O gece… Büyük bir kırgınlık ve boğulma hissiyle çıktım evden. Anneme doğru sürdüm arabayı ama bir anda direksiyon kırıp daha önce hiç gitmediğim bir semte doğru çevirdim. Bilmediğim sokaklarında dolaştım. Sonra caddeyi bulamadım. Kayboldum. Arabayı kenara çekip kaldırıma oturdum. Bir ferahlık gelmişti içime. “Var olmadığın bir evde, var olmadığın bir gönülde yaşamaktansa kaybolmak yeğdir,” dedim.
Ben o geceye dalmışken Betül telaşla bağırdı:
—“Yavaşla Zehra!”
Kökünden sökülmüş koca bir çam ağacı yıkılmış, yolu kapatmıştı. Betül panikle:
—“Ben demiştim! Ben demiştim!” diye peş peşe sıralıyordu cümleleri.
—“Sakin ol. Hiçbir şey yapamazsak döneriz,” dedim.
—“Dönmek mi? Aklını mı kaçırdın? Yarım saatten fazla ormanın ortasındayız!”
—“Ne yapalım Betül?” derken sesimi yükseltmiştim artık.
—“Bilmiyorum,” diyerek elini yüzüne kapattı. Ağlamamak için zor tutuyordu kendini.
Arabadan indim. Ağaçların yanından geçip geçemeyeceğimizi kontrol ettim. Tam arabaya dönecekken sağa doğru küçük bir toprak yol olduğunu fark ettim.
—“Oradan devam edeceğiz.’’
—“Çıldırdın mı? Anayoldan çıkmak daha tehlikeli. Dönelim,” dedi Betül.
—“Hayır,” dedim. “O yol tekrar bizi anayola çıkaracaktır. Elbet bir çıkış vardır.”
Epey ilerlemiştik ki küçük bir köye ulaştık. Bir ev hariç hepsinin ışığı kapalıydı. Kendimizi güvende hissetmek için o eve doğru ilerledik, arabanın içinde sabahlayacaktık. Ama arabanın sesini duymuş olmalılar ki yaşlı bir adam ve kadın dışarı çıktılar. Gecenin bu vaktinde tedirgin etmiştik insanları. Durumu anlattık, gideceğimiz kasabayı, bu yoldan çıkış olup olmadığını, varsa ne kadar süreceğini sorduk. Bizden zarar gelmeyeceğine hükmetmiş olmalılar ki gecenin bu vaktinde iki kadını bu dağlık yerde bırakmak istemediler.
—“Burada gidecek yer, çalacak kapı bulamazsınız. Çekinmeyin,” dedi yaşlı kadın. Yerleşik kalmayacağının kesin olduğu yerlerde kapılar sonuna kadar açılıyordu.
“Gidecek yer, çalacak kapı” cümlesi zihnimde ete kemiğe büründü. Ve ben yıllar öncesi o gecede evden çıkarken kocamın, “Gidecek yerin, sığınacak kapın mı var? Varsa da durma,” diyen bakışını anımsadım.
Yaşlı kadın ocakta kaynattığı ıhlamurdan ikram etti. Bardağı sıkıca kavradım, elim yana yana… Annem de çok yapardı ıhlamuru. O gece ona gitseydim şayet, kendi hayatını nutuk çekercesine uzun uzun anlatır, ezbere bildiğim ne varsa başımdan aşağı döker, ıhlamur diye bütün yaşadıklarını kaynar kaynar içirirdi. Sonra bir oda verirdi belki ama üstüne şartlar koyar; ne o odanın ne de evin anahtarını verirdi.
O bozgunla dönmüştüm eve. Sessizce her gün yavaş yavaş tüketilerek yok olmayı anne sesine tercih etmiştim. Aslında o gece bir daha dönmeyeceğimden öyle emindim ki evin anahtarını bile almamıştım yanıma. Ama dönmüştüm işte. Direksiyonu yumruklayarak uyuyakalmışım. Sabah olduğunda arabanın camı tıklatıldı. Başımı kaldırdığımda kocam, “Gece çıkarken evin anahtarını unutmuşsun,” diyerek alaycı bir yüz ifadesiyle yarı açık camdan uzattı anahtarı. Gözlerimin en derinine bakarak… O an bir nefes çekerek değil, yarım nefesle bile ölmek isterdim.
Betül çok rahatlamıştı. Öyle ki yaşlı kadınla koyu bir sohbete dalmıştı. Gün ağardığında yaşlı adam, köyden anayola çıkışı gideceğimiz kasabaya kadar tarif etti.Tanrı misafiri ağırlamanın ve tanımadıkları insanlara yardım etmenin sevabından sebep, kendilerinden memnun sıcak bir şekilde uğurladılar bizi.
Betül’ün keyfi yerine gelmişti. Yola çıkmadan önce planladığımız bir haftalık tatilin programını baştan başlayıp aynı şeyleri tekrar ediyor, planlara yenilerini ekliyordu.
Bense karanlık ormandan, geçmişin karanlığından çıkamıyordum bir türlü. Nasıl bu kadar sakin kaldım, nasıl o yolu kapatan engeli görünce vazgeçip dönmedim hâlâ şaşıyordum kendime. Hayatı boyunca kolayı seçen ben…
Gecenin kabusu olan ağaçlar şimdi yeşil bir şölen sunuyordu gözümüze.
Bir elim direksiyonda diğer elimle çantamdan telefonu almak için uzandım. Elime geçmişte kalan ama yıllardır kullanmadığım o evin anahtarı geldi. Arabanın camını sonuna kadar açtım. Yıllar önce camdan içeri uzatılan, beni o ölmüş edilgenliğe mahkûm bırakan evin anahtarını ormanın o içinden çıkılmaz dehlizlerine doğru fırlattım.
Betül şaşkınlıkla, “Neydi o attığın?” diye sordu.
—“Bir daha asla sığınmayacağım bir geçmiş,” dedim.
Geçmişi, geceyi ,ormanı arkamızda bırakarak yola devam ettik.
