Hz. NUH a.s. (12. BÖLÜM)

You are currently viewing Hz. NUH a.s. (12. BÖLÜM)

Hz. Adem a.s. ile ilgili konuşurken iki önemli noktaya değinmemiz lazım.

1.         Ahzap Suresi 7 ayette geçtiği üzere Ulu-l Azm peygamber ne demektir?

2.         Ankebut suresinin 14. ayetinde geçtiği üzere Kur’an Hz. Nuh a.s.’ın tebliğe davet süresinden bahsederken 1000-50 demekle neyi kastediyor? Neden 1000-50 diyor da direk 950 demiyor?

        Bu iki ifadenin üzerinde biraz durmamız gerekiyor.

  1.       Ahzap Suresi 7 ayette geçtiği üzere Ulu-l Azm peygamber ne demektir?

            Ulü-l Azım ifadesi bir Kur’an ifadesidir. Hz. Nuh a.s. da Ulü-l Azım peygamberlerden biridir. Ulü-l Azm sabırlı, gayretli ve kararlı kimse demektir. Bu ifade Kur’an da her peygamber için kullanılmaz. Kuranın ifadesine ve hadislerin bizlere bildirdiğine göre 5 tane Ulü-l Azm peygamber vardır:

•          Hz. Nuh a.s.

•          Hz. İbrahim a.s.

•          Hz Musa a.s.

•          Hz. İsa a.s.

•          Hz. Muhammet s.a.v.

        Peki biz adını Kur’an’dan okuduğumuz ya da hadislerin bazılarından haberdar olduğumuz diğer peygamberler sabırlı, azimli ve kararlı değiller mi?  Bu peygamberler için asla ama asla böyle bir şey diyemeyiz. Kur’an da ve hadislerde peygamberlerle ilgili bir özelliğin öne çıkması diğer peygamberler de o vasıfların olmadığı anlamına gelmez. Bir peygamber anlatılırken o peygamberin bir özelliği öne çıkıyorsa yani nazara veriliyorsa bunun anlamı şudur: Adı anılan peygamberlerin mücadeleleri tebliğ noktasında  ortaya koydukları ve karşılaştıkları imtihanlar, diğer peygamberlere göre daha şiddetli olduğu için Rabbimiz onları Ulü-l Azm peygamberler olarak bizim nazarımıza vermiştir. Kur’an’ımız bize bu peygamberi anlatırken gerçekten karşılaştıkları zorluklar, davet ve tebliğ adına sorumlulukları ve bu noktadaki imtihanları takatleri zorlayacak boyutta olduğu için onlara Uluü-l Azm diyerek onların üzerinden bu işin mesajlarını bize aktarılıyor.

2.         Ankebut suresinin 14. ayetinde geçtiği üzere Kur’an Hz. Nuh a.s.’ın tebliğe davet süresinden bahsederken 1000-50 demekle neyi kastediyor? Neden 1000-50 diyor da direk 950 demiyor?

        Kur’an bize böyle bir ayrıntıyı başka bir peygamber için vermiyor. Sadece Hz. Nuh a.s. için böyle bir ifadeyi veriyor. Hz. Nuh a.s. 950 sene tebliğe devam etmiştir. Kur’an bize 950 demek yerine “1000’e  50 kala” dedi. Binden 50 çıkmış bir biçimde. 950 deyip de geçebilirdi. 1000 de demedi. Binden 50 eksik diyerek nazarlarımızı bir noktaya dikkat çekti.

        •  1000 sene deyip geçseydi bin sene kesretten mecaz (manası için TDV İslam Ans. Bakınız.) olarak anlaşılacaktı. Ama burada mecaz yok. Burada bir hakikat var. Allah 1000 – 50 dediyse 950’ye dikkat çekmesi içindir. Meşhur müfessirimiz Kadı Beydavi bunu tespit eder ve çok güzel bir biçimde şöyle bir tespit ortaya koyar :

—“Burada nazara verilen 950 sene, peygamberlik sonrasını içine alır. Ayette “dokuzyüzelli sene” ”elli yıl müstesna, bin sene” şeklinde ifade edilmiştir. Böyle bir ibarenin seçilmesi bu adedin takribi omayıp tam olduğunu ifade etmek için olabilir. Çünkü “950 sene” bazen buna yakın bir zamanı ifadede kullanılabilir.  Öte yandan “bin” kelimesi muhataba çok uzun bir müddeti hayal ettirebilir. Bunun nazara verilmesi Hz. Peygambere  bir teselli ve kafirlerden maruz kaldığı zorluklara mukabil kendisine sebat kazandıraktır. Aynı anlama gelen “sene ve yıl” ifadelerinin kullanılması, edebi yönden çirkin sayılan tekrardan sakınmak içindir.” (1)

      Ayette dikkat edersek 1000 sene 50 yıl eksiği diyor. Yıl ve sene Türkçede de kullanılıyor. Arasında pek bir fark yok. İkisini de aynı anlamlarda kullanıyoruz. Ama Kur’an’ın kelimeleri böyle değil. Eğer bir kelimenin yapısında ve kullanımında bir ihtilaf varsa, yani bir değişiklik varsa bu ondaki mananın farklı bir biçimde olduğuna da işaret eder.

        Bir Kur’an sözlüğü olan Ragıp El İsfehani’nin  El Müfredat’ına baktığımız zaman şöyle bir ayrıntı görüyoruz:

—“Sene çoğunlukla çetin ve kurak geçen, yıl ise bereketli ve yağışlı geçen anlamındadır. Dolayısıyla buradaki söylenen şey şu: 1000 – 50 senede yani 950 senede Hz. Nuh a.s. çetin bir ömür sürdü. Sadece 50 yılda rahat etti. Zaten Kur’an’ın ruhuna da aslında bu anlam uyuyor.” (2)

•          Bir başka anlam daha var, o da şu: 1000 – 50 derken, 50 yıl nübüvvetten önceki hayatı, yani çocukluğu ve gençliği vahye muhatap olmadığı dönem. Geri kalan kısmı da 950 sene süren mücadele ömrü. Dolayısıyla Rabbimiz Hz Nuh a.s.’ın uzun bir süreç tebliğ ve mücadele ile devam eden ömrünü bizim nazarımızda veriyor.

        Hz Nuh a.s.’ın bu kadar uzun bir süreç içerisinde tebliğde ısrar ve istikamet üzere yürüyebilmesi hepimiz için önemli bir ders. Tebliğ gönderilen tüm peygamberlerin yaratılış gayesidir. Peygamberler bunun için gönderilir. Varlık nedenidir ve ortak sıfatıdır. Bu üç ifadeyi de unutmayalım. Bütün peygamberlerin yaratılış gayesi varlık nedeni ve ortak sıfatıdır. Bütün peygamberler gönderildikleri kavimlere Allah’ın dinini ulaştırma adına bir gayrete girişirler. Neticeye takılmazlar. Kaç kişi dinlemiş dinlememiş, öğrenmiş öğrenmemiş böyle bir hesaba girmezler. Çünkü Risalet davasının ahlakı bunu kaldırmaz. Hiç bir beklentiye girmez. Ecir beklemez, taltif beklemez, takdir beklemez övgü beklemez. Yani aklınıza bugünkü dünyevi beklentiler adına ne varsa bunların hiç bir tanesini hiçbir Peygamber beklemez. Ecrimiz ve  mükafatınız alemlerin rabbi olan Allah’a aittir derler. Allah’tan aldıkları vahyi insanlara en ufak bir biçimde safiyetine zarar vermeden aynı durulukta ve aynı safiyette hiçbir şey katmadan ve karıştırmadan çoğaltmadan ve eksilmeden Allah kendilerine nasıl vahiy etmişse öyle vahyederler. Hz Nuh a.s.  da böyle. Ondan öncekiler de böyleydi. Hz Nuh a.s. da böyle, Hz Nuh a.s.’dan sonra gelen peygamberler de böyle. Çünkü Peygamberlerin gönderildiği makam aynı yerdir. Kimdir o makam, tabii ki  Allah’tır.

   Bizim aslında Hz. Nuh a.s.’ı üç başlık altında incelememiz lazım.

1.         Hz Nuh a.s. kavminin neye ve nasıl davet etti.

2.         Kavmi Hz. Nuh a.s.’a nasıl karşılık verdi

3.         Kavminin tepkilerine karşı Hz. Nuh a.s. nasıl davrandı.

1.         Hz. NUH a.s. KAVMİNİ NEYE VE NASIL DAVET ETTİ

        Neye sorusunun cevabı muhteva ile alakalı bir şey. İçerik nasıl ise usul ve menheç de öyledir. Bütün peygamberlerin olduğu gibi Hz Nuh a.s.’ın da davası tek bir davaydı o da Tevhit davası. Başka bir dava yok. Tevhit’in konuşulduğu bir yerde de adalet kavramı kendiliğinden gelir. Mesela bir kuş düşünün. Bu kuşun bir kanadı tevhit ise diğer kanadı da  adalettir. Nasıl ki bu kuş kanadının biri olmayınca uçamaz ise tevhidin olduğu yerde de eyer adalet yoksa ya da adaletin olduğu yerde tevhit yoksa o kuş uçamaz. İşte insanda böyledir. Eğer tevhit ve adalet kanatları kişide varsa o kişi kulluk yolunda emin adımlarla yürür.

        Tevhit insanla Allah arasındaki hukuku tanzim ederken adalet insanla varlık arasındaki hukuku tanzim eder. Günümüzde insanların bu konuda yetersiz olmalarının bu iki kanattan birinin olmadığı içindir. Çünkü Kanatlar kırık. Ne Tevhit noktasında istenilen noktadayız nede ne de Adalet konusunda.

        İşte bu çerçevede Kur’an’a baktığımız zaman Hz. Nuh a.s.’ın kavmini üç şeye davet ettiğini görüyoruz :

  1.  —“Allah’a kulluk edin ve ondan başkasına asla tapmayın” (Araf Suresi 59. Ayet)

  —” Andolsun ki Nûh’u elçi olarak kavmine gönderdik de dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.” (Araf Suresi 59. Ayet)

  Yani Hz. Nuh a.s. “la ilahe” denerek işe başlamış. 

        Hz. Nuh a.s.’ın kavminde önce bir reddediş var. İnsanlar 

—“ ben sizin taptıklarınıza tapmam sizin Tanrı diye, ilah diye dayattığınız hiçbir şeye tapmıyorum ve kabul etmiyorum, reddediyorum” diyor. 

            Ancak tevhidin gereği işe “la ilahe” diyerek başlamaktır. Hz. Nuh a.s. da öğle yaptı. “La ilahe” diyerek aykırı olan her şeyi kavmine men etti. Sonra da men ettiği şeylerin yani putların men edilişle oluşturduğu boşluğu “illallah” diyerek Allah inancıyla doldurdu. Çünkü insan tabiatı boşluk kabul etmez. Bir şeyi reddediyorsan onun yerine başka bir şey koyman lazım. Dolayısıyla Hz. Nuh a.s.’da Araf suresinin 59 ayetini de gördüğümüz üzere bunu yapıyor.

  • —“Ben apaçık bir uyarıcıyım, benim uyarılarımı dikkate alın ve size gelecek olan azaptan kendinizi koruyun.” (Hud Suresi 25. ve 26. Ayetler)   

—“Andolsun ki, vaktiyle Nuh’u da kavmine gönderdik, O, onlara şöyle dedi: “Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” (Hud Suresi 25. Ayet)

—“Allah’dan başkasına ibadet etmeyin! Ben, size gelecek acı bir günün azabından korkarım.” (Hud Suresi 26. Ayet)

Hz. Nuh a.s.’ın dediği bu. Ap açık bir uyarıcı. Tevhit meselesinde öyle üstü örtülü bir şey yok. Her şey apaçık ve net bir biçimde ortaya konuyor. Hz. Nuh a.s.’ da böyle apaçık bir uyarıcı olarak toplumu uyardı.

  • —“Allah’a karşı gelmekten sakının ve elçi olarak bana itaat edin.”(Şuara Suresi 108. ayet) 

—“Gelin artık, Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” (Şuara Suresi 108. Ayet)

Peygambere itaat meselesi Allah’ın istediği bir şey. Çünkü elçiye itaat Allah’a itaattir. Orada bir zafiyet yaşanırsa din gerçekleşmiş olmuyor. 

        Gördüğünüz gibi Hz. Nuh a.s. kavmini üç şeye davet etti. Bu üç tane madde ne demek biliyormusunuz. 

1.si Tevhit 

2.si Takva 

3.sü İbadet 

        Aslında bütün peygamberlerin ortak davasını da bu üç kavramla özetleyebiliyoruz. Tevhit, Takva ve ibadet. Elçiye itaat ile ibadetin ne alakası var diye aklınıza gelebilir. Bize ibadet yöntemlerini kim gösteriyor, peygamberler gösteriyor. 

        Peki nedir Tevhit, Takva ve ibadet : Bunların anlamı şu :  

Tevhit : Allah’a ait alanları gasp eden her şeyi reddetmek ve bir olanı, birlemektir. Peki bir olan nedir? Tabi ki Allah’tır.

Takva : Bir olandan hakkıyla korkmak ve onun istediği gibi yaşamak. 

İbadet : Bir olana Kulluk etmek ve ondan başkasına tazim etmemektir. 

        Hemen hemen hepimizin bildiği ama bir türlü anlamadığı bir ayet var: “iyya kenabudu ve iyya kenestain.””Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha Suresi 5. Ayet)

Sadece Allah’a ibadet etmek ve Sadece ondan yardım istemek ne demek? Bunu kavradığımız zaman bu üç kavramı anlamış olacağız. İşte Hz. Nuh a.s.’ın yaptığı da bundan başka bir şey değildi.

        Hz. Nuh a.s.’ın 950 sene boyunca bir sürü imtihan, sıkıntı, engelleme, alaya alma, küçümseme ve kibirli adamlarla muhatap olma gibi aklınıza gelebilecek her türlü muameleyle yüz yüze geldi. Bir de bunlar yetmezmiş gibi evde inkarcı ve ihanet halinde olan bir kadın. O da yetmedi bir de inkarcı bir oğlan. Bütün bu insanların tavır ve davranışlarına karşılık olarak hiçbir şeyden etkilenmeden Allah’ın razı olduğu bir mücadeleyi yine Allah’ın razı olabileceği bir şekilde noktalama azmi gerçekten hayran olunacak bir duruş.

————————————————————————————————————————————-

KAYNAK: (1)Kadı Beydavi Tefsiri-Ankebut Suresi 14. Ayet- C.3-S.447, (2)Ragıp El İsfehani-El Müfredat-S.518

Bir yanıt yazın