Bazı kadınlar vardır; yaşadıklarını anlatırken sesi titremez, gözleri dolmaz. Çünkü onların ağlaması çoktan bitmiştir. Yangınları geride kalmıştır. Küllerini ceplerine koyup yürümeyi öğrenmişlerdir.
Manipüle edilmek, insanın aklının yavaş yavaş elinden alınması gibidir. Kim olduğunu, ne hissettiğini, neyi hak ettiğini unuttururlar. “Abartıyorsun,” derler, “yanlış anlıyorsun.” Bir süre sonra insan kendi kalbinden şüphe etmeye başlar. Acı bile izinsiz yaşanır. Kadın, kendine ait olan duygular için başkalarından onay bekler. Yangın böyle başlar: sessiz, kokusuz, fark edilmeden.
Yanmak her zaman çığlıkla olmaz. Bazen gülümseyerek yanarsın. Herkes seni iyi sanır ama içindeki odalar tek tek çöker. Umutların, özgüvenin, “ben” dediğin yerler yanar. En çok da “sevilmeye değerim” diyen cümle yanar. Aynaya bakarsın ama kendini tanıyamazsın; yüz durur, iç silinmiştir.
Bunu en iyi Umay bilirdi.
Umay, yıllarca “çok hassassın” denilerek susturuldu. Bir şey onu kırdığında “büyütüyorsun” dediler. Ağladığında “dramatiksin.” Sevdikçe daha çok küçüldü. Kendisini anlatmaya çalıştıkça cümleleri eksik sayıldı. Bir süre sonra konuşmamayı öğrendi. Susmak, tartışmaktan daha güvenli geldi.
Bir akşam, mutfakta tek başına otururken fark etti: Gün boyu kimse ona nasılsın dememişti. O da kendine sormamıştı. Çay soğumuştu, içi de. Aynada yüzüne baktı ve şunu düşündü: “Ben neredeyim?” İşte o an, yangının en sessiz yeriydi. Bağırmadı, ağlamadı. Sadece içinden bir şey koptu.
Umay o gece büyük kararlar almadı. Gitmedi, hesap sormadı, kapı çarpmadı. Sadece ertesi gün bir cümle söyledi: “Böyle hissettiğimde bana ‘abartıyorsun’ deme.” Cümle küçüktü ama içindeki kadın ilk defa kendini korumuştu. O cümle, külün içinden çıkan ilk yeşil noktadır.
Yeniden yeşermek gösterişli değildir. Kimse alkışlamaz. Umay hâlâ bazen korktu, bazen sustu, bazen geri düştü. Ama artık kendine sırtını dönmedi. Ağladığında “zayıfsın” demedi. Yorulduğunda “dayanmalısın” diye zorlamadı. İlk defa, kendine bir insan gibi davrandı.
Manipüle edilmiş kadın, sezgilerine geri döndüğünde çok tehlikeli olur. Çünkü artık kandırılamaz. Sevgi kılığına girmiş kontrolü tanır. İlgi diye sunulan baskıyı ayırt eder. Sessizliğiyle, sınırıyla, duruşuyla konuşur. Artık kimse onu yeniden şekillendiremez; çünkü o, yanmış halini de bilir, yeşeren halini de.
En güzeli şudur: Bu kadın, başka kadınlara baktığında yargılamaz. “Niye çıkmadın?” demez. “Niye katlandın?” diye sormaz. Çünkü bilir; yanarken insan kaçamaz, sadece dayanır. Yeşermek ise zamana, güvene ve bazen tek bir dürüst cümleye bakar.
Bazı kadınlar çiçek gibi doğmaz. Onlar yangından çıkar. Kokuları biraz is, biraz umut taşır. Yapraklarında korku izleri vardır ama kökleri çok derindir. Onlar kırılgan değil; kırılmış ama bırakmamış kadınlardır. Ve en güçlü yanları şudur: Bir daha asla kendilerini terk etmezler.
