Çekmecede Biriken Ömür

You are currently viewing Çekmecede Biriken Ömür

Sevinç ve kederden kalma anılar artığı dolu avuçlarım. Ne geçtiyse elime yüreğimin çekmecelerine sıkıştırdım. Sandım ki yaşamı, günü gelince biriktirdiklerimde bulacağım. Antika dükkanları gibi serin loş karanlıklarda sakladım her şeyi. Kullanmadığım kalemler tükenmiş. Doldurmadığım defterler şişmiş. Saatlere takmadığım pillerde bitmiş zaman. Parmağıma geçirmediğim yüzüklerde kalmış kadın zerafetim. Harcamadığım, bilmem hangi yıllarımdan kalma tedavülden kalkmış kağıt banknotlarım…


Bir kere olsun toprağımı sürmemişim. Tohumlar saçmamışım. Harman kaldırmamışım. Taşınmaz, taşınıp başa taç yapılmaz, gayri menkul yaşamın zengini olmuşum . Ömürlük sermaye etmişim istiflediğim her şeyi. Bereket emareleri sezdiğim ne varsa hepsine ederinden fazla değerler yüklemişim. Ederince yaşamadan. Kurda kuzu emanet eder gibi her şeyi zamana emanet bırakmışım.
Şimdi bir pişmanlıktır sarmaya başladı içimi. İşkillendim. Bu günün ellerine, aklına yabancı anahtarla çekmecelerimi aralamaya başladım. Kesif küflü bir koku sardı etrafımı. Yaşanmamışların rutubetinden nem kapıyorum yavaş yavaş. Ben dışardan vuracak bir güneş sıcağına muhtaç! Oysa tuttuğum bronz kulpların asaletine yakışır amber kokuları duymak isterdim.


İçinde ne varsa ayaklarımın dibine dağıldı . Eğilip uzandım. Elime çocukluğumdan kalma sarı renkte bir toka geçti. O anı dün gibi hatırladım: Özenle taranmış, bu tokayla toplanmıştı saçlarım. Sonra pembe çiçekli, eteği kabarık bayram sabahını andıran yeni bir elbise giydirilmişti üzerime. Çocuk kalbim tüy gibi hafifti. Yüreğim elbiseyi giydirenlerin gururlu sevinciyle coşmuştu. Bu coşmuşluğun kaynağını kendimden bilmiştim. Yanaklarıma kondurulan buselerden, sevilmekten ilk defa o gün bunalmıştım. Elbisem kırışmasın diye yere göğe oturtmadılar beni. Toz toprak edersin diye sokağa bırakmadılar. Ne yapacağını bilmez sıkıldım, daraldım. Giydiğim elbise çocuk bedenimi de ruhumu da boğdu. Güzele sahip olmanın, özel hissetmenin bedelini yaşımın altısında anladım. O günün kirlenmeyen elbisesi, dağılmayan saçları, sevilmenin mutluluğu, bunalmışlığı vardı bu tokada.


Beyaz zarflar ilişti gözüme. Titredi kalbim. İçimde bir yerlerden çimgeler sıçradı . Hatırladım. Gençliğim, o zamanlar üzerine aşk metini yazılmış kil tabletleri gibi şekil alan hamur. Yüreğim, yazılanlar silinmesin diye Babür’lerden kalma bir teknikle, harfleri pişiren ateş. Aşk satırlarını destan gibi şu orta yaşıma ulaştıran zarflar. Şimdi titreyen şu ellerim sultanı olduğum hanede heyecanını yitirmiş, kıpırtısız kalbimle çekmeceler temizlemekte.
Soğuk eksik, siyah beyaz bir resim sonra. Tedirgin çocuk bakışları. Babasız… o uzaklarda başka çocuklarla. Renkli resimlerin sıcaklığında. Kulaklarımda annemin öfkeli sesi, üflenen sur gibi . Sanırım hayata poz vermeyi beceremeyişim de o yıllardan kalma.


Saymıyorum bu hayatı. Mızıkçılık yapan çocuk edasıyla. Baştan başlayacak yeni bir ömür daha lazım bana. Yaşama dair imanı kuvvete getirip, kûn emriyle sunulanların ıskalanmadığı bir ömür. Sımsıkı kucaklayıp hayatı kadraja gülümseyeceğim. Bütün kalıpsal değerleri bir rahle üzerinde bırakıp aşırılıktan taşacağım. Öyle ki gelişine salacağım hayatı. Çocukluğumu bir elbise içinde hapsetmeye direneceğim. Gençliğin coşkunluğunu tarihe bırakmayacağım. Direneceğim, bütün gücümle salınacak saçlarım için, hicaba tokaya.


Heyhaat! ey kendim heyhat. Biliyorum, bütün yaşamakların kaldı içinde. Pişmansın. Ağlıyorsun.
Bir çatı katı saçağında yağmurdan ıslanmış güvercin kadar mahzunsun. Pencereye yaslanmış baş yazını seyrediyorsun. Sus ve toparla çekmeceni. Koy yerli yerine her şeyi.

This Post Has 2 Comments

  1. aryem

    Okurken, insanın çocukluğunda nasıl kırılgan bir yer tuttuğunu, unuttuğu hatıraların aslında hiç de uzağa gitmediğini fark ettim. Belki de hepimizin, farkında olmadan, bir yerlerde sakladığı böyle bir toka vardır. Benim de vardı — eskiden. Yıllar önce bir avuç anıyla bana değmiş, sonra zamanı geldiğinde çekilmiş birinin bıraktığı türden bir şey..
    Cümlelerinin arasında bir yerlere, kimsenin fark etmeyeceği ince bir mey:) tınısı sinmiş gibiydi; hani insanın bir zamanlar hayatına değen bir sesin, bir nefesin, yıllar sonra bile kulağının dibinde duyduğu o belirsiz hatırlayışı vardır ya, işte öyle.

    1. Hatice BOZEL ARSLAN

      Tokalar, sevdiklerimizin ellerinden ya da saçlarından hatıra kalanlar… Sonra zamanı gelince çekilip giderler. Ya da biz kendimiz göndeririz bütün insafımızı yitirerek zalimce.
      “cümleler arasındaki mey:) tınısını da kimseler farketmez” demişsiniz. Bir yazar, değil cümleleri harflerin içinde gizli olan bütün mey tınılarıni okur, duyar ve anlar emin olun. Ters köşeden yazılan isimleri bile.Siz nasıl ki bir yazardan doğan satırlarda kendinizden hatıralarınızdan bir şeyler bulmuşsanız, yazar da okurda bıraktıklarında kendini bulur.
      Hayat Size tokadan anılar bırakanları değil, kral taçları armağan edecek insanlar çıkarsın karşınıza. Yazımı derinden hisseden yüreğinize sağlık… Aryem!

Bir yanıt yazın