı kuş karnı gibi, kuyruk tarafı da, horuz kuyruğu gibi meyilli idi. Geminin kanatları da vardı. Geminin tahta levhaları, demir çivilerle çivilenip birleştirilmişti. Çivilenen tahta levhaların arasından içeriye su sızmaması için, içinden ve dışından ziftlenmişti. (Asım Köksal-Peygamberler Tarihi c.1s.162)

Yükseltiler açısından Tufanın max. ve min. Yayılma alanı

Tufan gerçekleştiğinde Bölge Coğrafyası
Vakit geldi ve sular alttan üstten inanılmaz derecede yükselmeye başladı.. Hz. Nuh a.s. canlıları gemiye yükledikten sonra kendisi de gemiye bindi. Bu sahne Kur’an da şöyle anlatılmaktadır:
—“Nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; “Erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle”. Zaten beraberinde iman edenler çok az idi.” (Hud Suresi40. Ayet)
—“Nuh dedi ki; “Allah’ın adıyla binin içine. Onun akışı da, duruşu da (O’nun adıyladır). Hiç şüphesiz Rabbim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Hud Suresi 41. Ayet)
Gemi’ye, Hz. Nuh a.s. ile birlikte oğulları: Sam, Ham, Yâfes ve bunların eşleri ile birlikte kendisine iman etmiş bulunan altı kişi (sekiz kişi olduğu da rivayet edilir. Başka bir rivayete göre de onbeş erkekle beş kadın veya on erkekle on kadın oldukları da rivayet edilir.) bindi. Hz. Âdem a.s.’ın, Cebrail a.s. tarafından getirilen Tabutu da, gemiye alındı. Hz. Nuh a.s.’ın eşi Vaile ve oğlu Yam (Ken’an) ise, kafir oldukları için gemiye binmediler. Kavmi gibi küfür üzerinde direnerek onlarla birlikte suda boğulup gitmiştir.
Nuh a.s. gemidekilerle beraber yola çıkmaya hazırlandığı sıralarda bu haberi alan Kral Dermesil;
—“Onları, akıtıp taşıyacak su nerede”
Diyerek gemiyi yakmak üzere adamlarından bir takım süvarilerle birlikte geminin bulunduğu yere kadar gitti. Hz. Nuh a.s.!ın oğlu Yam Kenan) da, Kralla birlikte gelenler arasındaydı. Kral, Hz. Nuh a.s.’a seslenip’. Geminin yüzeceği suyun nerede olduğunu alaycı bir şekilde sorunca Hz. Nuh a.s. da
—“O su, senin durduğun yerde, sana gelecektir!” cevabını verdi.”
Dedi. Kral:
—“Bu, çok şaşılacak ve hiç olmayacak bir şey. Demek, sen, kuru toprakta şu Gemiyi yüzdürecek sular, seller olacağını söylüyorsun ha. Sen de, seninle birlikte bulunanlar da, onun içinden hemen inin. Yoksa, hepinizi, yakarım!”
Dedi. Bunun üzerine Hz. Nuh a.s.:
—“Allâha karşı, gururunu çoğaltma ve imana gelmekte acele et! Yüce Allâha, eş, ortak koşmayı bırakıp Müslüman ol, doğru yolu bul. Aksi takdirde, azabı, önünde hâzır bulacaksın”
Dedi. Tam bu sırada bir adam gelip bir kadının ekmek pişirdiği tandırından su fışkırmaya başladığını söyleyince Kral telaşlanmaya başladı.
—“Olamaz tandırdan su fışkıramaz bu mümkün değil”
Diyince Hz. Nuh a.s. bunun ilahi gazabın gelişi olduğunu söyledi. Kral hemen tandırı kontrol etmesi için bir adamını yolladı. Bu arada kralın atının olduğu yerde ayaklarının altından da sular belirmeye başlamıştı. Kral atını nereye çekse sular oradan fışkırıyordu. Bir süre sonra Kralın adamı geri geldi ve tandırda olanların doğru olduğunu söyledi. Bunun üzerine kral hiç vakit kaybetmeden ailesinide alıp dağda kendisi için yaptırdığı evine doru yola çıktı. (Asım Köksal Peygamberler Tarihi c.1s.166)
Artık her kes tufan olacağını anlamıştı ama vaktini bilmiyorlardı.
Göklerden yağan yağmurların ve yerlerden fışkıran suların selleri bütün yeryüzünü kapladı. Hattâ, dağların tepesinden on beş Zira yükseldi. Güneşin ve ayın ışığı, karardı. Dünya karanlık içinde kaldı. Gece, gündüz bir oldu. Yağış, kırk gün sürdü. Seller yer yüzünde taşmadık, aşmadık yer bırakmadı. Tufan suları; vedd, Süv’ , Yağus, Yauk ve Nesr putlarını, Nevz dağından sürükleyip yere indirdi.
Sular yükselince Hz. Nuh a.s. kıyıda duran oğlu Kenan’a dedi ki:
—“ Ey yavrucuğum Ey oğulcuğum. Gel bizimle beraber bin bu gemiye inkar edenlerle, kâfirlerle beraber olma.” (Hud Suresi 42, Ayet)
Ama şefkat dolu davetine rağmen Kenan hayır dedi.
—“Ben sığınırım dağlardan birine. Su ne kadar yükselecek ki sanki. O dağların üstündeki o zirve hali beni korur ve ben kurtulurum.” (Hud Sresi 43, Ayet)
Dedi. Hz. Nuh a.s.
—“Hayır. Bugün Allah’ın emri gerçekleşecek ve bugün hiçbir şey kurtulmayacak. Sen de o boğulanlardan olacaksın.” (Hud Sresi 43, Ayet)
Dedi. O anda bir dalga Kenan’ı içerisine aldı ve Kenan boğulup gitti. Şimdi bu tabloyu bir anlamaya çalışalım. Ortada, peygamber olan bir baba var. Diğer tarafta da inkarcı bir oğul var. Bu baba son ana kadar oğlunun hidayeti için çırpınıyor. Ve bu evlat babasının gözlerinin önünde iman etmeyip inkar üzere ölüp gidiyor. Hz. Nuh a.s. işte o anda Rabbine dönüp diyor ki:
—“ Nuh Rabbine niyaz edip dedi ki: “Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendi senin vaadin de elbette haktır ve gerçektir. Ve sen hakimler hakimisin.” (Hud Suresi 45. Ayet)
Buradaki sözden bir şey anlıyoruz. Rabbimiz ne demişti Hz. Nuh a.s.’a :
—“Aileni kurtaracağım.”
Hz. Nuh a.s. da onun için bir ümit vardı. Son anda bile olsa acaba oğlum o kurtulan ailenin içerisine girecek mi diye ümit taşıyordu. Onun için bunu dedi.
Rabbimiz de ona şöyle bir cevap verdi :
—“ Allah: “Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)’den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım.” (Hud Suresi 46. Ayet)
Ayette de görüldüğü gibi Rabbimizin aileye yüklediği anlam değişti. Çünkü onun ameli, onun ortaya koyduğu şey salih olmayan bir amel. O senin amelin olamaz çünkü fasık yani Salih olmayan bir amel. Demek ki bir evlat hayırlı bir evlat olursa, mü’min bir evlat olursa babanın ve annenin Salih bir ameli oluyor. Eğer inkârcı olursa babanın ve annenin fasık bir ameli oluyor. Yani mesele soy meselesi değil. Mesele yol meselesidir. Biz aynı konuyu paygamber efendimizde de görüyoruz. O Müslim de geçen meşhur hadisin son cümlesini hepimiz biliriz. Ne dedi aleyhisselatu vesselam efendimiz :
—“Amelin kendisini geride bıraktığı kişiyi nesebi öne geçiremez.” (İmam Nevevi- Riyazu’s Salihin, 246 Nolu Hadis)
Başka bir hadi-i şerifte peygamber efendimiz kızı Fatıma’ya ne diyor :
—“Ey kızım nefsini Allah’ın elinden satın almaya bak. Babam peygamberdir diye güvenme. Yarın Allah katında ben de senin için bir şey yapamam.” (Buharî, Vesâyâ 11; Tefsir (26) 2; Müslim, İman 348-352.)
Hz Nuh a.s. Rabbinin gözetiminde ve onun emri ile bir gemi yaptı. O geminin nasıl özelliklerde olduğunu anlatmıştık zaten. Sonra sular coşmaya başladı. Yerden de gökten de sular kaynamaya başladı. Bu olayın 40 gün sürdüğü söylenir. Artık sular belli bir kıvama gelince Hz. Nuh a.s. kavmine dedi ki :
—“Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır ve çok merhamet edendir.” (Hud Suresi 41. Ayet)
Tufan suyunda boğulacak olanlar, boğuldu. Hz. Nuh a.s. ve gemide bulunanların dışında herkes helak oldu. (Asım Köksal-Peygamberler Tarihi c1.s.167-168)
Hz.Âyşe’nin, Peygamberimiz Aleyhisselâmdan rivayetine göre:
—“Seller; yollarda ve sokaklarda çoğalınca; son derece sevdiği yavrusunun hayatı hakkında korkuya düşen bir anne, hemen dağa doğru gidip dağın üçte birisine kadar çıktı. Su, oraya erişince, kadın, dağın ikinci üçte birisine çıktı. Su, oraya da, ulaştı. Kadın, dağın üzerine çıktı. Su, yükselip kadının boynuna ulaşınca, kadın, çocuğunu, elile başının üzerine kaldırdı ise de, su, nihayet, onları, alıp götürdü! Eğer, Yüce Allah, Nuh kavminden, her hangi birisini, esirgeyecek olaydı, bu çocuğun annesini, esirgerdi!” buyrulmuştur. (Taberî-Tarih c.1,s.91, Hâkim-Müstedrek c.2,s.342, Sâlebî-Arais s.58, Kurtubî-Tefsir c.9,s.41, Ebülfida-Tefsir c.2,s.447, Elbidaye vennihaye c. 1 ,s. 113, HeysemîMecmuazzevaid c.8,s.200, Hâzin-Tefsir c.2,s.333, SüyûtîDürrülmensur c.3,s.327.)
Böylece gemi belirlenen mecrada gitti. Hh. Nuh a.s. geminin nereye gideceğini bilmiyordu. Görüyormusunuz Hz. Nuh a.s.’da nasıl bir tevekkül var. Nereye gideceğini bilmediği bir gemi ile meçhule doğru yola çıkıyor. İşte o tevekkül ile Hz. Nuh a.s. ve kendisine iman edenler gemiye binerek yola revan oldular. Allah’ın çizdiği rotada ilerlediler. Allah’ın takdir ettiği yerde konaklayacaklar. Ve orada hayat yeniden oradan başlamış olacak. Ondan sonra o yolculuk nasıl olduğu, sonraki hayat nasıl devam etti. Bununla ilgili Kur’an’da çok fazla detay yok. Allah rasulü sallallahu aleyhi ve sellemin beyanlarında da yok. Ama Tarih kitaplarında, çoğunluğu İsrailiyat olan bilgilerde ve Tevrat tefsirlerinde inanılmaz bilgiler var. Ama İbn-i Sad’ın Tabakat’ından bir şeyi öğreniyoruz. Yolculuğun başladığı ay Recep ayı. Yolculuğu bitti ay ise Muharrem ayı. Recep’in başında başlayıp Muharrem’in 10’unda yani aşure günün de biten bir yolculuk. Altı ay süren bir yolculuk. Müminler altı ay boyunca Hz Nuh a.s.’ın rehberliğinde gemi de bir hayat yaşıyor. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem oradaki o detayları bize vermiyor ama aşure ile ilgili detayları veriyor.
Yeri gelmişken size bir Hadis’ten bahsetmek isterim.
Allah resulü Medine’ye gelince Yahudilerin oruç tuttuğuna şahit oluyor. O orucun sebebini soruyor. Sebebi Ahmed bin Hanbel’in müsnedin de geçtiği üzere yahudiler dediler ki :
—“Bugün Musa’nın ve ona iman etmiş olan İsrailoğulları’nın Firavun’un zulmünden kurtulduğu gündür. Ayrıca bu gün Nuh’un gemisinin Cudi’ye vardığı gündür. Biz onun için bugünü bayram ilan etmişiz ve bundan dolayı oruç tutuyoruz.”
Bunun üzerine Aleyhisselatu vesselam efendimize dedi ki :
—“Biz Musa’ya sizden daha yakınız. Onun için biz de oruç tutarız.”
Dedi. Sadece onlara muhalefet etmek için önüne ve arkasına bilir gün eklenmesini de Müslümanlara tavsiye etti. Aşure günü orucu da onların gündemine girmiş oldu.
Altı aylık yolculuk nerede son bulduğunu Hud Suresi 44. Ayetten öğreniyoruz.
—“Ey yer, suyunu çek ve ey gök suyunu kes denildi. Su çekildiği iş bitirildi. Gemi Cudiye oturdu.”
Peki Cudi neresi :
Neresi olması meselesiyle alakalı da tefsirlerimizde epey bir malumat var. Bazı müfessirler diyorlar ki Cudi çok özel bir isim değildir. Dağ ismidir. (Turisina gibi mesela.) Bazılarına göre Cudi kelime manasından da yola çıkarak bol bol vermek Cömert olmak eli açık olmak gibi anlamlara gelen cevede kökünden geliyor.
Kimilerine göre bu Cudi Dağı Ağrı Dağıdır. Kimilerine göre Tevrattaki ismi ile Ararattır. (Ararat Ağrı demek zaten). İleriye sürülen başka bir görüş de Şırnak’ın Cizre ilçesinde bulunan Cudi Dağıdır. Tabi en doğrusunu Allah bilir ama en isabetlisi bu gözüküyor. Bunun sebeplerine dair tabi ki bir şeyler söylenebilir. Mesela yapılan bazı arkeolojik kazılarda bulunan bazı tahta parçaları var. O tahta parçalarının ortaya konduğu tarihi anlamda mirasları var. Biz Ağrı Dağı ile Cudi’yi kıyasladığımızda ayetlerde anlatılan o bereketli toprak ve oralarda ki hayata dair olan izler, Ağrı Dağı için pek tutmuyor. Biraz daha Cudi Dağı için daha isabetli. Zaten o dağa Yeşil Dağ deniyor. Oraya çıkması da kolay inmesi de kolay. Hayatın devam ettiğine dair mağaralar var orada. Kitabeler var. Bir de bizim İslam coğrafyacıların ilk dönemlerde verdikleri bazı ifadeler var. Mesela Kodame İbn-i Cafer’in, Mesudi’nin Naklis-i’nin daha nicelerinin verdiği ifadelerde de özellikle Cudi’yi işaret ediyorlar.
Bu adını saydığın kaynaklarda ve başka kaynaklarda Hz. Nuh a.s.’la beraber iman edenlerin sayısının 80 olduğu söylenir. Bu net bir rakam değil. Yedi ile seksen arasında rakamlar veriliyor. Ama özellikle seksen’in olması, Cudi Dağı’nın eteklerinde Semanin denilen bir köyün halen olmasına da bir işarettir. Semanin seksen demektir. Eski ismiyle yani Kürtçe ismi ile Haşti yani seksen olarak ta bilinir. Tabi Kürtçe ismi olan Haşti zamanla değişmiş ve seksenler Köyü olarak yeni ismini almış. Hala da Seksenler Köyü olarak biliniyor. Dolayısı ile bütün bu bilgileri alt alta topladığımızda Cudi’nin Şırnak ilinde Cizre ilçesindeki dağ olduğuna dair rivayetlerin daha sağlam olduğunu görebiliyoruz. Ama tabi ki her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

Kaynaklarımızda Hz. Nuh a.s.’ın yaşadığı yer ile alakalı dört tane rivayet var. Bakın yukarıdaki resimde hicaz bölgesini görüyorsunuz. Amman’ın biraz daha altında Kerek denilen bir yer var, orada da yaşadığına dair bir rivayet var. Lübnan’a yakın Kerek-i Nuh diye bilinen bir yer var oraya dair. Bir de Kufe’ye dair. Ama neresi olursa olsun Cudi’ye doğru gidişat bu şekilde. Yani o kırmızı işaretleri takip ettiğimiz zaman yolculuğun nereden nereye olduğuna dair de bir şeyi burada görmüş oluyoruz.
O gemi eğer Cudiye gelmişse ve çıkış yeri yani Hz. Nuh a.s.’ın yaşadığı yer Hicaz bölgesi ise ki büyük ihtimalle Hz. Nuh a.s.’ın yaşadığı bölgenin ora olma ihtimali daha fazla, oradan Cudi’ye doğru geliyor.
Peki Cudiye gelince ne oldu orada. Gemi gelip Cudi de konaklayınca Rabbimiz dedi ki :
—“Ey Nuh!” denildi, ” Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini bir çok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacaknice ümmetler olacaktır.” (Hud Suresi 48. Ayet)
Yani Rabbimiz diyor ki tamam artık rahata erdiniz. Oradan aşağıya inin. İndiğiniz yer bereketli topraklar. Ama bir süre sonra sizin soyunuzdan gelenler de yoldan çıkacak ve can yakıcı bir azapla muhatap olacaklar.
Demek ki Hz. Nuh a.s.’ın soyundan gelenler de daha sonra iman çizgisinin koruyamayacaklar.
Bu ayetten iki şey daha öğrendik. Selamet ve bereket. Demek ki selamet iman edenlerin ve peygamberin davetine uyanların ulaşacağı bir hedef. Bereket ise bu hedeften sonra elde edecekleri mükafatın bir karşılığıdır.
Hadis kaynaklarından bir bilgi öğreniyoruz Hz. Nuh a.s.’ın üç oğlu da gemide. Ve o üç oğlu ile soy devam ediyor. Tirmizi’nin tefsirinde, Menakıp da Heysemî de ve başka hadis kitaplarında da bu bilgi var. O üç oğlunun isimleri Sam, Ham ve Yafez. Kenan zaten inkârcı olarak öldü.
Aleyhisselatu vesselam efendimiz buyuruyor ki :
—“Sam arapların, Ham Habeşlilerin Yafes ise Rumların atasıdır.” (Tirmîzî, Tefsîru sûreti’s-Saffât, 37/4.)
Tarihi kitaplarında biraz daha detaylıdır. O kaynaklara göre
- Sam; Arapların, Perslerin, Kürtlerin ve Rumların
- Ham; Habeşlilerin. Berberilerin ve Kıptilerin. Bazı kaynaklarda Kürtlerin atalarının da Ham olduğu söylenir.
- Yafes ise Türklerin, Moğolların
Diye ifadeler geçer. İbn-i Sad’ın Tabakat’ında geçen kısmı okumak istiyorum. Orada diyor ki İbn-i Sad :
—“Sam Arapların, Perslerin ve Runların babasıdır. Bunların her birisinde hayır vardır. Ham’ın çocukları Siyahlar, Berberiler ve Kıptilerdir. Yafes ise Türklerin sakalibe diye bir kabile var onun Yecüc ve mecüc’ün babasıdır.”
Hz. Nuh a.s. Gemi Cudi dağına konduktan sonra Semanin diye bilinen o bölgeye yerleştiler. Hz. Nuh Aleyhisselâm; Semânîn’de yerleştikten sonra, ekin ekti, üzüm çubuğu, dikti. Bulunduğu yeri, düzledi, onardı. Bir müddet sonra, Semânîn halkı, Vebâ’ya tutuldu. Nuh Aleyhisselâm ile oğullarından başka, hepsi öldü.(Asım Köksal-Peygamberler Tarihi c.1s.169)
Tevratta ilk karaya çıkma konusu şöyle anlatılır: Tufan bitip gemi karaya oturunca Hz. Nuh a.s. Etrafı garaştırması için önce bir karga gönderir. Fakat Karga çok uzun bir süre geri gelmez. Bunun üzerine Hz. Nuh a.s. karganın arkasından bir güvercin gönderir. Güvercin bir süre sonra gagasında bir zeytin dalı ile çıka gelir. Böylelikle gemideki herkez karaya çıkarlar. (bk. Tekvin, 8/6-12) Ayrıca Hristiyan geleneğinde Nuh ile İsa Mesih arasında bazı benzerlikler kurulmaktadır. Buna göre tıpkı Nuh gibi İsa da günahkâr bir dünyada imanı temsil etmekte ve Nuh’un tufandan canlı olarak çıkıp bütün insanlığı kurtarması gibi Hz. İsa da vaftiz suyu ile ölümü yenmektedir. Aynı şekilde insanlığı helakten kurtaran Nuh’un gemisi insanlığı günahtan kurtaran kiliseye, yine Nuh’un tufan sona erdiğinde gönderdiği güvercin de Kutsal Ruh’a karşılık gelmektedir. (Luka, 17/26; Petrus’un Birinci Mektubu, 3/2; ER, X, 461)
Gene ibn-i Sad’ın Tabakatından edindiğimiz bilgilere göre Hz. Nuh a.s. tufandan sonra, üç yüz elli yıl daha yaşamıştır. Kendisinden sonrada yerine oğlu Sam’ı vekil olarak tayin etmiştir.
Hz. Nuh a.s. oğullarına iki şeyi vasiyet etti Onlara dedi ki:
—“Size iki şey emrediyorum ve iki kişiyle yasak ediyorum. Allah’a ortak koşmayı ve kibirlenme yasaklıyorum, la ilahe illa demeyi ve sübhanallahi ve bihamdihi demeyi emrediyorum. Eğer, yedi kat göklerle yedi kat yerler, uçsuz bucaksız bir çenber olsalar, Lâ ilahe illallah ve Sübhânallâhi ve bihamdihî Kelimeleri, onları kırar.” (Asım Köksal-Peygamberler Tarihi c.1s.174)
Rivayete göre: Nuh Aleyhisselâma, vefatı yaklaştığı sıralarda
—“Ey Ebülbeşer ve ey uzun ömürlü Dünyayı, nasıl buldun?”
Diye sorulmuştu. Hz. Nuh a.s.:
—“Onu, iki kapılı bir ev gibi buldum. Bir kapısından girdim, diğer kapısından çıktım!”
Demiştir. (Asım Köksal-Peygamberler Tarihi c.1s.174)
Rivayete göre: Peygamberlerden, ümmeti helak olan Peygamber, Mekke’ye gelir, orada, Allah’a, ibadete koyulur, kendisi ve yanında bulunanlar, vefatlarına kadar, orada kalırlardı. Nitekim, Nuh, Hûd, Salih ve Şuayb a.s. ‘lar da, Mekke’de vefat etmişlerdir. Bunların, kabirleri, Zemzem ile Hacerülesved Rüknü arasındadır. Zemzem ile Rükün arasında yetmiş Peygamber diğer rivayete göre: Hacca gelip vefat eden Peygamberlerden, orada doksan dokuz peygamber gömülüdür.
Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere Selâm Olsun
Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz 7 – 8 yıl boyunca ortaya inanılmaz bir gayret koydu. Kavmini büyük bir şefkatle İslam denilen Hayat nizamı ile,llah’ın insanlığa gönderdiği en büyük ikramla tanıştırmaya çalıştı. Ona inananların sayısı bir avucu aşmadı. Ama kavmi, şefkatle onlara uzanan o eli tehditle, şantajla, alayla iftira ile ve başka başka sıkıntılarla karşıladı. Nübüvvetin 7 yılından itibaren de Siyer tarihi içerisinde en ağır imtihanların yaşandığı Şibi Ebi Talib olayı, muhasara hadisesi yaşandı. Yedi yıllık o mücadelenin arkasından Allah Resulü ve ona inanan Müslümanlar Ebu Talib’in Mahallesi’nde bir tecride, bir muhasaraya maruz kaldılar. İnsani bütün ilişkiler asgariye indirildi. Yeme içme meselesinde dahi inanılmaz imtihanlar yaşandı. Ve o günlerde yaşanan o sıkıntıların en üst düzeyde olduğu anlarda Allah ayetlerini gönderdi. İşte o ayetler Nuh dedi, 950 yıl dedi, tebliğ dedi, temsil dedi ve tevekkül dedi. Ne olursa olsun mücadele dedi. Tuğyan varsa eğer Tufan vardır dedi. O Tuğyan’a dikkat çekti. Tuğyanın Arkasından gelecek olan bir geminin haberini verdi. O geminin üzerinden onlarca mesajlar verdi.
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem çok iyi aldı bu mesajları. O’na iman eden sahabe de aldı. Ve inen o ayetler aslında biten ümitleri yeşertti. İnen ayetler ayaklarda kesilen fere yeniden fer oldu. İnen ayetler yeniden ümitleri bambaşka bir noktaya getirdi. Heyecanlar arttı. Ayetler Allah rasulü sallallahu aleyhi ve sellemin yüreğindeki fırtınaların ilacı olduğu gibi sahabenin de yüreğindeki fırtınalara ilaç oldu.
Şimdi her zaman dediğim gibi bütün peygamberlerin birbirleri ile ve Aleyhisselatü vesselam efendimizle nasıl bir bağlantısı, nasıl bir ilişkisi var daha iyi anlıyoruz değil mi?
Biz de Hz. Nuh a.s.’ı okuduğun zaman kaybettiklerimizi yeniden kazanıyoruz. Eğer Bizler Kur’an’ı böyle okursak bir anlamı olur. Bu menkıbeler böyle okuyalım diye Kur’an’a girdi. Aziz kitap bundan bahsediyorsa başka bir şey konuşmamıza gerek yok bizim. Bu yüzden nefsimize değil Allah’ın kitabına göre meseleleri ele alıp Allah’ın kitabı ne diyorsa da onu yerine getirme adına bir azim ve gayret bizlere versin inşallah.
