Soğuk Dokunuşlu Kelimeler

  • Yazı Tarih: Renk
  • Yazı yayımlanma tarihi:
  • Yazı Tarih: RenkDeneme
  • 1 Yorum0 Yorum
  • Okuma süresi:4 dakikalık okuma
Şu anda görüntülediğiniz:   Soğuk Dokunuşlu Kelimeler

Kolayca cümlelerin savrulabildiği yeryüzünden herkese selamlar. Şimdilerde “ama doğrusu,” bu adı altında içinde beslenen her cümle dışa vurulmaya başlandığı için midir bilinmez terapi almaya başlayan kırılganlarla doldu etrafımız. Herkesin düşünmeden savurduğu sözler birilerine ok niyetine saplanır oldu. Belki de moda budur ve biz yüzyıllardır geleneklerine bağlı insanlar için moda kavramı henüz literatürümüze dahil olmayışından anlayamıyoruzdur, kim bilir? Kolaylaştırıldığını zannettiğimiz kelimelerin yaşamımıza zehir sunduğunu anladığımızda belki de herkesin, birilerinin sözleriyle iyileşmeye ihtiyacı olduğunda durumun farkına varacağız! Toplum olarak yozlaşmanın acısını sözlerimizin kabaca savruluşuna borçlu olmamız ne acı. Sığınağımız olması gereken en güzel liman birinin hoş sohbeti olması gereken yerde, ben doğruları söylüyorum adı altında ağızdan dökülen her kelimenin birilerine vurulmuş tokattan farkı olmadığını anlamak ancak oklar kendine dönüp canı acıyınca fark edilecekken ve o süreçte iş işten geçmiş olacakken tamiri zor bir noktaya ulaşacak hasarların hesabını herkes kendi iç muhasebesinde verecek. İşte o zaman yalnızlığın acısını moda niyetiyle uyulan korkusuzca ilerlendiğini zannettiğimiz kelimeler verecek. Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık diyen kırılgan yüreklerin önceleri keşfettiği kabuğuna çekilme durumu giderek yaygınlaşınca herkes asıl iyileşmenin kelimelerde saklı olduğunu anladığında ya iyileşecek ya da birbirimize değmeden yaşamımızı sonuna kadar kullanıp hayattan göçeceğiz. Aslında formül elimizde ve biz çözmeye uğraşmaya yeltenmeyecek kadar kibir doluyuz. Moda olarak bunu yaygınlaştırsak sorun kalmayacak gibi…

İncindiğin yerden incitmemenin nahifliğini barındıranların sevilmediği yerler burası. Zulme zulm, nefrete nefretle cevap vermek gerekir gözüyle bakılıyor. Tam olarak çağın modasına uymak gerektiğini de savunuyorlar ve fakat günün sonunda hüzne kapılırken yürekleri bunun tam tersini düşünmeye başlıyorlar. İnsanoğlu tam bir çelişkiler dünyası! Bazı zamanlar “var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun,” sözü geliyor aklıma. İşte aradığım söz tam olarak bu; “var mısın” ve “yok olmaktan korkuyorsun!” her ikisinin içine hapsolmuş yaşamaya çalışan benliğe tam olarak sıkılıkla sorulması gereken soru bu! Korktuğun dünyaya tek bir kelam ile başkasının varlığına yok etme çabasına girmek hangi aklın ispatı? Halbuki dümdüz yaşayıp göçecektik, ne ara bu kadar zalimleştik?

         Biraz düşünmek için vaktimiz olduğunda kabuğumuza çekilip hüzünlere dalarız. Orası bizi biz yapan ve birazda istiridyenin incisini ilmek ilmek işleyen yerdir.  Herkes kendi kabuğundan sunar güzellikleri ve biraz da ışığı. Bahsettiğim ve hedeflediğim buyken neden tersine bir yaşam/yaşamak arzulanır? Kainat da biziz, güneş de, ay da; kısacası huzur da biziz ve aslında bunları sunmamız gerekirken ve yaratıcının bahşettiği içimizde olan bütün bunlar bizde mevcutken tam tersine çaba sarfetmek kendimize de zulm değil miydi? 

Oğuz Atay “Tehlikeli Oyunlar” kitabında “kelimeler Albayım! Bazı anlamlara gelmiyor! Anlamlar, albayım! Bazı kelimelere sığmıyor.” Derken neyin acısını çekmişti? Belki de onu da kelimelerden vuran ve derinden yaralayan bir moda düşkünü vardır kim bilir? Bu sayede kitaplara sığınan ve oradaki yaşamı dünyadan daha keyifli bulanların modası, dışarıda kelimeler savurarak kalp kırıp Kâbe yıkanlarınkinden daha huzurludur. İnşasında bulunmayanların yıkıma sebep verdiği çoğu hayatın en büyük telafisi yine kitaplar oluyor. Ve netice itibariyle kitapların içinde kaybolmak eve varmak oluyor. Beynimizin içinde ayrı bir dünya kuruyoruz ve orada yaşamak dünyada yaşamaktan daha keyifli oluyor.  Moda niyetiyle bizi iç dünyamıza yani kabuğumuza yitmeye teşfik edenler sayesinde benliğimize sahip çıkmayı öğreniyoruz.

Kalıplara soktuk kendimizi. Ne için olduğunu bilmeden. Bugünlerde, kelimelerimizle bir insanın kalbini kırmak ya da modaya uymak adına sözcükleri düşüncesizce kullanmak çok kolaylaştı. Zira, çevremizde her şey hızla değişiyor; düşünceler, duygular, ilişkiler… Ancak, bir şey var ki, zamanla yok olmuyor: O da kırık kalplerin yankıları.

Bir kelimeyle bir kalp kırılabilir. O kelimenin içindeki küçücük bir yanlışlık, kaybolan bir anlam ya da hesapsızca söylenen bir söz, derin yaralar bırakabilir. Ancak maalesef, bu kırıklıkların farkına varmak çoğu zaman geç olur. “Moda” dediğimiz şey, bize geçici bir rahatlık, anlık bir kabul getirebilir belki. Ama unutmayalım, kalbin bir kez kırılması, zamanla daha fazla onarılmaz bir yara halini alabilir.

Kelimeleri düşüncesizce kullanmanın ve kalpleri kırmanın bedelini, eninde sonunda ödüyoruz. İçtenlik ve samimiyet, birbirimizi anlamak ve dinlemek, kelimeleri sadece süslü birer aksesuar olarak kullanmak yerine, onlara gerçek anlamlar yüklemek… İşte bunlar, moda olamaya layık değerlerdir. Gerçek anlamda birbirimizi sevebilmek ve saygı gösterebilmek, kalp kırmayı değil, kalp onarmayı tercih edebilmek, asıl huzurlu olanıdır.

Bir yanıt yazın