Ruhu Bile Duymadan

You are currently viewing Ruhu Bile Duymadan

Dillerde dolaşan ama çoğu kalbe ve iradeye henüz uğramamış bir konu hakkında konuşacağız: Dürüstlük.

Hemen hemen her gün gördüğümüz insanların gerçek hayatlarından habersiziz. Yanlarından geçerken içlerinde ne barındırdıklarını bilmediğimiz kalabalıkların arasında ilerliyoruz. Bu karmaşanın içinde çoğu zaman kendimize odaklanmayı unutuyoruz. Dönüp baktığımızda ise artık kendimize bile yabancılaşıyoruz. Peki, ne kadar doğruyu söyleyip doğruluk üzerine yaşıyoruz?

Yolda bulduğumuz bir cüzdanı sahibine teslim etmek bizi gururlandırır. Ama çoğu zaman insan, kendisine emanet edilen ve bir ailenin özenle büyüttüğü bir kalbe karşı aynı dürüstlüğü gösteremez. Dersten geçmek için kopya çekmemeyi dürüstlük sayar; ama gün gelir başkasının başarısına gölge düşürür. Küçük görünen bu sınavlar, zamanla insanın en büyük sınavlarına dönüşür.

Bugün dünyada pek çok şey hızla değişiyor. Değerler, alışkanlıklar, hatta ilişkiler bile… Ama dürüstlük, insanın içinde sessizce çalışan bir pusula gibidir. Bizi doğrulara yönlendirir, vicdanımızın sesini hatırlatır. Belki de bu yüzden en gerçek dürüstlükler meçhul kalır. Çünkü onlar gösterilmek için değil, doğru olduğu için yapılır. Ve belki de dünya, adını bile bilmediğimiz o meçhul insanlar sayesinde hâlâ yaşanabilir bir yer olarak kalıyordur.

Bazı erdemler gürültüyle değil, sessizlikle yaşanır. Günümüzde aldatma, neredeyse sıradanlaştırılmış bir davranış hâline gelmiş durumda. İnsanlar aldatmamayı bir erdem değil, bir seçenek olarak görüyor. Oysa güven verilmiş bir kalbe yapılan ihanet, sadece karşıdakini değil, insanın kendi içini de yıkar. Korkularla yaşayan insan, bazen incinmemek için önce incitmeyi seçiyor. Ama unuttuğu bir şey var: İnsan en önce kendine dürüst olmalı. Ancak o zaman huzurlu bir uyku ve gerçek bir yaşam mümkün olur.

Bugün birçok insanın kalbinde güvensizlik büyüyor. Yalnızlaşmanın, kimseye güvenememenin en büyük sebeplerinden biri de bu. Oysa en çok dürüst olunması gereken yerde yapılan bir yanlış, telafisi en zor yaraları açar.

Bize evhamlı yaşamayı öğreten bu çağın içinde, insan bazen kendini kaybediyor. Oysa ruhu bile duymayacak sanılarak yapılan her davranış, eninde sonunda insanın kendi vicdanında yankılanır. Yeni jenerasyon olarak bizler, kendimizi geliştirmeyi düşüneceğimiz yerde çoğu zaman yanılmamak ve incinmemek üzerine yaşıyoruz.

Belki de ihtiyacımız olan şey çok daha basit: Dürüstlüğü yeniden hatırlamak. Onu bir gösteriş değil, bir yaşam biçimi hâline getirmek. Çünkü dünya, adı bilinmeyen ama vicdanıyla yaşayan insanların omuzlarında durur.

Bir yanıt yazın