YENİDEN DOĞMAK

  • Yazı Tarih: Renk
  • Yazı yayımlanma tarihi:
  • Yazı Tarih: RenkHikaye
  • 1 Yorum0 Yorum
  • Okuma süresi:4 dakikalık okuma
Şu anda görüntülediğiniz: YENİDEN DOĞMAK

Kanatlarımı fark etmedim bugüne kadar.

Varlığını nerede, ne zaman kavradığımı sormayın. Ruhuma eklediği ve her sabah neşeyle uyanmamı sağlayan yanlarından bahsetsem daha doğru olacak gibi. Doğuştan bahşedildiği için içgüdüsel olarak uçmayı bir görev gibi kabul ettiğim kanatlarımı, bunca zaman yalnızca göçmek için kullanmam gerektiği öğretildi.

Dayatılan neyse sorgulamadan kabul ettiğim her şeyi, şimdilerde keyifle yapıyor olmak bir devrimdi benim için.

Önce zirveye kondum. Asaletli tavrıma, içimdeki hisler ne sunuyorsa ona göre baktım. Yaratılışım harikaydı! Bunca zamandır bunu nasıl fark etmemiştim? Kendim olmayı, kendime kendi gözümden bakmayı nasıl olur da öğrenememiştim?

Boşa geçen zamanları unutup anı yaşamanın keyfine varma hikâyemi dinlediğiniz için siz de şanslısınız aslında.

Sabaha uyanmış olan yalnızca gözlerim değildi. Zihnim, bedenim ve ruhum bir bütün hâlinde, ahenk içinde uyandı. Bugünün çok farklı olacağının sinyalini o saniye almıştı.

Önceleri rutin hâline gelen avlanma kaygısı bugün yoktu. Kanatlarımı fark ettiğim andan itibaren bu kaygı yerini gökyüzünün rengine ve kanatlarımın yaratılışındaki güzelliğe bırakmıştı.

Başlı başına bir sanat olan kanatları, ruhunda bir heyecan oluşturduğu gibi kendini de eşsiz hissetmesini sağlıyordu.

“Evet, ben aynı türdeki canlılardan bile ayrıyım,” dedi.

Onu ayıran şey, kanatlarındaki güzelliği fark etmiş olmasıydı. Daha doğrusu, farkındalığıydı.

Kaygısızca kaldırdı başını gökyüzüne. Diğer günlere benzeyen bir mavilik ve sabahın o ılık esintisi vardı. Fakat bugün hepsi başka bir güzellik taşıyordu. Sadece seyre daldı.

Sabaha değil, yaşama uyanmış olması bile farkını belirliyordu aslında.

Çünkü gözünü açamayanlar olacaktı elbette.

“Bugün benim doğum günüm olarak kaydedilmeli tarihe,” diye geçirdi içinden.

Uyanıp gökyüzüne bakmadan, av peşinde kanat açarak geçirdiği onca günün yasını tutmak yerine; kendine ve yaşamaya dair hayranlık duymaya başladığı her an, yeniden doğduğu gün olacaktı.

Bu sözü daha çok söyleyeceği belliydi. Fakat heyecanını durduramayacak kadar huzurluydu.

Aslında her gün yeni bir doğum gibi hissettirmeliydi.

Güneş, her gün aynı gökyüzünde doğumunu gerçekleştirse de bulutlar ruhumuza göre şekil alır, bize her defasında başka bir güzellikle şov yaparlar.

Siz insanlar bunu idrak edebilmek için yüzünüzü biraz olsun yerden kaldırmalısınız.

Kanatlarımı hissederek gökyüzüne doğru uçmaya başladım.

İlk defa deneyimler gibiydim her şeyi…

Rüzgârın dokunuşunu, bulutların hareketini, güneşin bulutları aydınlatarak oluşturduğu renkleri, gözlerimin bütün bunlara şahitlik edişini…

“Aman Allah’ım! Bu bir sanat!”

Rüzgârı hisseden yalnızca bedenim değildi. Ruhum da esintinin ritmine ayak uyduruyor, kendine düşen payı alıyordu.

Kâinat başlı başına bir sanat!

Bugün, sürü etkisiyle tekdüze bir hayat yaşamayı öğrenmek gibi içgüdüsel hâle gelen her şeye aykırıydı. Doğa, benliğini henüz tanımaya başlayan bana sürprizlerini sunuyor gibiydi.

Bu bir tür simülasyon olmalıydı.

“Bunca zaman nasıl fark etmeyiz renklerin huzur veren görüntüsünü?” diye heyecanımı gizleyemeden seslendim boşluğa.

Süzülürken gökyüzünde rüzgârın ritmini dinledim. Bana fısıldadığı her şeyi ruhuma kaydettim.

Her esinti farklı bir bilgi sunuyordu.

“Hisseden insan, diğerlerinden ayrılan bir özellik kazanıyor,” diyordu.

“Bulutları hissediyorum!” diye bağırmaya başladım.

Güneş kanatlarıma ısısını bırakırken tüylerimin nasıl da güzel parladığına şahit oldum. Bunca zaman yalnızca avımın peşinde olmanın pişmanlığını unutmuştum bile.

Öyle güzel süzülüyordum ki…

Aslında beni diğerlerinden ayıran şey, kanatlarımın farklılığı değildi. Fark ettiğim şeyden keyif alırken ona nasıl odaklandığımdı.

Biz insanlar, odaklandığımızı fark ettiğimiz anda bile zihnimizde başka şeylerle uğraşıyoruz.

Oysaki kanatsız da uçabilecek ruha asıl sahip olan bizlerdik.

Bir kuş kanat çırparken ne hisseder, gökyüzünde süzülürken ruhunda nasıl bir huzur taşır?

Bunları gözlemlediğimiz kadar bilebiliyoruz.

“Ne ara yağmur başladı?”

Tüylerimin renkliliği yağmurla daha da belirginleşmişti. Kendimi saatlerce seyredebilir, yağmur damlalarının dokunuşlarıyla yeniden ve yeniden başlangıçlara doğru ilerleyebilirdim.

Kalbim bu ritimle biraz hızlanmaya başladı.

İlk defa ailesinden ayrılan bir çocuğun rahatlığıyla korkusu arasında gidip gelen bir his gibiydi bu. Fakat sonraları o korku da yerini yalnızca özgür hissetmeye bırakacaktı.

Ah…

Her canlının tek sorunu bu değil miydi?

Geç uyum sağlamak ve öncesini hiç yaşamamış gibi yabancılaşmak…

Belki de yeniden doğmak, yeni bir hayata başlamak değildi.

Belki yeniden doğmak, zaten sahip olduğun hayatı ilk kez gerçekten fark etmekti.

Bir yanıt yazın