SESSİZ COĞRAFYALARIN MEVSİMİ

You are currently viewing SESSİZ COĞRAFYALARIN MEVSİMİ


Her daim aklımda kalan anılarla yazıyorum bu satırları. Kalem henüz sahibini bulmamış zamanlardan bir kesit ile huzur sunmaya geldim. İki kelam edelim ey okur. İki kelam ile ben ruhumu hafifletip sohbet havasında anlatayım, sana da heybemden biraz mutluluk, biraz gerçeklik sunayım. Çocukluk bana göre satırlara aktarıldığında havada kalacak, yarınına ışık tutarken geçmişte ne barındırdıysa günlerine yansıtan ama en çokta yaşanması ve yaşatılması gereken en önemli sahne. Eğer giriş cümlen güzel değilse ey okur; o cümleden sonrası okuyanda ne istek bırakmaz. İşte tam da böyle bir yere denk gelir çocukluk. Bir evreyi tamamlayamadan bir sonraki evreye geçmene izin vermeyen oyun gibi hep eskiye döner yüzünü. Üstelik ilerleyememek andaki büyüyü yok edebilecek kadar hırs, sinir, mutsuzluk barındırır. Demem o ki ey okur; sen sen ol iyi atla çocukluk evresinden. Bana gelirsek ben huzurlu ve bir o kadarsa hareketli geçirdim bu evreyi. Öyle sıradan bir hareketten bahsetmiyorum. Bir tek uyku oldu dinlenme evresi. Molalar bile eğlenceli geçti. Gün ışıdığı vakit ilk ben kalkar havayı solur günün rengi neyse ona bürünürdüm. Mesela yağmurlu bir günde insanların ruhlarındaki saksılarda çiçek açtırır, evin neşesi olurdum. Güneşli günde biraz daha dinlendirici, tatil havasında aktiviteler ile yaşamın emrettiği her şeyi yerine getirirdim. Gün ortası kollarımı açar yağmur, çamur, kar, kış demeden koşardım. Çocuk olmak bunu gerektirirdi çünkü. Televizyon açmaz, günümüz zehir edecek haberlerden uzak dururdum. Oysa Doğuda çocuk olmak öyle miydi? Onlar için gökten yere yaklaşmakta olan bombasız günler bayram niteliğinde geçerdi. Çok sonraları gördüm. Manzara bizde çiçekli, onlarda patlamış füzelerin parçalarında çiçek yetiştirirken biz bilemem kaçıncı kurs eğitiminin teneffüsünde ne çok sıra var dediğimiz kantinin içerisinde bile kışın ortasında dahi ortamın sıcak olduğunu fark etmeden isyan ederdik. Bizim için çocukluk her daim güzeldi ey okur. Güzel olmayan coğrafyaya bağlı kaderlerdi. Ben sabah olunca hangi aktiviteyi yapmalıyım telaşına çok düştüm. Gözümü açar açmaz yapmak istediklerim güneşten önce içimi aydınlatırdı. Sana bir sır vereyim ey okur; ben güneşe tutkunluğumdan dolayı batan her anında gizlice isyan ederdim. Oysaki Doğuda güneş doğmamış bilmem kaç yüz yıldır. Orada insan olmak zormuş. İşte ben evrelerini atladığım yaşam oyununda atlatamayanlara dönüp baktığımda onlara denk geldim. Dünya yuvarlak ya ey okur; peki hızla dönerken batıdaki rahatlığı doğuya ayna ile yansıtamaz mıyız? Aya güneşe yıldızlara birer ayna koysak yansıtıp bizden bir parça huzuru onların ekranına gönderemez miyiz?
Yaşadığım coğrafyaya herkes hayran. Sen de hayransın. Sen de biliyorsun ve görmezden geldiğin çoğu zamanına şahidim. Benim için okul kutsaldı mesela. Okuldan öğrendiklerimi kendimce yeryüzünde uygulayacak, medeniyetin her safhasını karış karış bütün topraklara aktaracak, insanlar standart düzende yaşasın diye formüller üretecektim. Standart yaşamın var olmadığını gençlik evresinde öğrendim. Benim için pazarları çok kıymetli olurdu. Bir an önce piknik için hazırlık yapılmalı ve en önemlisi patenlerim her daim yanımda olmalıydı. Doğuda paten olsaydı belki çocuklar bombalardan kaçabilirdi demi sayın okur. Ben zemin kayganlığını patenimin durumuna göre hesaplar ona göre manevra yapardım. Onlarda yapabilselerdi, evet belki manevra ne bilselerdi binaların arkasına hızla saklanabilirler, köşe başlarında hızlarını ona göre ayarlayıp mermilerin gazabından kurtulabilirlerdi.
Şu an kulağımda Ali Ural’ın ‘Posta Kutusundaki Mızıka’ kitabında geçen sözleri dolanıyor: “Sevgili Dost, bir şehrin en güvenilir yeri sence neresidir? Şehrin neresinde kendimizi güvende hissedebilir, mızraklardan ve oklardan emin olabiliriz?” Küçük bedenler nasıl emin olabilir ey okur? Bir sabah tatile diye çıktığımız yolda çalan müzik ne zaman duysam aynı hissi sunarken, duyulan bombalar nasıl bir his sunar? Kalem ile tanışması gereken yaşta mermisi oyuncak olmuş çocuklar nasıl yarışır aynı düzlemde? Bizi aynı kefeye koyan sistemler bizim kalemle tanışma serüvenimize şahitler mi? Bir keresinde ödevi eksik yaptığı gerekçesiyle ceza alan çocuğa, İngilizcenin yanı sıra Almanca ve İspanyolca öğrenme arifesine girmiş çocuğa, elleri nasır tutmuş bir aile emekçisi adayı olan çocuğa eşitlik nasıl anlatılır? Ben çocuğum ey okur! Ben ruhumun her çiçek açtığında bu hissi ile yaşama merhaba diyorum. Çocukluk ruhun her evresinde var. Yaşlılarda en çok şahit olduğumuz ‘çocuklaştı yine’ sözü bundandır. Biz her daim ruhunda çiçekler açan, açtıran, büyüten, besleyen bir çocuğuz. Elimden kalem alınmadığı her an çocuğum. Şimdi sana soruyorum ey okur sen en son ne zaman filizlendin, üstelik başından bombalar şehrin üstüne yağmazken!
Sana son bir sözle, en sevdiğim yazarın sözü ile veda ediyorum ey okur! Tarık Tufan özetini bile çıkarmış olduğu bir konuyu okulda henüz öğrenmeden, yüzümüze çarpan sözlerin etkisiyle anlamanın dayanılmaz acısını sana da gönderiyorum. Yalnız değiliz yeryüzünde, acımızda biraz olsun eşit olsun seninle. Kalbin ne vakit daralırsa bu sözler gelsin aklına: “Sana atlaslar, haritalar gösterecekler. Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin. Bütün bunlar kurmaca. Gerçekte tüm yeryüzü Allah’ındır ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar.” Öğrenecekler ey okur, öğreteceğiz!

Bir yanıt yazın