Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı da taş kesildi, hatta taştan daha katı oldu. Çünkü öyle taşlar vardır ki bağrından ırmaklar çağlar. Öylesi de vardır ki, çatlar da arasından sular akar. Bazısı da Allah korkusundan yuvarlanıp düşer. (Bakara 74)
Faili malum bir cinayette, bir topluluğun ölüyü dirilten sükutuna arş’tan gelen bir hal tebliğiydi bu ayet; Öyle bir hal ki dillerin tutuk, gözlerin kör, kulakların sağır olduğu. Üzerlerine ayet üstüne ayet inen aldığı ikazlarla ıslah olmayan zümre.
Hz. Musa’nın nurlu eli, ellerinden tutana kadar baş eğen, boyun büken el etek öpen köleler topluluğu… Kölelikten seçilmişliğe, seçilmişlikten taşkınlığa, taşkınlıktan taşlaşmaya son haddi olmayan zalimler. Seçilmişliğini unutup kitaplarını sırtlarının gerisine atanlardı onlar, işitip isyan ettik diyenler, kalplerine perde geçirenlerdi. Dünya hayatının en hırslıları, bu hırsla üstün kılındıklarını unutan keyif ehli. Yaptıkları her hatada rahmet rahmet af sofraları yağan, bu ayrıcalıkta bir topluluk ancak bu kadar baştan çıkabilirdi.
Ne din kitaplarına sığdı zalimlikleri, ne tarih kitaplarına, ne de bu güne. Acımasızlıkları bir sirkülasyon gibi Gazze’de dönüp durmakta. Önce suya ve ekmeğe attılar bombayı Gazze’de, sonra susuzluktan açlıktan kaçmaya takati olmayan insana. Bir gayret deyip kaçanı, çıkışı olmayan sınırlarda sıkıştırdılar. Sıkıştırdıkları yerde akıttıkları kanlara yetmez barajlar inşa ettiler. Gazze sokakları kandan nehirler altında. Anneler ki evlatlarını bu nehirlere bırakmakta. Çocuklar oyuncaklar için ağlamıyor artık, genç kızlar evlenmeye değil namusuyla ölmeye açıyor ellerini, Jöle ile değil kanla şekil alıyor filinta gibi delikanlıların saçları. Hep beraber izliyoruz tek yürek. Dünya dev ekran başında. Kimileri bana atılmayan bomba bin patlasın duasıyla. Kimimiz çaresiz Allah’a el açmakta. Yer gök insan çığlığı. Yapayalnız kalmış çocuklar bir zamanlar sıcacık yuvalarının buz gibi enkazında ağlamakta, anne babalar ellerindeki çöp poşetlerine çocuklarının uzuvlarını yapboz parçaları gibi tamamlayıp toplamakta. Sahipsiz kalan bebekler bilmem ki hangi izbe dehlizlerin laboratuvar sedyelerinde diri diri ölümsüzlük iksiri olmakta. İzliyoruz sessizce bir babanın, yeni doğmuş ikizleri için nüfus müdürlüğünden kimlik çıkarma hikayesini. Çıkardığı kimliklerle daha eve bile dönemeden, o kimliklerin yeryüzünde geçersiz kılınışını, enkazda parçalanmış bedenlerini bulamayınca kimliklerini çaresizce kefene sarışını. Yapılan en aşağılık işkencelerle önce insanlık onurlarını, sonra akıllarını yitirişlerini. Aklının yitirip de imanını yitirmeyenleri, susan dünyaya ‘’Allah ne güzel vekildir diyerek’’ baş eğmeyişlerini. Ve izliyoruz o feryatlarla dans eden, yaradan lisanıyla taştan daha katı kalplerin vicdansızlıklarını.
Anladık Gazze’nin dünya üzerinde bir nefeslik toprağı yok. Anladık onlara şehitlikten, gökyüzünden başka çıkış kapısı yok yeryüzünde. Onlar bir zamanlar attıkları taşlarla yer yüzünün yürüyen ebabil kuşlarıydı. Şimdi demir kubbelerinin gücünün yetmediği göğün şehitleri.
Ah İsrail! ne çok kelam etti yaradan ki, on iki pınara rağmen yeşermedi gönül toprağınız. Bağrınızdan ırmaklar değil zulüm fışkırdı. Merhamet, insan kalbinin en derininden hissedilen sarsıntıydı oysa. Siz ki kendinden başkasına merhameti olmayan zalimler topluluğu, kendi iyilikleri kendi menfaatleri uğruna vaat edilen toprak bahanesiyle zulüm edenler güruhu… Bilin ki Bakara yetmiş dört yaptıklarınızla her gün yeniden yeniden zuhur etmekte Gazze’de. Orada bir ölü değil binlerce ölü dirilmekte. Bilin ki Hz. Süleyman kıyamete kadar ağlasanız da yalvarsanız da duvarında, mabedinden içeri sokmayacak sizi, Hz. Davud ki Cennetin kapısından giremeyesiniz diye kalkanıyla karşılayacak. Hz. Süleyman atıldığınız cehennemin kapısı arkasından çıkamayasınız diye mührünü vuracak. Her şey zıddı ile kaimdir ya hani, zulmetin olduğu yerde işrak, zulmün olduğu yerde merhamet, savaşın olduğu yerde barış, on emri inkar eden İsrail’in olduğu yerde de Hz Musa vardır. Bu defa asasını kızıl denize değil Gazze şeridinden Ak denize vuracaktır. İşte o gün taştan daha katı kalpleriniz bir taht mührü gibi açılıp hükmünü kaybedecetir.
Muhakkak Allah zalimleri iyi bilir.(Bakara 96)
