KORKULAR TİYATROSU

You are currently viewing KORKULAR TİYATROSU

Anlamlandıramadığım bir memnun olma durumu var. Ya da memnun etme. Memnun olmaya mı çalışıyoruz yoksa karşımızdaki insanlar memnun olsun diye kendimizi mi paralıyoruz anlayamıyorum. Komik olmayan hikayelere gülüyor, evimizi herkes beğeniyor diye satılan dekorasyon malzmeleri ile dekore ediyor, herkes gidiyor diye kendi başımıza gidip yemeyeceğimiz hatta canımızın bile çekmeyeceği yemekler yiyoruz.

Ünlü bir yönetmen içerisinde son yılların tv ve dijital projelerinde en çok görünen yüzleri ile yeni bir film veya dizi çekiyor, ve bu projede yer alan kişiler no name kişiler olsa ve kendi kendine izleyip yorumla deseler  belki 1. Bölümün sonuna kadar bile gidemeyecek olan biz sırf bu kişiler popüler kültür pastasında büyük bir dilime sahip diye öve öve bitiremiyoruz. Çünkü sitemden memnun olmazsak sitemi memnun edemeyiz! Biz memnun(muş) gibi yapalım ki bir çıkıntıya dönüşmeyelim çarkın içinde.

Bir örnek de new age diye tanımlanan ve her gün bir yenisine şahitlik ettiğimiz oluşumlar. Birey kadim bilgiler diye söze bir başlıyor, hak vermemek ne mümkün. Hatta hakla birlikte bir çuval da para mümkünse! O terapisi, bu terapisi diye diye insanları kendi varlığından bir haber bir hale getirdiler. Hali hazırda yaşayan kadavralara dönüştük ve kişiliğimiz, duygularımız varlığımız üzerinde otopsiler yapıldı kitaplarca ve videolarca. Bizim kişiliğimiz zayıfladıkça onların banka cüzdanları güçlendi ama sonuçta kadim bilgilerin ortaya çıkmasında azıcık da olsa payımız varsa ne mutlu!

Beyaz ışık fakir ışığıdır diyor bilge kişi ve ekliyor sarı ışık da zengin ışığıdır. Bakın diyor fakir mahallelere hep fakirliğin göstergesi olan beyaz florasanlarla doludur. Oysa zenginlik öyle mi? Dışarıya bu  evde  birbirinden şık lambaderlerin aydınlattığı berjerlerde üzerinde röpteşambır  elinde filtre kahve ile dünya klasikleri okunuyor diye bağırır.

Hadi yaa!

Hatırlıyorum biz çocukken kömürlükler genelde evin dışında bahçe içinde falan olurdu, bu kömürlüklerde ya da hiç yoktan balkonlarda sarı renk yanan ampuller olurdu. O zaman evlerin içi fakir dışı zengin miydi?

Elbette renklerin yaşama yansıyan durumları vardır elbette sarı daha sıcak beyaz daha soğuktur. Lakin insanlar oturma odası veya salonlarında birbirinin yüzünü net görmek istiyor diye beyaz ışık kullanabilir. Veya daha sıcak bir dinlenme modu istiyor diye yatak odasında beyaz kullanabilir veya sarı ışığı görmeyi kısıtlayan havası migrenini tetikliyor olabilir. Olabilir de olabilir. Birileri bunu kültüre empoze ediyor diye buna mecbur değiliz ama mecburuz gibi davranıyor ve keyif almaya çalışıyoruz.

Arkadaşlarımız hikayeler anlatıyor, haklı haksız ayırmadan hak veriyoruz. Çünkü arkadaşımız haklıyım diyorsa arkadaşımız olmayan nasıl haklı olabilir!? ‘Seni seviyorum sana değer veriyorum ama şurda şurda da sanki haksızlık ediyorsun’ diyerek konfor alanımızı riske nasıl atarız?

Bu liste uzayıp gider, üzerine sayfalarca, günlerce haftalarca aylarca konuşulur. Sonra gelir yaradılışa dayanır.

Sevgiyi arkadaşından bilirsen sevilmeme korkusu ile, rızkı patrondan bilirsen aç kalma korkusu ile, ve benim değil buraya yazmaya kendi kendime dışımdan söylemeye dahi (söylersem imtihan edilir miyim korkusu fena sıkıştırıyor) cesaret edemeyeceğim  bir çok şey ile şekillenen ruhumuz her daim özüne uzaktan bakacaktır bir yabancı gibi.

Bir yanıt yazın