Müfessirler bu okuduğumuz on ayete çok farklı açıdan bakarlar. Ama biz iki tane temel noktadan bakmaya çalışacağız.
- Davetçi nasıl olmalıdır.
- Davetçi özellikle yakınlarını nasıl davet etmelidir.
Hz. İbrahim a.s. bu iki madde ile hem davetçinin kimliğini kendi üzerinden bize öğretiyor, hem de babasına yaptığı davetle yakınlara davet nasıl yapılır buna ait çok önemli mesajlar veriyor.
- Davetçi Nasıl Olmalı.
Eğer bir yerde davetten bahsedilecekse üç şey olmalı:
- Hatip yani davetçi
- Hitap yani muhtevası
- Muhatap ise davete taraf olan şahıs yada grup
Biz Hz. İbrahim a.s. üzerinden şunu öğreniyoruz.
- Davetçi doğru olmalı.
En başta bu şart. Eğer güven yoksa davetçilik yoktur.
- Davetin muhtevası açık olmalı.
Bulmaca çözer gibi davet olmaz. “Ben söylüyorum siz anlayın.” Böyle bir davet şekli olmaz. Davet net olmalı, her şey açık olmalı. Davetçi ne söyleyecekse doğru bir şekilde söylemeli ve o söylediği her şey karşı tarafta gerçekten davetçinin söylediği sadelikte ve netlikte karşılık bulmalı.
- Davete muhatap kılınan kitle belli olmalı.
Hz İbrahim a.s.’da bu üçü de var. Davete muhatap kim kılınmışsa Hz. İbrahim a.s. onlara hitap etmiş, “ortaya söylüyorum sözü kim alırsa alsın” dememiştir Çünkü böyle bir davet şekli yokt.
Aslında davet birebir şahsa yapılır. Bizler çok uzun zamandır birebir davetten vazgeçmişiz. İnsanlar davetin toplu olarak yapıldığını zannediyor. Davet bire bir insana yapılır. Şahsa gideceksin, o şahsa söyleyeceksin. Babana gideceksin babana söyleyeceksin. Annene gideceksin annene söyleyeceksin. Gücün yetiyorsa gideceksin yöneticinin karşısında söyleyeceksin. Onun dışında diğer kitlesel davet araçlarını da işin bir başka boyutu. Ama biz bu birebir daveti ihmal ettiğimiz için yıllardır yerimizde sayıyoruz. İster bu sözümü kabul edin ister etmeyin. Ama bu bir hakikat. Birebir davetten vazgeçtiğimiz için peygamberlerin bize miras olarak bıraktığı en önemli şeyi terk ediyoruz. Ve terk ettiğimiz için de Allah bizi bir türlü asıl ulaşmamız gereken noktaya ulaştırmıyor.
- Davetçi özellikle yakınlarını nasıl davet etmelidir.
- İlk başta kabul etmemiz gereken bir konu varki o da “davet” çalışmalarının çok zor bir görev olduğudur. Hele ki davet yakın çevreye yapılıyorsa o zaman zorlük misli misli artıyor. Akrabalar, arkadaşlar dostlar komşular iş arkadaşları okul arkadaşları, eş, çocuklar, anne ve baba bu yakın çevre kapsamına giriyor.
- Yakınlara davet zordur ama yaşça küçük olanın büyük olana davet yapması işi daha da zorlaştırıyor. Çünkü küçük olan büyük olana bir daveti tebliğ ettiğide büyük hemen “sen daha dünkü çocuksun kalkmışsın bana vaaz veriyorsun. Senin geldiğin Yolları ben şöyle gittim böyle gittim” gibi bir sürü şeyler söylüyor. Anne ve babanın evlatlarına daveti zordur ama evladın anne ve babasına yapması daha zordur.
- Kocanın hanımına daveti zordur ama hanımın kocaya daveti daha zordur.
Bunların hepsi zor, bunları bir kere bilmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor. Bu zorluğu bilerek bu yola çıktığımızda hayal kırıklıklarına nisbeten daha az uğrarız. Bir iki defa davet yapıp da moralimiz bozulmaz ısrar ederiz tekrar ederiz.
Bu saydığım zorlukların hepsini Hz. İbrahim a.s. yaşıyor. Hz. İbrahim a.s. evlat, babasına göre küçük, toplumun genel yapısına göre ilim noktasında yetersiz. (Kavim Halkı Hz. İbrahim a.s.’ı ilim noktasına yeterli görmüyorlar.) Olaya bu çerçevede bakkarsak Hz. İbrahim a.s.’ın ne kadar zor bir görev aldığını daha iyi anlamış oluruz.
Hz. İbrahim a.s.’ın babası olan Azer önemli bir figür. Öncelikle bir baba. Olgun biri. Doğal olarak Hz. İbrahim a.s.’dan yaşça büyük biri. Ayrıca toplumda çok fazla itibar gören birisi. Bunu kesinlikle gözden kaçırmamamız lazım. Azer neydi? Put yapıcısıydı. Azer’in put yapıcısı olması sizi, onu sıradan bir marangoz gibi düşündürmesin. Put yapmak sıradan bir marangozun yapacağı iş değil. Bir insanın hangi putun hangi şeklinde olmasına karar verebilmesi için inançsal anlamda bir dini altyapıya sahip olması lazım. Azer aslında bir din adamıdır. Dolayısıyla oğlu İbrahim bir din adamı olan babasına itiraz ediyor. Azerin ikinci bir görevide Nemrud’un yanında onun saray itibar gören birisi. Yani sarayım üstün adamlarından bir tanesi. Bugünkü karşılığı saray erkanından birisi olması. İşte bu iki temel özellik Hz. İbrahim a.s. nasıl bir adama karşı konuşuyor olmasını ve bu konuda ne kadar zorlandığını bizlere net bir şekilde açıklıyor.
Peki Hz. İbrahim davetini nasıl sundu?
- Hz. İbrahim a.s. babasının karşısına kendi doğruluğundan şüphe duyulmayan biri olarak çıktı.
- Hz. İbrahim a.s inanılmaz bir düzeyde merhameti kuşanarak davete başladı.
- Hz. İbrahim a.s. önce babasının inancındaki çelişkileri, çıkmazları, kargaşayı nazarına vererek sözüne başladı.
Meryem suresinin 42 ayetini bir daha hatırlayacak olursak Hz. İbrahim a.s. önce La ilahe’yi anlattı, sonra illallah dedi.
- Hz. İbrahim a.s. çok büyük bir makam elde etmiş olmasına rağmen o makamı Babasına karşı bir üstünlük aracına dönüştürmeden davetini yapmıştı.
Peygamberlik makamına erişti ama bunu kullanmadı. Sadece ne dedi babacığım bana bir ilim geldi sana gelmeyen dedi. Ve bunu da büyük bir tevazuyla yaptı.
- Hz. İbrahim a.s. davetinde sıralamayı iyice gözetmiş, önce mesajı apaçık ortaya koymuş, sonra babasının inancının sorunlarını ona hatırlatmıştı
- Hz. İbrahim a.s. bütün bunları yaptıktan sonra eğer davete icabet edilmezse babasına gelecek olan azabın ne olduğunu ona bildirmiştir.
Bakın bir süreç bu. Hemen gidip cehennemle korkutmadı onu. Cehennemi sonraya bıraktı.
- Hz. İbrahim a.s. babası ne kadar hiddetlenirse hiddetlensin sakinliğini kaybetmeden davetini devam ettirdi.
- Hz. İbrahim a.s. davetinin amacının sadece ve sadece babasının ahiret mutluluğu olduğunu ona çok açık şekilde anlatmıştır.
- Hz. İbrahim yapılması gereken her şeyi yaptıktan sonra bir netice alamayınca en doğru tavrın mesafe konulması gerektiğini göstermişti.
- Hz. İbrahim a.s. Allah için küçük şeyleri terk edene nasıl büyük şeyler ikram edildiğinin en güzel örneğini bizlere sunmuştur.
Bu on maddeyi Kuran-ı Kerim’in Meryem suresi 41-50. Ayetlerinden ve bu ayetlerin tefsirinden çıkartıyoruz.
