TESLİMİYET

You are currently viewing TESLİMİYET

Bazı anlar vardır, sonuçla karşılaşmaktan ziyade süreçten geçmekten korkar insan. Çünkü sonucu kabul edeceğine kanaati varken süreci yönetebileceğine kanaati yoktur. Zaten zar zor tutuyordur nefsinin, egosunun, kibrinin iplerini elinde ve bir zayıflık anında kolaylıkla bırakabileceğinden endişeleniyordur. Hatta öyle kafa yorar ki buna, kibrinin önünde duruyor olduğunu düşünmenin de kibre girip girmediğini sorgulamaya başlar ve kendisini günde bilmem kaç kez kalbiyle tartışırken bulur, kendini yoklarken. İmkanı olsa kalbini yerinden çıkarmak ve içine iyice bir bakmak ister, içindeki iman mı, teslimiyet mi yoksa kibir mi?

Gözlerini kapatıp anlamak istiyor insan. Ya da o içindeki mahkemeyi kurmadan karara ulaşabilmiş olmayı istiyor. Hani çocukken gece tuvalete gitmen lazımdır da koridorun ışığı hep uzaktadır. O düğmeye erişebilmen için o karanlık koridorun bir kısmından geçmek zorundasındır. Ama karanlıkta her şey başkalaşır zihninde. Gölgeler canavara dönüşür, sesler hayaletlere. Korkunç suratlı kocaman tırnaklı bir canavar ensenden tuttu tutacak gibi hissedersin de yine de başka çaren yoktur nefesini tutup koşarsın düğmeye kadar. Işık yanıp da ortalık aydınlandığı anda gerçek dünyaya dönersin. Ne hayaletler vardır ortada ne de ensenden tutacak canavarlar.

İşte insan hayatının bazı dönemlerinde ışığa ulaşıncaya kadar gördüklerinin gerçek mi yoksa zihninin oyunu mu olduğunu anlayamıyor. Ve çocuk ruhuyla gözlerini kapatıp nefesini tutup aydınlığa ulaşana kadar koşmak istiyor. Artık bu esnada canavar ensesinden mi tutacak ne olacaksa bir an önce olup bitsin istiyor.

Uzun yolculuklarda bir yanı uçurum olan keskin virajlardan geçer gibi geçiyoruz ömrümüzün bazı bazı dönemlerinden. Artık oraya kadar gelmişsek i otoyolun ortasına bekleme şansımız olmadığı gibi, o dönemlerimizde de öylece durup bekleme şansımız olmuyor. Öyle ya da böyle bir şekilde geçmek zorunda kalıyoruz adına sınav, imtihan, karma her ne dersek diyelim. Biz ona doğru giderken bilmesek de o da bize doğru geliyor. Çünkü bize özel.

İşte teslimiyet burda başlıyor. O karanlıkta koşan çocuğun düğmeye ulaştığı an gibi Allah’ın ipine ulaşabiliyorsa insan her yer aydınlanıyor. Aydınlanıyor derken gül bahçesi vadetmiyor kimse. Sadece eşya hakikatiyle buluşuyor ve  insan kendisini Peygamberimizin ‘Allah’ım bana eşyanın hakikatini göster’ dediği yerde buluyor.

Öyleyse Rabbim bize karanlığa düşmeden eşyanın hakikatini görebilmeyi nasip et. İnsanlara, nesnelere, varlıklara ve hatta felsefede büyükçe bir kapsama alanı olan ‘şey’ lere ve hatta her şeye hakikatinden fazla anlamlar yüklememize izin verme. Bizi aydınlat. Bizi sonlu olana değil sonsuz olana yönlendir. Bizi Sen’den gelen her şeyden emin kıl. Amin

Bir yanıt yazın