Yaşlılık ve Yalnızlık

You are currently viewing Yaşlılık ve Yalnızlık

Günün son saatlerinde caddeler tenhalaşır. Bütün gürültüler evlere dolar yavaş yavaş. İnsanlar günün telaşını sırtlanıp hayattan çekilir. Yorgunluklar dışarıda bırakılır, pencereler kapanır, perdeler çekilir. Evlerde yanan ışıklar küçük bir dünya olur. Kimisinde çocukların coşkun çığlıkları yükselir, kimisinde konukların evlere şenlik koyu kıvamlı muhabbeti.  Akşam yemeklerinin çatal kaşık sesleri çınlar.

Ve bütün bunlar küçük bir balkonda   caddeyi izleyen yaşlı bir adamın ferini yitirmiş gözünde yaşanır.  Çoğu zaman evinin ışığı  yanmaz.  Ne penceresi kapanır ne de perdesi. Bu izlediği  neşeli hareketlilik onun için  yıllar öncesinde kalmış, evini dolduran   yaşam emarelerini  sandığına çoktan dürüp katlamıştır.  

Boş odalarını dolduran yalnızlığının  nefesinden ve ölümün tavan köşelerinden gelen çıtırtısından balkona  kaçar her gün. Bitmiş bir romanın ölmüş kahramanından kalanları  seyreder  gibi  bakar devri teslim ettiği yaşama.

Böyle akşamlarda  elinde  tesbih yarım yamalak çektiği tevhide  geçmişte yaşamış olduğu  bütün renkli anlarının şehadetlerini karıştırır. Bir bir hatırlar geçmişi.

Bu caddeden giderdi, mimberden konuştuğu meydanlara ki,  iki diz üstünde oturan tanıdık kimse kalmamıştır artık. Sözü sazı kime nasıl değer düşünmezdi. Kimine sürur kimine keder… O zamanlar fötr şapkasıyla, ceketini savurarak yürürken yanından geçenlere diz çöktüren değilse de,  gönül eğdiren mağrur adımların azametiyle yürürdü.  Ve  gül kokulu bahçelere bu  caddeden geçerdi. Bahçeler ki onun geçişinden sonra ya başkalaşarak kokar ya da olan kokusunu yitirirdi. Ardında bıraktığı  ahlar yetişemezdi hızına. Zaman yetmezdi. Sabahı akşama katar, akşamı sabaha taşırdı. Dost meclislerine en erken giden, en son ayrılan o olurken, günün tadı kaçmadan başka sokaklara dalardı. Serkeş ruhu bir türlü durmaz  uslanmazdı.

Caddelerin de vefası yok eskiyen zamana. Basınca tanımıyor adımlarını. Kaldırımda aşındırdığı oyuklara artık  oturmuyordu ayakları. 

Hatırladıkça  bu anları şehadetinden feyzler fışkırır, yüreği  deniz  gibi çalkalanıp kabarır. Ah kalkmaya bir derman bulsa kendi ekseninde döne döne sema edip, yeniden  tavaf edecek yaşamı. Gençlik gidince böyle oluyor demek. İnsanın bütün uzuvları, eli ayağı durduğu yerde  kendiliğinden kopuyor, söylenecek cümleler kelimeye, hecelere düşüyor. Nefesler yarım, heyecanlar kıpırtısız kalıyor. Cesaret korkuya dönüşüyor demek.

Şimdi  yaşlılığın zirvesinden gençlik örtüsünü kaldırdığı  yerde zaman  ona, bir şey söylemeden, bir dokunuşta bulunmadan,  vaktiye  dolup taştığı mutlu günlerden başlayıp, zamanın bıraktığı ertelemişliklerden,  görmezden geldiği insanlardan, hatalarından, iyikiklerinden,  kötülüklerinden ne varsa, bu bom boş evde onlarla yaşatıyordu.  Ne gurur duyuyordu yaşadıklarından ne de pişmanlık. Doğru yaşadım da demiyor yanlış da. Yüreğinde mayhoş bir tatla ‘’sadece yaşadım’’ diyor bırakıyor örtüyü.

Ve akşamın sonunda gece de kapısını örterken,  ışıklar bir bir söner. Çekilir bütün sesler. Derin bir suskunluk başlar. O ise bir sandalye üzerinde kevn ve fesad’dan kalma bir madde gibi kalakalır sandalye üzerinde. Yeryüzünün küçük bir boşluğunu tamamlayacak olan  bir kabirlik  boşluğun  parçası gibi. Uzun uzun bakar  karanlığa,karanlık  da ona.

Bir yanıt yazın