Estetik arayışı denildiğinde çoğu zaman insanın aklına beden estetiği gelir. Ameliyat masaları, güzellik salonları, aynalar… Oysa estetik, toplumların yaşam kültürünü yansıtan bir olgudur. Bir şehrin mimarisi, bir dilin naifliği, giyinme tarzımız, hatta kendi evimizin dahi düzeni de estetiğin bir parçası değil midir? Şöyle geçmişle bugün arasında gerek şehirlerimizi mimarisine gerek evdeki mobilyalarımıza, aklımıza gelen birçok yerde kıyaslama yaptığımda şunu görüyorum ki estetik arayışımız yerini bayağılaşmaya bırakmış durumda. Belki de buna yaşama dair acelelerimiz ve pratik olma kaygılarımız sebep oldu; kim bilir.
Ne tarafa bakarsanız bakın estetik kaygının çoğu zaman geri plana atıldığını görüyoruz. Ankara’da Ulus’un eski fotoğraflarına bakıyorum; taş binalar, geniş meydanlar, bir düzen hissi… Bugün aynı yere gittiğinizde tabelaların birbirine karıştığı, beton blokların göğe yükseldiği bir karmaşa karşılıyor sizi. Oysaki bugün UNESCO listesinde olan Osmanlı’dan kalma evleriyle Safranbolu diye bir gerçeğimizde var bu ülkede. Demek ki estetik kaygı korunduğunda, bir şehir, bir semt ya da yaşam alanı sadece yaşanacak yer değil, aynı zamanda bir kültür mirası olabiliyor. İstersek yapabiliyoruz yani.
Düşünsenize dilimizde bile aynı sorun var. Necip Fazıl Kısakürek ya da Nazım Hikmet’in yazılarındaki incelik, kelimelerin ritmi…Kapalı gözleriyle İstanbul’u dinleyen Orhan Veli’nin kelimelere yüklediği anlam ve mana bugün sosyal medyada hız uğruna ya da belki yeni nesillerin farklı görünebilme kaygısıyla kayboluyor.
Estetik arayış siliniyor. Hem de her yerden siliniyor. Mesela 19. yüzyılda dünyada kıyafetler bir kimlik göstergesiydi; incelik ve zarafet, toplumun estetik anlayışını yansıtıyordu. Birçok modacının yaptığı yorum moda o zaman zirveydi yorumudur. Bugün ise moda çoğu zaman çıplaklığın yaygınlaşmasıyla tartışılıyor. Çıplaklık, özgürlük mü yoksa estetik kaybı mı?
Kavramlar artık anlam değiştiriyor. Estetik kaygı yerine rant, hız ve işlevsellik öne çıkmış durumda mesela. Maalesef bu süreç sonunda şehirlerimiz kimliksizleşiyor, moda anlamını yitiriyor, dilimiz sıradanlaşıyor. Yine de umudumu yitirmiyor, bir halı gibi o ilmek ilmek işlenmiş ve her bir çizgisinde tarihi bir hikaye olan mimarilerin altında edebi naifliği gözeterek kelimelerin dans ettirildiği cümleler barındıran estetiğin tekrar kendi anlamını geri aldığı sohbetleri, üstümüzde tarihi şehirlerimizin birinden satın aldığımız ince dokumalı nakışlı cepkenlerle yapacağımız günleri hayal ediyorum. Kültürümüzde ve dokularımızda bu var; bilincinde olursak estetik arayışı yeniden kendi anlamını bulabilir.
Selametle
