HAKKINDA

20 Ekim 1980 tarihinde Ankara’da doğmuştur. Aslen Çankırılıdır, yaşamını Ankara’da sürdürmektedir. Ankara üniversitesi ilahiyat fakültesi mezunudur. Devlet okullarında ve özel kurumlarda yıllarca görev yapmıştır. Orta derece Arapça bilmektedir. Sedef kakma sanatı ile ilgilenmektedir. Bir çok yazar gibi, yazmaya ilk gençlik yıllarında şiir ve düz yazı ile başlamıştır. Lirik üslubuyla içsel yolculuğa götüren yazar, varoluş sancılarını kalem üzerinden kelimelere yüklemektedir. Manayı hayatın sığlığında değil, kelimelerin derinliklerinde aramaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

  • Kaybolmak Yeğdir Yok Olmaktan 2

    Kaybolmak Yeğdir Yok Olmaktan 2

    O gece… Büyük bir kırgınlık ve boğulma hissiyle çıktım evden. Anneme doğru sürdüm arabayı ama bir anda direksiyon kırıp daha önce hiç gitmediğim bir semte doğru çevirdim. Bilmediğim sokaklarında dolaştım. Sonra caddeyi bulamadım. Kayboldum. Arabayı kenara çekip kaldırıma oturdum. Bir ferahlık gelmişti içime. “Var olmadığın bir evde, var olmadığın bir gönülde yaşamaktansa kaybolmak yeğdir,” dedim.…

  • Kaybolmak Yeğdir Yok Olmaktan 1.Bölüm

    Kaybolmak Yeğdir Yok Olmaktan 1.Bölüm

    Gecenin karanlığında ormanın ortasından geçen dar asfalt yol ikimizi de ürkütmüştü. Bir aksilik çıkar da bu ıssız ormanın ortasında kalırsak diye içten içe korkuyorduk. Hata benimdi; navigasyondan daha kısa görünen yolu seçmiştim. Hayatta kestirme yol diye yapılan tercihler ne zaman felaha çıkarmıştır ki  bu gün çıkarsın! Öfkeliydim kendime ama bunu dışarı vurup da Betül’ü daha…

  •                              Anna Karenina

       Anna Karenina

                                                         Günlerden pazar. Gün ışığının perdeyi delip geçtiği, aydınlığın tam ortası. Zamanın kalplerden bir çırpıda geçmediği vakitler…  bu dinginliği  Anna Karenina’nın Vronsky yanılgısıyla ödediği o ağır bedelin acısıyla bozuyorum. Sonuna geliyorum filmin. Tren raylarının üzerinde ağır ağır yürüyor Anna. Uzaktan duyulan  ve yavaşça artan tren sesinin dehşeti doluyor eve. Durduruyorum ekranı. Tolstoy evinde. Cenin gibi kıvrılmış, müntehir…

  • Bir Damla Veda

    Bir Damla Veda

    Nihayet uyandı. Gecenin karanlığı ile seherin aydınlığı arasında sıkışmış gibi, dünya ile ahiret arası berzahta kıyameti  bekler gibi. Ne yapacağını biliyor da bilmiyormuş kararsızlığıyla.  İçinde bir şeyler çırpınarak uyandı. Eliyle boşluğu da zamanı da itebilse geriye, kendine yer açabilecek biraz ferahlayacaktı. Üzerindeki yorgana  güç yetirecek takat yok ellerinde. Hafifçe başını kaldırıp karısına baktı. Sırtını dönmüş…

  • Fecr-i Kâzip

    Fecr-i Kâzip

    Pencerede vuran aydınlığı görünce tan yerinin ağardığını düşünüp doğruldu yatağından. Yaşamın tüketmeye iştahlı hayranları caddelere dolmadan, çöp arabaları mesaiye başlamadan dünün gündüzünden ve akşamından bıraktıklarını toplamak için bir an önce  çıkmalıydı. Derme çatma evininin soğuk akan, kesici suyuyla  elini yüzünü yıkadı. Su, gözünün çapağını  temizlerken, bıçak gibi keskinliğinin titretmesiyle sanki hayata uyandırıyordu. Toplayacağı atıklar aklına…

  • Mendik’li Şeyh Ali

    Mendik’li Şeyh Ali

    Bazı insanlar yaşadıkları zamana yaşadıkları mekana değil, yaşamadıkları yere yaşamadıkları zamana aittirler. Hatta öyleleri vardır ki  başka coğrafyaların başka çağların insanıdırlar. Kimi ilmi ile kimi sanatıyla kimi düşüncesiyle… Zekidirler, teknik buluşlar yapıp milletine hizmet edecek güce sahiptirler ama   etraflarındaki  umarsızlıkta kuvvetlerini yitirirler. Filozofturlar filozofluklarına erişecek zihinler yoktur. Ressamdırlar ama görecek basiret yoktur. Oysa varlıkları evrene…

  • Doğurduklarından Ölen Kadınlar

    Doğurduklarından Ölen Kadınlar

    Önce kalplerinden, sonra bedenlerinden… Doğurduklarında ölüyordu bütün kadınlar. Biri gencecik anne, diğeri sekiz yaşında küçük bir çocuk. Dünya kendi gürültüsünün sağırlığıyla dönerken, onlar zaman ve mekanın dışında sessizce öldüler. Geldiniz. Ezber bozmayan bir törene. Yine bir cami avlusunda, musalla taşının önünde hazır bulundunuz. Onlar yaşarken gelmediğinizi, öldüklerinde geldiniz. Attıkları çığlıkları duymazken  kesilmiş nefeslerini duydunuz. Ölüm…

  • Kendimize Duyarsız Yalnızlık

    Kendimize Duyarsız Yalnızlık

       Suyu çekilmiş yüreğimizle, ağzımızı toprağa dayamışız. Var gücümüzle sömürüyoruz gökten her ne yağarsa. Biz sömürdükçe toprak sıkışıp boğuluyor.  Küçücük solucanlara bir buğulu nem bırakmıyoruz. Daha bir kıvrılıyorlar kurulukta. Bir acı kıvanış kalıyor onlara. Dokunduğumuz her şey yitiriyor canlılığını. Sol yanımızın zehrini, taş diplerinde beslediğimiz kıskaçlarımızdan  damlatıyoruz. Hazzımızın karnını sıvazlayarak .Toprak ölüyor aldırmıyoruz.Mevsim yaz ortası.…