Hayat; çok uzun ve çetrefilli bir yoldu. Her nefes alışımda canım yandığında, bunu daha iyi anlar oldum. Gecenin gündüze, gündüzün geceye karıştığı o uykusuz sabahların bitkinliğinde yol aldım. Ancak her düştüğümde tekrar kalkmam gerektiğini bana fısıldayan bir ses hep vardı. O ses güven veriyordu; ben de içimin en güvenilir yanına sığınıyordum. Yüreğim adeta El-Mü’min (emniyet ve güven veren) ismine sarılıyordu. Allah’ın isimlerinin ruhumuza işlendiğini öğrendiğimden beri, neye ihtiyacım varsa o kapıyı çalıyordum. Anahtarlar belliydi aslında; ne yazık ki açmaktan aciz olan bizleriz…
Mesela, korktuğum anlarda istemsizce dilime ve yüreğime pelesenk olan Es-Selâm ismiyle, birçok olayda gözle görülür derecede korunduğuma şahit oldum. Allah’ın Es-Selâm (her türlü kötü durumdan selamete erdiren) ismiyle tanıştığımdan beri, korktuğum hayvanların yanından geçerken bu ismi zikretmeye başladım. Adeta o hayvanlar hissedercesine duraksıyor veya yollarını değiştiriyorlardı. Küçük olaylar ve büyük hissiyatlar ile nakış nakış işleniyorduk. Hayatın koşturmacasında sakinleşip etrafımıza farkındalık gözüyle bakmazsak, ömür sermayesi tekdüze bir şekilde tükenip gidiyor.
Her anımız gaflet içinde geçtiği halde rızkımız kesilmiyor. Şükretmeyi unuttuğumuz, günah işlemekten çekinmediğimiz, kalp kırmayı adet edindiğimiz ve hatta bunun farkında bile olmayıp umursamadığımız günler, bir kum saati gibi akıp gidiyor. Peki, ben bunları sayarken fark ettiniz mi? Günahsız tek bir kul olmadığı ve hatalarımızda ısrar ettiğimiz halde bizi rızıklardan geri bırakmayan, bizi hep affeden Allah’ın hangi isimleriyle nasipleniyoruz? Rızık veren Ya Rezzâk, her günahımıza rağmen bizi bağışlayan El-Gaffâr…
Rızık demişken bir kıssadan bahsetmeden geçemeyeceğim: İbrahim bin Ethem ile Şakik-i Belhî (rahmetullahi aleyhim) Mekke’de karşılaşırlar. Şakik, hikmeti büyük bir tefekkür anısını şöyle anlatır:
“Günlerden bir gün çöle varmıştım. Kıraç bir yerde yatan, kanatları kırık bir kuş gördüm. Kendi kendime, ‘Burada oturayım ve bu kuşun rızkının nereden geldiğini gözetleyeyim’ dedim. Kuşun karşısında yere çöktüm. O sırada gagasıyla çekirge taşıyan başka bir kuş geldi; kırık kanatlı kuşun yanına konarak gagası arasındaki çekirgeyi onun gagasına bıraktı.”
Şakik bu durumu görünce içinden, “Bu kuşu öbürüne vasıta kılan ulu Allah, nerede olursam olayım benim rızkımı da sağlamaya kadirdir,” der. Bizim çabamız rızka dahil olsa da, o rızık zaten hep vardır.
Tefekkür etmeyi ve şükretmeyi bizlere nasip eden Rabbimize hamdolsun. Şükrederken de Allah’ın isimlerinden olan Eş-Şekûr (çok şükre layık olan, az amele çok sevap veren) ismini zikrediyoruz. İbrahim Suresi 7. ayette de buyurulduğu gibi: “Eğer şükrederseniz, elbette nimetimi artırırım.” Şükrettikçe, şükredecek sebepler çoğalıyor.
Hem kendi nefsime hem de sizlere bu tefekkür seyahati iyi gelmiştir umarım.
Tefekkür: Düşünmek. Allah’ın yarattıklarındaki güzellik ve faydaları kavramaya çalışmak.
Tefekkür Seyahati
