İnsan, hayatın en büyük yanılgısını yanlış yaparken yaşar. Çünkü hiçbirimiz bir sabah uyanıp, “Bugün hata yapacağım.” diye yola çıkmayız. Her yanlış, kendini çoğu zaman doğru gibi tanıtır. Bazen bir öfkenin içine saklanır, bazen bir kırgınlığın, bazen de “Bir kereden bir şey olmaz.” cümlesinin arkasına gizlenir. Sonra zaman geçer… İnsan, attığı adımların yankısını duymaya başlar. İşte pişmanlık tam da burada doğar. Pişmanlık, geçmişi değiştiremediğini bilerek geleceği değiştirmeye çalışmaktır. Aynı acının kapısını ikinci kez çalmamak için nefsini eğitmektir. Çünkü tövbe, sadece dilin söylediği bir “Affet.” değildir. Tövbe; aynı karanlık sokağın önünden geçerken yönünü değiştirebilmektir.
Ne var ki insanın sınavı, yaptığı hatayla bitmez. Asıl imtihan, insanların hafızasında başlar. Toplumun ilginç bir adaleti vardır. İyilikler sessizce unutulur; yanlışlar ise isimlerin önüne soyadı gibi eklenir. İnsan değişir ama insanlar, eski hâlinizi anlatmaya devam eder. Sanki kimsenin büyümeye hakkı yokmuş gibi… İnsan bazen en büyük yükü, başkalarının söylediklerinden değil; onların söyleyeceklerini düşünmekten taşır. Bir bakışın, bir fısıltının, yarım kalmış bir cümlenin altında ezilir. Kendini anlatmaya çalışmaktan yorulur, susmayı öğrenir. Ve o sessizlik zamanla yalnızlığa dönüşür. Öyle bir yalnızlık ki… Etrafında seni seven insanlar vardır, omzuna dokunan eller vardır, “Yanındayım.” diyen sesler vardır. Ama insanın içinde kimsenin ulaşamadığı bir oda bulunur. İşte en derin yalnızlık, o odada yaşanır. İç yalnızlığı, dünyadaki en gürültülü sessizliktir.
Öyle insanlar tanıdım ki kahkahalarıyla bir odayı doldururken, geceleri kendi sessizliğinde boğuluyordu. Çünkü güçlü görünmek, bazen mecburiyettir. Hayat kimseye uzun uzun kırılma lüksü tanımaz. İşine gidersin. İnsanların gözlerinin içine bakarsın. Gülümsersin. “İyiyim.” dersin. Oysa insan, en çok “İyiyim.” derken yorulur.
Bir gün, bir dervişin anlattığı küçük bir hikâyeye rastlamıştım. Çatlamış bir testi her gün su taşırmış. Yolun sonuna geldiğinde suyunun yarısı dökülürmüş. Sağlam testi onunla alay edermiş. “Sen eksiksin.” dermiş. Çatlak testi yıllarca buna üzülmüş. Bir gün sahibi ona gülümseyerek şöyle demiş: “Yolun kenarındaki çiçekleri görüyor musun? Ben senin çatlağını biliyordum. O yüzden tohumları senin tarafına ektim. Sen eksik değilsin. Sen farkında olmadan hayat verdin.”
İnsan da böyledir. Kırıldığı yerlerden utanır. Oysa Allah bazen tam da o kırıklardan rahmet sızdırır. Belki de bu yüzden insanın en yalnız anı, Rabbine en yakın olduğu andır. Çünkü secde, yalnızca alnın yere değmesi değildir. Secde; gururun diz çökmesidir. Kibrin susmasıdır. “Ben yapamadım.” diyebilme cesaretidir. İnsan, herkesin kapısı yüzüne kapandığında Allah’ın kapısının hiç kapanmadığını işte o zaman öğrenir.
Ve anlar… Dışarıdan güçlü görünmek başka şeydir. İçeriden güçlü olmak bambaşka. Dışarıdaki güç, alkışlarla büyür. İçerideki güç ise gözyaşıyla. Biri insanların verdiğidir. Diğeri Allah’ın.
Hayat bana şunu öğretti: İnsan, yaptığı hatalar kadar değildir. Hatalarından sonra gösterdiği iradedir. Çünkü yanlış yapmak insan olmaktır. Yanlışta ısrar etmek ise nefsin zaferidir. Ayağa kalkmak… İşte o, ruhun zaferidir.
Bugün geriye dönüp baktığımda artık kimseyi tek bir fotoğrafıyla değerlendirmiyorum. Çünkü herkesin görünmeyen bir savaşı var. Kimi annesinin duasına tutunuyor. Kimi babasının eksikliğine. Kimi evladının gülüşüne. Kimi de gecenin en karanlık vaktinde, sadece Allah’ın duyduğu sessiz dualara… Belki de insanın gerçek hikâyesi, kimsenin görmediği yerde yazılıyor. Belki de en büyük kahramanlık; alkışlanan başarılar değil, kimse görmezken işlenen sabırdır.
Ve artık biliyorum… İnsan bazen dünyaya yenilir. Bazen insanlara. Bazen de kendine… Ama Allah’a sığınan, hiçbir zaman tamamen kaybetmez. Çünkü rahmet, kusursuzların ödülü değildir. Samimiyetle dönebilenlerin umududur.
Ve insan… En çok kırıldığı yerden öğrenir. En çok sustuğu yerde olgunlaşır. En çok yalnız kaldığında Rabbini tanır. Sonra bir gün aynaya bakar. Karşısındaki kişi artık eski kişi değildir. Acıları aynıdır belki. Hatıraları da… Ama omuzlarında artık insanların yükü değil, tevekkül vardır. İşte o gün insan, güçlü görünmeyi bırakır. Gerçekten güçlü olur.
Sözün bittiği yerde bazen şiir konuşur. Ben de bu yazıyı, yüreğimden dökülen şu dörtlükle noktalamak istiyorum:
Ne her gülüş mutluluktur, ne her susuş kabulleniş,
İnsan bazen tek başına büyür, adı olur direniş.
Bir ömür öğrenir kendini, bir ömür arar yolunu;
En güzel zafer, kendine yenilmeyiş.

Harika yorumlamışsınız
👍👍👍