Allah yolunda olduğunuzun kanıtı sadece namaz kılmak, sürekli zikirle meşgul olmak ya da oruç tutmak değildir. Aynı zamanda ilim meclislerinde bulunmakta gerekiyor. İlim meclislerinde bulunacağız ki Allaha olan kulluğumuzu en güzel nasıl yapabiliriz onu öğreneceğiz. Anlatılanlardan ibretler alıp, dersler çıkarıp o çıkarttığımız dersleri hayatımıza uygulayarak Allaha kullukta gayret göstereceğiz. İşte benimde tüm gayretim bunun üzerine kurulu. Sizler de bu amacı gözettiğini için bu yazılanları okuyorsunuz. Cenab-ı Allah hepinizden gani gani razı olsun ve buradan edindiğimiz ilmi bilgilerle amel etmeyi hepimize nasip etsin inşallah.
Bilmem hatırlar mısınız daha önceden de bahsetmiştim size; neden kuran tarihten bu kadar bahseder diye. Kuran, tarihten çok ciddi bir şekilde bahseder. Bu soruya yine kuranımızdan cevap vermiştik. Ne diyordu Kur’an:
Kur’an da Tarihin Anlatılmasının Amacı
- Ders çıkarılsın diye. (Kaf suresi 37. Ayet)
—“Şüphesiz ki bunda kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt vardır.”
- Öğüt alınsın diye. (Kamer süresi 51. Ayet)
—“Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?”
- İbret olsun diye. (Taha Suresi 128. Ayet)
—“ Onları, yerlerinde gezip durdukları şu kendilerinden önce yok ettiğimiz bunca nesiller(in o korkunç akibeti) doğru yola sevk etmedi mi? Doğrusu bunda ibret alacak aklı olanlar için nice deliller vardır.”
- Hatırlatma yapsın diye. (Hud Suresi 120. Ayet)
—“ Peygamberlere ait haberlerden kalbini yatıştıracak olanlardan her türlüsünü sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda da sana bir hakikat, müminlere de bir öğüt ve ibret gelmiştir.”
- Yolun kaderi öğrenilsin diye. (Bakara Suresi 214. Ayet)
—“ Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: “Allah’ın yardımı ne zaman?” derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah’ın yardımı yakındır.”
- Örnek edinilsin diye. (Mümtehine Suresi 4. Ayet)
—“ brahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.” Yalnız İbrahim’in babasına: “Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat senin için Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi (önlemeye) gücüm yetmez.” demesi hariç. Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak sanadır.”
- Bahaneye yer kalmasın diye. (Nisa Suresi 165. Ayet)
—“ Peygamberleri müjdeciler ve azab habercileri olarak gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak üstündür, yegane hikmet sahibidir.”
- Benzerlikler ortaya konsun diye. (Muhammed Suresi 10. Ayet)
—“ Onlar yeryüzünde bir gezmediler mi? Baksalar ya kendilerinden öncekilerin sonları nasıl olmuş? Allah onların üzerlerine helak yağdırmıştır. Bu kâfirlere de onların başına gelenlerin benzerleri yaraşır.”
Daha önce bu konulardan bahsettiğim için çok fazla detaylara girmiyorum. Bu maddelerin içinde en önemlisi ibret meselesi. İbret dolu bir Ad kavmini okuduk. Bu kavimden iman ederek kurtulanlar serbest kaldı ve hayatlarına devam ettiler. Kur’an geçmiş kavimlerin ve bu kavimleri oluşturan insanların yaşadıkları hayatı bize ibret olsun diye anlatıyor. Ancak ibreti biz biraz farklı anlıyoruz. İbret kuran-i bir kavramdır.
İbret deyince biz, kötü bir örnek var ona bakalım o yanlışı yapmayalım gibi anlıyoruz. Kuran sadece bize bunu söyleyemez. Kötü – iyi, menfi – müspet fark etmez. Kur’an bir şey gösterince oradan dersleri çıkarmamız adına bazı şeyleri bize söyler. Mesela Kur’an bize Yusuf suresinde Hz. Yusuf a.s.’ı çocukluğundan itibaren anlatıyor anlatıyor ve 111. Ayetine gelince:
—“Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur’ân uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.” (Yusuf Suresi 11. Ayet)
Dedi. Yine kuran Ali İmran süresinde Bedir’i anlattığı ayetlerin içerisinde 13. Ayetini şöyle bir ifadeyle bitiriyor:
—“Elbette bunda basiret sahipleri için büyük ibret vardır.”
Peki ibret nedir?
- Görünenden görünmeyene geçmektir.
- Nesnelerin ve olayların dış yüzüne bakıp onlardaki hikmeti kavramaya çalışmaktır.
- Olaylardan ders alıp doğru sonuçlar çıkarmak ve buna göre davranmaktır.
İşte ibret budur. Bir olay karşısında bizler bu üçünü yaptığımız zaman ibret almış oluruz. Kur’an da bizden bunu isterken diğer taraftan da şunu söylüyor: İki kesim insan ibret alacak:
- Ulu-l-Elbab: Kendilerine verilen aklı en üst düzeyde kullananlar.
- Ulu-l-Ebsar: Elde ettikleri bilgiden en üst düzeyde istifade edenler.
Eğer bizler Allah’ın bize vermiş olduğu aklı en üst düzeyde kullanırsak Ulu-l-Elbab tan oluruz. Aklımızı en üst düzeyde kullanıp basiret sahibi olmamız adına elde ettiğimiz bilgiyi bilince dönüştürüp o bilinç üzerinden de bazı şeyler çıkarmamız ise bizi Ulu-ül-Ebsar dan yapar.
Bunun kolay bir şey olmadığını biliyorum. Gerçekten çok zor bir şey. Bir defa aklını kullanmak çok zor bir şey. Kaçımız ben aklımı çok iyi kullanıyorum diyerek bir iddiada bulunabilir ki. Çoğu insan aklını kullanmak istemez. Hep birileri söylesin, ben yapayım diye düşünür. Kimse kendini sıkıntıya sokmak istemez. Tefekkür etmek zordur ama aziz Kur’an’ımız bizi bu zor olana çağırıyor. Eğer Kur’an’a uyup böyle yapmayı başarabilirsek hem Ulu-ül-El bab’dan oluruz hem de Ulu-ül-Ebsar’dan oluruz. Yani hem aklımızı kullanırız hem basiret sahip oluruz. Dolayısıyla feraset sahibi oluruz. Bu noktada da biz Allah’ın bizden önceki ümmetlere ait verdiği bilgiler üzerinden hakkıyla dersler çıkarır hale geliriz. Yani ibret alırız. İbret alırsak ne olur, tarihin kötülerini tekerrür ettirmeyiz. İyilerin tekerrüründe zaten sorun yok.
Kur’an’ın yaklaşık dörtyüz sayfalık kısmı bize geçmiş ümmetleri anlatıyor. Kuran’ın toplamı zaten altıyüz sayfa. 6236 ayet. Yaklaşık 4000 ayet geçmiş ümmetlerden bahsederek Geçmiş ümmetlerin kıssalarını bizi anlatıyor. İşte biz Siret-i Enbiya okumalarımızda bu kıssaları hakkıyla anladığımız zaman Kur’an’ın tamamını anlamış oluruz zaten. Benim derdim Hz. İdris a.s.’ı anlatırken sizlere o tarihten bir bilgi vermek değil. Bunun ne bana nede okuyanlara hiçbir faydası olmaz. Sadece tarihi bir bilgi aktarımı yapılmış olur. O tarihi olaylardan bazı dersler ve ibretler çıkartmadıktan sonra tarihi anlatmanın, okumanın ve dinlemenin inanınki bir faydası yok. Önemli olan şu: Aziz kitabımız Kur’an’ın o tarihi anlatırken bizlerinde anlama noktasında maksadına uygun davranmak. Eğer o maksat ibret almaksa, ibret alacağız o zaman. İbret almak için gayret edeceğiz. Eğer bunu yapabilirsek bu Siret-i Enbiya okumalarının bir anlamı olur. Cenab-ı Hak hepimizi ibret alanlardan eylesin inşallah.
İşte bizde bu anlayış içerisinde Semud kavmine ve Hz. Salih a.s.’a dikkat kesilmemiz lazım. Çünkü Semud kavminden alacağımız inanılmaz dersler var.
Semud kavmi sıralamada dördüncü kavim olarak karşımıza çıkıyor.
- Hz. Adem a.s. ve Ademoğulları kavmi.
- Hz. Nuh a.s. ve kavmi ( Hz. İdris a.s. ademoğulları kavmindendir)
- Hz. Hud a.s ve Ad Kavmi
- Hz. Salih a.s ve Semud Kavmi
Arka arkaya geldiklerinin Kur’an-i delilleri var. Semut Kavmi de ikinci Ad diye yani Ad-ı Uhra diye anılır. Çünkü birinci Ad helak oldu. İman edenler kaldı. O iman edenler yine yemen bölgesine yakın yerlerde yaşadılar. Sonra bazı olaylardan dolayı biraz daha yukarılara doğru hicret ettiler ve geldikleri yerlerde şehirler kurdular. Büyük bir medeniyet oldular. Ve o medeniyet o kadar farklı bir boyuta taşındı ki şu ana kadar izleri taşınan bir medeniyetin temellerini burada atmış oldular.
