Özgürlüğün Hücresi

You are currently viewing Özgürlüğün Hücresi


Kendisine ait kıymete değer bir varlığı olmadığını düşünen, varlık bulamayan ya da kendindeki özelliklerin farkında olmayan kompleksli ve zilletli insanlar, en yakınlarında dahi olsalar, başkalarının üstün özellikleri karşısında reaksiyona geçerler. Kendisinin fikri, ilmi, ahlaki ve insani konulardaki bu “sığ” lığını görenler; inatlarıyla, dayatmalarıyla ve yalnızca kendi yaptıkları ve söylediklerinin doğruluğunu savunarak varlık ortaya koymaya çalışırlar.
Onlar bu dirençleriyle, yani arızalı ve hastalıklı yaklaşımlarıyla olumsuz -menfi- benlik sergilerler. Durmadan kendi yaptıklarının ve söylediklerinin doğru olduğunu mırıldanırlar. Aslında kendi iç dünyalarında kendi yerlerini bildikleri için, bu olumsuzluklarıyla ve arsızlıklarıyla sosyal yapı içinde kendilerine yer açmaya çalışırlar. Böylece kendilerini kabul ettirebileceklerini sanırlar. Hem de itici olduklarının farkında ola ola. Zekalarını aklın emrine veremediklerinden, bir taraftan zekanın getirilerini lehlerinde kullanırken, diğer taraftan da akıllı insanların birikimlerini fark edememe ya da fark etseler dahi yok sayma acımasızlığına ve akılsızlığına düşerler. Aslında her hallerinden bellidir durumları! Belki de bunu gizlemek adına yaparlar bunca zırvalıkları, olumsuzlukları.
İnsanları sahip olunabilecek bir nesne gibi gören zihniyetin ürünüdür böylesi bir bakış açısı. Farkında değildirler ki, sahip olmakla sevmek farklı şeylerdir. Sahip olurken kendi insanlığından çıktıklarının, insanlık denen güzel erdemleri tatile yollayarak kendisini ve insan olma vasfını kaybettiklerinin. Sosyolojik açıdan davranış bozukluğu ve psikolojik açıdan da tedaviye muhtaçlıklarının…
Oysa insan özgürlüğe sevdalıdır, tutsaklığa isyankâr. Olması gerekenin olması gerektiği gibi olmadığı durumlarda asilik baş gösterir. Bazen sesli bazen de sessiz bir direnişle beraber. Başkaldırı ve tepki gelişir iç aleminden yansıtarak. Anlayanın anlayacağı, anlamayanın hiçbir zaman anlamayacağı, anlamak istemeyeceği veya anlayamayacağı türden. Şayet anlaşılmış olsaydı böyle bir hücreye mahkumiyet söz konusu olabilir miydi hiç?
Bir insanın kendi keyfi ve özgürlüğü adına bir başkasının hürriyetini yok etmesi ne derece doğru bir yaklaşımdır? Kimsenin özgürlüğü, bir başkasının hapishanesi olmamalı. Nedeni ne olursa olsun, hangi mazeretin arkasına sığınılırsa sığınılsın böylesi, bir hak olamaz. Kimsenin lüksü de olamaz! Zira hiç kimse yok ederek varlık bulamaz…
Öyle ise; ölümler sadece ruhun candan çıkması ile değil, sevgilerin yürekten kaçması ile de ilgilidir. Şayet insan; özgürlüğü kısıtlanmış, fikir ve duyguları prangalara vurulup bir hücreye hapsedilmişse böylesi bir halden kurtulmak adına, yeğlerdi özgürlüğün bin bir şeklini. Şayet sürgün edilmişse duygularından, makes bulmamışsa beklentiler, hayaller kırılmış ve kaybolmuşsa, gönül üzülmüşse kendini sürgün ederdi çıkmazlara. Yalnızlıklara…
Böylesi durumlarda veya bir noktadan sonra, tutsaklığı gönüllü sürgüne değişebilirdi insan. Belki ilaç olur, dermansız dertlerime derman diyerek.

Bir yanıt yazın