Mantıku’t Tayr

You are currently viewing Mantıku’t Tayr

Ben Mantıkuttayr’ı dinlerken ağlayacak gibi oluyorum. İnsanın bu kadar yüce gösterilmesi büyük bir yanılgı mı yoksa? İnsan bu kadar hiçken nasıl da kibirli! Bugün bir yoldan geçiyordum, kitapta anlatılan laleler, nergisler, ay, gökyüzü, hava, nefes. Şöyle etrafıma baktım. Giderken arabaların binaların içinden geçtiğimi düşünüyordum, dönerken ağaçların, gökyüzünün, havanın. Buradan melekler geçmiş işte dedim. Allah var etmiş, ben geçmeden önce. Üstelik senin için bile değil. Ol demiş Sultan, olmuş. İşte ispatı. Bu geçişin eteklerinin uçları çiçekler sermiş topraklara. Ağaçlar boy atmış bu rahmetle nefeslenip. Yani oluyorsa bir şey, bir halin bir durumun içinden geçiyorsa insan Allah o hali, o durumu insan oraya gelmeden yaratmış oluyor. Sen yeni geldin diye kızma; aceleye gelmedi hiçbir şey. Ya da hiçbir şey üstünkörü yaratılmadı. Tüm evren kenarı köşesine denk getirildi. O evrenin içine doğdu insan. Bir damla gibi. Bir su damlası.

Peki düşününce  sen bu büyüklükte nesin? Yok musun yooo varsın 🙂 varsın ama bir çiçek dahi değilsin belki, belki on yapraklı pembe bir çiçeğin bir yaprağısın dünyaya doğan. Görülünce hayran olunan ve sevilen ve belki hayran olan ve sevenler tarafından koparılan belki de uzakları merak edip rüzgarın esintisine kendini bırakmayı düşlerken bir anda diğer dokuz yapraktan ayrılan. Sonra saatlerce, günlerce savrulan, aslında uzakların o kadar da matah bir şey olmadığını anlayan. Bu esnada yaşlanan, yorulan bambaşka dünyalara şahit olan, sonra bir yerde duran, teslim olan, gördüklerinin, yaşadıklarının muazzamlığıyla kendini rüzgarın kucağına bırakan, çehresinde bir gülümsemeyle gözlerini kapatan, kapatırken de Allah’ın sahnesinde olmanın gururunu yaşayan, bir yapraksın kim bilir. Doğduğun yürüdüğün nefes aldığın yerden melekler geçmiş, Allah var etmiş, izleri var. Öyleyse sonsuza öl ya da sonsuza doğ  pembe yaprak.

Bir yanıt yazın