Sen ki merhametin en saf hâli, ey sevgili,
Geceler çölün bağrında fırtınalarla savrulurken,
Fatma’nın başını okşar,
Edebinden örtünü üstüne serperdin usulca.
Zulme karşı dimdik duran iman,
Senin en büyük kalkanındı.
Bir tebessümünle aydınlanırdı âlem,
Hüzün ise yüreğinin en derinine ok gibi saplanırdı.
Ama sen,
Teslimiyetin en güzel hâliyle yürürdün kaderine.
İyiliğin vücut bulmuş hâliydin, efendim.
Nefsinin oyunlarına asla yenilmez,
Kırıldıkça kırmaz, üzülürken dahi üzmekten sakınırdın.
Ağır sözlerin altında ezilmeden,
Hilm ile doğrulurdun yeniden.
Seni andıkça hatırlarım:
Dik durmalı insan, yıkılmamalı…
Allah rızasıyla mühürlenmiş bakışların,
Ne güzeldi ey can efendim.
Gelmiş geçmiş ve gelecek bütün ümmetin
Göz aydınlığıydın sen.
Gözyaşına esir olmadan,
Merhametini ırmak gibi akıtan,
Görmeden sevmeyi öğreten,
Sevginin en güzel muhatabıydın.
Kısacık ömrüne sığdırdığın o büyük hakikat,
Nefsine bir an bile meyletmeden geçen ömrün,
Gülleri seninle güzelleştirdi,
Kokular seninle anlam buldu.
Sen hüznün en derin hâliydin,
Biz ise hüzünden kaçan aciz kullar…
Sen sabrın zirvesi,
Ebedî rehberimizdin.
Yoksun ya şimdi,
Boynumuz bükük, yüreğimiz seni arar.
Ayrılığın, bir devenin başını taşa vurduğu kadar ağır,
Bir Bilal’in sesini susturacak kadar derin…
Veda sözlerin yankılanırken gönüllerde,
Gözler buğulu, kalpler buruktu.
Hazırladılar kendilerini ayrılığa,
Ama hiçbir kalp razı değildi gidişine.
Sen gittin ya,
Yarım kaldı içimiz, eksik kaldı yanımız.
Oysa sen, duanı bile mahşere saklayıp
Ümmetini dilinden düşürmeyendin.
Bir hurma kütüğüne bile şefkat gösteren,
Rahmetin ve bereketin en güzel hâliydin.
Biz de nasiplenmek isteriz o bereketten,
O şefkatten…
Kırık kalplerimizi,
Seni Yaratan’a ve senin kırık kalbine emanet ediyoruz.
Bizi en güzel makamdan izleyen,
Merhametin sevgilisi…
Sen olmasaydın,
Kız çocuklarının gülüşü eksik kalırdı dünyadan.
Sen olmasaydın,
Rızayı gözetmenin ne demek olduğunu bilemezdik.
Çünkü sen,
En ağır imtihanlarda bile
Sabır taşından tespih yapıp
Zikreden bir yürektin, efendim…
MERVE KURNAZ ÖZGÜL
