Hz. İBRAHİM a.s. (42. BÖLÜM)

You are currently viewing Hz. İBRAHİM a.s. (42. BÖLÜM)

 Biz Kur’an’ın üzerinde yoğunlaşırsak Kur’an da şunu görüyoruz. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem yaşadıklarına bir benzer hadise’yi Hz. İbrahim a.s.’da yaşıyor ve Hz. İbrahim a.s.’ın nübüvvetten önce yani peygamberliğinden önce Rüşd dediğimiz şey veriliyor. Enbiya suresinin 51 ayetini hatırlarsak ne diyordu rabbimiz orada:

—“Andolsun biz İbrahim’e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.“ (Enbiya suresinin 51. ayet)

Biliyorsunuz “rüşd” akli olgunluk ve muhakeme yeteneğinin çok üst düzeyde olması demektir. Bundan dolayı Hz. İbrahim a.s. böyle bir rüşde erdiği için akil bali olduğu andan itibaren kavminin inancını benimsememiştir.

Delikanlılığa erişteyi bir zamanda yavaş yavaş putları eleştirmeye ve tenkit etmeye başlamıştır. Bunu Kur’an dan çıkarabiliyoruz. Onun rüşde ermesi onu hanif olma çizgisine taşımıştır. Ne anne ve babasının inancını benimsemiş, ne kavminin inancını benimsemiş ne de o gün hükümdarın söylediği şeylere eyvallah etmiştir. Bütün bunlardan kendisini soyutlanmış rüşte eren birisi olarak muhakeme yeteneğini en üst düzeyde kullanan birisi olarak putlara asla tapılmayacağı noktasında bir duruş ortaya koymuştur.

Biliyorsunuz Hz. İbrahim a.s. Kavminin putlarını kırdı. Kavim halkı kim kırdı bu putları diye birbirlerine sormaya başladılar. İçlerinden biri şunu söyledi. Bakın Enbiya suresinin 60 ayetinden okuyoruz bunu:

—“(Bir kısmı:) Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş, dediler.” (Enbiya Suresi 60. Ayet)

            Demekki Hz. İbrahim a.s. daha gençken putları diline dolamış. Etrafındaki insanlara neden bunlara tapıyorsunuz demiş. Halk İbrahim yapmıştır diyince suç ister istemez onun üzerinde kalıyor. Dolayısıyla buradan da biz anlıyoruz ki Hz. İbrahim a.s. gençliğinden itibaren hanif olarak bu işi götürdü. Ve hiçbir zaman kavminin de anne ve babasının da inancını asla benimsemedi. Her zaman onların aleyhinde oldu. Ama ne zaman ki kendisine peygamberlik verildiği zaman ilk konuştuğu insan babası oldu. Bu özel durumu ilk olarak babasıyla paylaştı.

Hz. İbrahim’in (a.s.) peygamberlik yaşı konusunda İslami kaynaklarda iki ana görüş öne çıkmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de kesin bir yaş zikredilmemekle birlikte, tefsir ve tarih kitapları bu süreci çocukluk ve olgunluk dönemi olarak ikiye ayırır.

1. Görüş: 40 Yaş (Kemal Yaşı)

İslam alimlerinin büyük çoğunluğuna göre, peygamberlerin çoğu gibi Hz. İbrahim de 40 yaşında kendisine vahiy gelmesiyle resmen peygamber olmuştur. Bu yaş, insanın akli ve bedeni olgunluğa (kemal) eriştiği yaş olarak kabul edilir.( İbn Kesîr, El-Bidâye ve’n-Nihâye: Cilt 1, Sayfa 142. (Peygamberlik görevinin verilişi ve 40 yaş vurgusu))

2. Görüş: Gençlik Dönemi (Fetâ)

Bazı rivayetler, Hz. İbrahim’in çok daha erken yaşlarda, babası ve kavmiyle tartıştığı dönemde (gençlik yıllarında) peygamberlik görevinin başladığını savunur. Kur’an-ı Kerim’de Enbiyâ Suresi 60. ayette ondan bahsedilirken “fetâ” (genç/delikanlı) kelimesinin kullanılması bu görüşü destekler.( Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb (Tefsir-i Kebir): Cilt 22, Sayfa 185. (Enbiyâ Suresi 60. ayet tefsiri; “İbrahim denilen bir gencin putları dille doladığını işittik” ifadesinin analizi))

Mağaradan çıktıktan kısa bir süre sonra (ergenlik döneminde) yıldızlara, aya ve güneşe bakarak Allah’ı bulduğu ve o dönemde tebliğe başladığı rivayet edilir.( Taberî, Câmiu’l-Beyân (Taberî Tefsiri): Cilt 7, Sayfa 245-250. (En’âm Suresi 74. ayet tefsiri; Hz. İbrahim’in çocukluktan gençliğe geçişte hidayete ermesi ve tebliğe başlaması))

Hz. İbrahim a.s. ile babası arasındaki konuşmaları Kur’an’da farklı yerlerde okuruz. Mesela Saffat Suresinde, Enbiya Suresinde, En’am Suresinde başka ayetlerde başka pasajlarda okuruz. Ama özellikle Meryem Suresi’nin 41 ile 50. ayetleri arasında ki o 10 ayet bunu çok güzel bir biçimde anlatır. Bir evlat olarak Hz. İbrahim a.s.’ın duruşu ne, bir baba olarak Azerin duruşu ne; iman eden birisi olarak Hz. İbrahim a.s.’ın psikolojisi ne, inkar eden birisi olarak Azerin psikolojisi ne bunu çok net bir şekilde bu ayetlerde görüyoruz.

—“Kitap’ta İbrahim’i an. Zira o, sıdkı bütün bir peygamberdi.”(Meryem Suresi 41. Ayet)

Bu kalıbı hatırlamış olmanız lazım. Bu kalıbın Meryem suresinde birçok peygamber için arka arkaya geldiğini görüyoruz. Burada zikret deyince direkt Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve Sellem’e hitap edilerek “Kitapta an, hatırla, duyur ve gündem et. O’nunla insanları tanıştır. O’nu insanlığın gündemine taşı” demek istenmiştir. Çünkü o peygamberlerin gündeme taşınması aynı zamanda ilahi mesajların da gündeme taşınması anlamına geliyor.

—“ O, bir zaman babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”(Meryem Suresi 42. Ayet)

—“Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyle ise bana uy ki, seni düz yola çıkarayım.” (Meryem Suresi 43. Ayet)

Burada bahsedilen ilim Nübüvvettir. Hz. İbrahim a.s. babasına ben peygamber oldum, bana Allah şöyle bir makam verdi, şöyle bir şey yaptı diyerek babasını tahrik edecek bir şeyler söylemiyor. Yani oğulun babaya tepeden bir bakışı yok. Çünkü tebliğ kibirle yapılacak bir iş değil.

—“Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan (Rahman olan) Allah’a âsi oldu.”(Meryem Suresi 44. Ayet)

Burada merhamet zemininde konuşmak gerektiği için “Rahman” ifadesi kullanılmıştır. “Şeytana kulluk etmek” ten bahsetmesinin sebebi ise; “Seni bu hale düşüren aslında şeytan” diyerek babasına bu hakikati hatırlatıyor ve “eğer sen şeytana kulluk etmek istemiyorsan; (kulluktan kasıt itaat etmektir) Şeytanı memnun edecek işler yaptığın zaman şeytana kulluk etmiş olursun; Bundan yüz çevirirsen eğer sen şeytanı değil Rahman olan Allah’ı memnun edersin. Ama tersini yapar da şeytana kulluk etmeye devam edersen Rahman olan Allah’a İsyan edersin.” Demek istiyor.

—“Babacığım! Doğrusu ben korkarım ki, sana Rahmân’dan bir azab dokunur da şeytana (cehennemde arkadaş) olursun.””(Meryem Suresi 45. Ayet)

Gördüğünüz gibi yine “Rahman” gündemde ve Hz. İbrahim a.s.’ın merhamet üzerinden bir haykırışı var.

Dikkat ederseniz Hz. İbrahim a.s. dört kez  Ya babacım,ya babacım, ya babacım, ya babacım dedi. Peki bir baba nasıl bir karşılık vermeli. Eğer merhamet üzere ise ki biz o babayı Hz. Nuh a.s.’da okuduk. Hz. Nuh a.s. isyankar oğluna “ya buneyye” dedi. “Ey oğulcum ey canımın içi, canımdan bir parça gemiye bin” dedi. Son anda bile “ya buneyye” diye haykırdı. İlerde göreceksiniz Hz. Lokman a.s.’da oğluna vasiyette bulunurken “ya buneyye, ey oğulcum” diyecek. Ama Azer aynısını demeyecek. Azer “Ya İbrahim” diyecek. Belli ki baba kızmış. Farklı bir biçimde oğlunun sözlerinden dolayı rahatsız olmuş. Ondan dolayı da ona “evladım, canım” vb. ifadelerle hitap etmiyor. Direk ismiyle hitap edip “Ey İbrahim” diyor.

—“(Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!”(Meryem Suresi 46. Ayet)

Bakın Azer oğluna iki şey dedi:

  1. Seni taşlarım

Buradaki taşlamaya bazı müfessirlerimiz başka anlamlar da veriyorlar. Mesela diyorlar ki maddi bir taşlama olduğu gibi, seni lanetlerim, seni kovarım, seni bazı şeylerden mahrum bırakırım, anlamları da var. Yani sana ceza veririm. Aslında anlamı bu.

  • Benden uzak dur

Benden uzak dur derken sinirim en azından yatışsın diyerek Hz. İbrahim A.S.’ı yanından kovuyor.

Hz. İbrahim a.s.’ın orada bu kadar şefkatle merhametle alttan alma ile gösterdiği bir tavır ve bir çaba varken babasında ise hiddet olduğunu görüyoruz. Burada imanın psikolojisi ortaya çıkıyor. İman ehli bir kimse özellikle tebliğ sırasında asla sinirlenmez. Ne olursa olsun davetçi hilm sahibi olur. Cahillerden gördüğü hiçbir şey onun sinir uçlarına dokunmaz. Kolay bir şey değil ama olması gereken de bu. İman ehli özellikle tebliğde sakindir. Ama inkar ehli hiddetlidir. Eğer ortada bir hiddet varsa bu aslında inkarın psikolojisinden kaynaklanıyor. Çünkü Küfrün tabiatında bir hırçınlık vardır.

—“İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.”(Meryem Suresi 47. Ayet)

Bakın babasının her türlü sert davranışına rağmen onun için Rabbinden istiğfar dileyeceğini ve bunuda sürekli yapacağını söylüyor.

—“Sizden de, Allah’ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.”(Meryem Suresi 48. Ayet)

—“Nihayet İbrahim onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ’kub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.“(Meryem Suresi 49. Ayet)

—“Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk; kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.”(Meryem Suresi 50. Ayet)

Bir yanıt yazın