Hz. NUH a.s. (16. BÖLÜM)

You are currently viewing Hz. NUH a.s. (16. BÖLÜM)

Cenab-ı Hak Hz. Nuh a.s.’a nasıl bir gemi yapmasını istedi şimdi onu görelim.

Tevrat’ın tefsirlerinde eni ve boyu ile ilgili bir sürü ayrıntı var. Ama bizim o ayrıntılarla işimiz yok şu anda. Bizim bilmemiz gereken daha önemli şeyler var bu konuda. Bakın Rabbimiz Kur’an da gemi hakkında bize nasıl bilgiler veriyor :

  • Allah’ın gözetiminde ve onun yönlendirmesiyle yapılan bir gemi. (Hud Suresi 37. Ayet)

—“ Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulüm yapanlar hakkında da bana bir şey söyleme. Çünkü onlar kesinlikle suda boğulacaklardır.” (Hud Suresi 37. Ayet)

Bu gemi Hz. Nuh a.s.’ın kendisinin yaptığı bir şey değil. Rabbimiz diyor ki bizim nazarımızda ve bizim gözetimimiz de sen yap.

  • Çivilerin levhalara ve tahtalara çakılarak yapıldığı bir gemi.  (Kamer Suresi 13. Ayet)

—“Nuh’u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.” (Kamer Suresi 13. Ayet)

Rabbimiz biliyor musunuz? Belki bu manada çok şey söylenir de Allah-u Alem Ben iki şeyin olduğuna inanıyorum.

  1. Rabbimiz gemi ile alakalı bir bilgi ortaya koyarak tarihe not düşmek istiyor.  Nuh’un o gemisi tarihe, tarihte Nuh’a şahit olsun. Şahit olsun ki o zaman yapılan gemi böyle bir gemi.
  2. Gemi’nin cinsi nazara verilerek sonrakilerin kafasında yanlış bir algının oluşmasını önlemek istiyor Rabbimiz. Öğle ya, bu gemi gökten bir nur ile inen bir şey değil. Öğle bir kutsaliyeti yok. İnsan emeği ile yapılan bir gemi. Ama netice itibariyle Allah’ın gözetiminde yapılan bir gemi. Dolayısıyla özellikle mahiyete ait bilginin verilmesinin böyle önemli bir mesajı var.

  • Canlıların hepsinden iki cinsten alınarak yüklenen bir gemi. (Hud Suresi 40. Ayet)

    —“ Nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; “Erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle”. Zaten beraberinde iman edenler çok az idi.” (Hud Suresi 40. Ayet)

    Gemi bitince Rabbimiz ne dedi. Canlılardan birer cins al dedi. Erkeğinden dişisinden her birinden bir çift. Peki bu nasıl bir gemi bir ki her türden bir çift alacak ve bunları sığdıracak. Bakın şimdi sadece hayvanlardan almaya kalksa binlerce canlı yapıyor. Bu gün itibari ile araştırmalara göre sadece yirmi milyon ile yüz milyon arasında hayvan olduğu söyleniyor. Hadi biz en azından konuşalım, yirmi milyon. yirmimilyondan vazgeçtik iki bin bile olsa bu geminin büyüklüğünü bir tahmin edin.

    Tabi ayet bize sadece hayvanlar demiyor. Birde bitkiler var. Sonuçta onlarda dahil bu işe. Ve öğle bir gemi düşününki hayvanlar birbirini yemeyecek ihtiyaçları olan gıdayı o bitkilerden almayacak. Tabi her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

    Genel itibarıyla Tufan konuşulduğunda, bu Tufan yerel bir Tufan mı yoksa küresel bir Tufan mı çok tartışılıyor. Yani bu Tufan sadece Hz. Nuh a.s.’ın ve kavminin yaşadığı bölgede mi, yoksa o bölgenin de içerisinde olduğu ve dünyanın tamamını kapsayan bir Tufan mı?

    Bakın eğer Tufan yerel bir Tufan olsaydı Hz. Nuh a.s. tufandan sonra nereye gitse orada canlılar olurdu. Bu kadar canlıyı da gemiye almasına gerek kalmazdı. Demek ki Rabbimiz bunu dediğine göre hayat bitecek ve Tufanla yeniden bir hayat başlayacak. Bu yeni hayata dair o canlılara ihtiyaç olacağı için Hz. Nuh a.s.’a böyle bir emir verilmiş oldu.

    • Sayıları az da olsa iman edenlerin bindiği ve günlerce içinde kaldığı bir gemi (Hud Suresi 41. Ayet)

    —“Nuh dedi ki; “Allah’ın adıyla binin içine. Onun akışı da, duruşu da (O’nun adıyladır). Hiç şüphesiz Rabbim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Hud Suresi 41. Ayet)

    İman edenlerin sayısı ne kadar bilemiyoruz. Yedi diye sayı veriliyor, 10 veriliyor 15 veriliyor, 20 veriliyor, 70 veriliyor. Verilen en fazla rakam da bu. Hadi biz ortalama bir rakam alırsak Hz. Nuh a.s.’ın oğulları da var, gelinleri de var. Netice itibari ile az sayıda iman eden insan var o gemide. Şimdi gemide hayvanlar var, bitkiler var ve insanlarda var. Gemi öyle bir biçimde tasarlanmış olması gerekiyor ki o insanlar günlerce yolculuk yapacaklar ve insani manada ihtiyaçlarını giderecekler. Ayrıca bakın Hud Suresi 40. Ayette cenab-ı Allah diyor ki “onları yükle.” Ve sonra diyor ki “hadi binin.” Burada ki ayrıntıyı görüyor musunuz? Rabbimiz hepsine hitaben hadi binin demiyor. Önce onları yükle diyor, sonra hadi binin diyor.

    • Tufan’ın şiddetine ve dağlar gibi dalgalara karşı sağlam olan bir gemi. (Hud Suresi 42. Ayet)

    —“Gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı: “Yavrucuğum, gel, bizimle beraber bin! Kâfirlerle beraber olma!” (Hud Suresi 42. Ayet)

    Dağlar gibi dalgaların olduğunu biz artık Kur’an’dan okuyoruz. Nasıl bir gemi ki dağlar gibi dalgalara karşı sağlam olacak, dağılmayacak, batmayacak, yıkılmayacak. Böyle bir gemi olmasına dair bazı bilgileri Kur’an’dan okuduğumuzda yine bize modem tarihin şimdiye kadar bize telkin ettikleri şeyin Kur’an tarafından yerle bir edildiğine şahit oluyoruz. Modern tarih diyor ki:

    —“insanlık bir şey bilmiyordu. Süreç içerisinde öğrendi.”

    Aziz kitabımız Hayır diyor.

    —“İnsanlık İşin başında Adem’le zaten çok şey biliyordu. Hz. Nuh a.s. da bunun bir örneğidir. Nuh’un eriştiği yer, onun eriştiği bilgi, onun eriştiği ilim, o erişilen ilmin ortaya çıkardığı şeyler de bunun en büyük işareti. O işaretlerden bir tanesi de işte bu gemidir.”

    Arapça Sefine gemi demektir. Oysa Rabbimiz ayetlerde Sefine demiyor. Onun yerine Fulk diyor. Bizim çok önemli bir müfessirimiz olan İbn atiyye’nin şöyle bir tespiti var.

    —“Kur’an’dan bir kelimeyi çekin çıkarın sonra dünyanın bütün bilgilerini, belâgat alimlerini, fesahat alimlerini toplayın. O çıkardığınız kelimenin yerine daha uygun bir kelime bulamazsın.”

    Rabbimiz çok rahat bir biçimde Sefine der çıkardı işin içerisinden ve bizde anlardık. Ama Fulk diyorsa muhakkak onda bir şey var. Şimdi bu detayın nedenine bir bakalım.

    Kur’an’da gemi anlamında kullanılan Fülk kelimesi 23 yerde geçiyor. Bu 23’ün 7 tanesi doğrudan Hz. Nuh a.s.’ın gemisini anlatıyor. Enam 64, Yunus 73, Hut 37-38, Mü’minun 27-28, Şuara 119. Geminin bilinen karşılığı olan Sefine ise 4 yerde kullanılıyor. Bunların 3’ü Hz. Musa a.s.’ın kıssasında. Bunlardan biri Kehf Suresi 71, diyer ikisi gene Kehf Suresi 79. Bir yerde de Ankebut suresi 29 da Ashabı Sefine diyerek  Nuh a.s. kavmi kastediliyor. Orada Ashabı Sefine demesi yolcularla alakalı. Gemi ile alakalı değil. Ashabı Sefine yani geminin yolcuları anlamında. Peki ne fark var Fulk ile Sefine arasında.

    • Fulk umumi anlamda gemidir, özel bir isimdir. Bütün gemi cinslerini kapsar

    Sefine ise hususi anlamda bir gemidir. Sefine deyince aslında bilinen bir gemi ve birkaç gemi zihinde çağrışır ama Rabbimiz konuşuyor ve kitabında fulk diyor çünkü o geminin farklı bir gemi olduğunu bizim mezarlarımızda vermek istiyor.

    • Fulk kelimesi hem tekil Hem ikil hem çoğul olmak üzere, hem de müzekker müenndis gelebilen bir özelliğe sahip.

    Fulk, yuvarlak ve dairesel yapılan gemiler için kullanılır. Sefine ise dikdörtgen şeklindeki gemiler için kullanılır. O zaman burada neyi yakalıyoruz. Hz. Nuh a.s.’ın gemisi dikdörtgen bir gemi değil, yuvarlak ve dairevi şeklinde olan bir gemi.

    • Fulk şeklinde isimlendirilen gemiler geniş, hızlı ve manevra kabiliyeti yüksektir. Denizleri yararak hareket ederler. Enerji ile çalışırlar. Sefine ise daha hantaldır, daha basittir. Denizlerde derinden değil yüzeysel bir biçimde gider.

    Elmalılı Hamdi Yazır ayetlerde geçen “fare tennur” ifadesini yerden suların kaynaması olarak anlayanlara karşılık o fare tennur geminin ocağı yandı anlamındadır. Bu gemi yelkenli bir gemi değil, dalgalara dayanabilecek kadar sağlam ve kendinden buharı olan bir gemidir. Günlerce süren yolculuğa ancak böyle bir gemi dayanabilir diyor.

    Hz. Nuh a.s. Allah’ın direktifleri çerçevesinde gemiyi yapıyorlar. İnsanlarla da bağlarını kesmişler. Çünkü Allah bundan sonra onlarla uğraşma dedi. Bu yüzden onlarda işlerine odaklandılar. Ama inkârcılar durmuyorlar. Geliyorlar alay ediyorlar. Diyorlar ki:

    —“Ey Nuh bizden ümidi kestin şimdi marangozluğa döndün. Bizden artık bir şey çıkmayacağını anladın şimdi bunu yapıyorsun. Tamam hadi diyelim ki gemiyi yaptın. İyi de su nerede. Yahu deniz mi var ki burada, sen ne yapacaksın bu koca gemiyi”

    Diye dalga geçiyorlar. Her kavmin olduğu gibi bu kavminde bir kralı var. Dermesil adındaki bu kral kavmin ileri gelenlerinden geminin yapımı haberini alınca vakit kaybetmeden gemiyi yakmak üzere yola çıkıyor. Hz. Nuh a.s.’ın oğlu ile beraber geminin yanına gelince o da gemiyle dalga geçmeye başlıyor.

    —“Su nerede diyor. Sen bunu yaptın ama hani su. Bu gemiyi susuz bu arazidemi yürüteceksin.”

    Fakat Hz. Nuh a.s. ile olan iman edenler hiçbir şekilde eyvallah etmediler ve onların oyunlarına gelmediler. Ancak alayların ardı arkası kesilmeyince Hz Nuh a.s. dayanamadı. Ellerini açtı ve bir peygamber duası ortaya koyduğu. Dedi ki :

    —“Ey Rabbim kâfirlerden yeryüzünde bir tane bile bırakma. Bir tane canlı bile kalmasın. Çünkü sen onları eğer bırakırsan kullarını saptırır. Yalnızca ahlaksız ve nankör insanlar doğururlar ve yetiştirirler.”

     Allah da Hz. Nuh a.s.’ın duasını kabul etti ve yeryüzünde Bir tek inkarcı bırakmadı. Tabi kral ile Hz. Nuh a.s. arasında bu tartışmalar geçerken Krala her yerden suların fışkırdığı haberi geliyor. Bu haberi alan kral Dermesil ailesini de alarak orada bulunan bir dağın tepesine yaptırdığı evine gitmek üzere yola çıkacağı esnada tufan patlak veriyor.

    O inkârcıların içerisine Hz.Nuh a.s.’ın oğlu da girdi. Tabi Hz. Nuh a.s. bu bedduayı yaparken acaba son anda Allah benim oğlumun kalbini imana çevirir mi diye de bir ümidi vardı.

    Bir Taif’i hatırlayın Allah aşkına. Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Taif’te taşlandı. Kan revan içerisinde kaldı. Cebrail dağlara hükmeden Melek’le beraber geldi. Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin huzuruna geldi Ne dedi efendimize:

    —“Rabbim diyor ki eğer istiyorsan şu iki dağı, şu iki azgın kavmin üzerine geçireyim.”

    Peygamber efendimiz Hz.Nuh a.s.’dan almış dersini bir kere.

    —“Hayır.” Diyor. Hz. Nuh a.s. “onların soylarını bile kurut” derken peygamber efendimiz ne dedi :

    —“Ben inanıyorum ki onları soylarından iman edenler çıkacak.” (Sahih Buhârî – Kitâbü Bed’i’l-Halk Hadis no: 3231 (bazı baskılarda farklı numaralar olabilir), Sahih Müslim Kitâbü’l-Cihâd ve’s-Siyer Hadis no: 1795)

                Bir kere daha Sier-i Nebi ile Sier-i Enbi-a arasındaki bağlantıyı burada net bir şekilde görüyoruz.

    Bir yanıt yazın