Kaybolmak Yeğdir Yok Olmaktan 2
O gece… Büyük bir kırgınlık ve boğulma hissiyle çıktım evden. Anneme doğru sürdüm arabayı ama bir anda direksiyon kırıp daha önce hiç gitmediğim bir semte doğru çevirdim. Bilmediğim sokaklarında…
O gece… Büyük bir kırgınlık ve boğulma hissiyle çıktım evden. Anneme doğru sürdüm arabayı ama bir anda direksiyon kırıp daha önce hiç gitmediğim bir semte doğru çevirdim. Bilmediğim sokaklarında…
Gecenin karanlığında ormanın ortasından geçen dar asfalt yol ikimizi de ürkütmüştü. Bir aksilik çıkar da bu ıssız ormanın ortasında kalırsak diye içten içe korkuyorduk. Hata benimdi; navigasyondan daha kısa…
Günlerden pazar. Gün ışığının perdeyi delip geçtiği, aydınlığın tam ortası. Zamanın kalplerden bir çırpıda geçmediği vakitler... bu dinginliği Anna Karenina’nın Vronsky yanılgısıyla ödediği o ağır bedelin acısıyla bozuyorum. Sonuna geliyorum…
Nihayet uyandı. Gecenin karanlığı ile seherin aydınlığı arasında sıkışmış gibi, dünya ile ahiret arası berzahta kıyameti bekler gibi. Ne yapacağını biliyor da bilmiyormuş kararsızlığıyla. İçinde bir şeyler çırpınarak uyandı.…
Pencerede vuran aydınlığı görünce tan yerinin ağardığını düşünüp doğruldu yatağından. Yaşamın tüketmeye iştahlı hayranları caddelere dolmadan, çöp arabaları mesaiye başlamadan dünün gündüzünden ve akşamından bıraktıklarını toplamak için bir an…
Bazı insanlar yaşadıkları zamana yaşadıkları mekana değil, yaşamadıkları yere yaşamadıkları zamana aittirler. Hatta öyleleri vardır ki başka coğrafyaların başka çağların insanıdırlar. Kimi ilmi ile kimi sanatıyla kimi düşüncesiyle… Zekidirler,…
Önce kalplerinden, sonra bedenlerinden… Doğurduklarında ölüyordu bütün kadınlar. Biri gencecik anne, diğeri sekiz yaşında küçük bir çocuk. Dünya kendi gürültüsünün sağırlığıyla dönerken, onlar zaman ve mekanın dışında sessizce öldüler.…
Suyu çekilmiş yüreğimizle, ağzımızı toprağa dayamışız. Var gücümüzle sömürüyoruz gökten her ne yağarsa. Biz sömürdükçe toprak sıkışıp boğuluyor. Küçücük solucanlara bir buğulu nem bırakmıyoruz. Daha bir kıvrılıyorlar kurulukta.…
Geçti artık; gün döndü, kerahat vakti çoktan girdi. Sevinci, hüznü paylaşacak, yaşamı ortak kılacak bütün mübahların vakti bitti. İçimin bahar şenliğinde çalan davullar sustu. Gönüllü, aldanmaya meyyal bir karış…
Günün son saatlerinde caddeler tenhalaşır. Bütün gürültüler evlere dolar yavaş yavaş. İnsanlar günün telaşını sırtlanıp hayattan çekilir. Yorgunluklar dışarıda bırakılır, pencereler kapanır, perdeler çekilir. Evlerde yanan ışıklar küçük bir…
Bir çaresiz yalvarış, bir çaresiz bakışa uyanır gibi açtım gözümü bugün. Kapı arkasında soğuk kış mevsimi. Dışarıda bir sokak kedisinin sessiz bakışı, buz gibi betona basan patileri. İçerde sobada…
O gün kış ayının en ayaz sabahlarındandı. Öyle bir ayaz ki, İnsanın değil elini yüzünü, hatta kalbinin zarını bile kavlatıyordu. Otobüsün kalkmasına ise yirmi beş dakika vardı .…
Sevinç ve kederden kalma anılar artığı dolu avuçlarım. Ne geçtiyse elime yüreğimin çekmecelerine sıkıştırdım. Sandım ki yaşamı, günü gelince biriktirdiklerimde bulacağım. Antika dükkanları gibi serin loş karanlıklarda sakladım her…
Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı da taş kesildi, hatta taştan daha katı oldu. Çünkü öyle taşlar vardır ki bağrından ırmaklar çağlar. Öylesi de vardır ki, çatlar da arasından…
Bir gönlün en emniyetli yerinde esirgenecek kıymet bulup da şımaramadın bir türlü. Bundandı devinimsiz kıpırtısız kalışın. Suya girip de ıslanmayan tenin vardı senin. Derinin gözenekleri kapalıydı. Sızdırmadı hiçbir suyu…