Hz. İBRAHİM a.s. (39. BÖLÜM)

You are currently viewing Hz. İBRAHİM a.s. (39. BÖLÜM)

Hz. İbrahim a.s.’ın hayatında 6 tane müsbet şahsiyet olmuştur.

  1. Allah’ın peygamberi Hz. İbrahim
  2. Peygamberin mü’mine hanımı Sare
  3. Hicretin nazlı gelini Hacer (biliyorsunuz Hacer Hz. İbrahim a.s.’ın hanımı ve Hz. İsmail a.s.’ın annesi)
  4. Bir müjde ile gelen Hz. İshak
  5. Teslimiyet kahramanı Hz. İsmail
  6.  Ağır imtihanların sahibi olan Hz. Lut

Hz. İbrahim a.s.’ın hayatında 6 tane menfi şahsiyetlere olmuştur.

  1. Put yapıcısı ve zalim hükümdarın gözde adamı Azer
  2. Put mabedinin yöneticisi ve put yapıcısı Hz. İbrahim’in dedesi Nahur
  3. Gücü ile her şeyi yapacağını zanneden hükümdar Nemrut
  4. Mısır firavunlarından olan hiddetli ve şiddetli Totis
  5. Hz. İsmail a.s.’ın ilk hanımı ve Hz. İbrahim a.s.’ın gelini Umare
  6. İnkarda ve ihanette sınır tanımayan bir kadın Hz. Lut a.s.’ın hanımı Vahide

İster müspet olsun ister menfi, bu saydığımız 12 şahsiyetler şu anda toprak altında. Allah’ın onlara tayin ettiği bir kader, bir yasa ve bir ömür vardı. Ecel gelene kadar da savundukları şeyler için mücadelelerine devam ettiler ve ondan sonra ölüp gittiler. Şimdi biz tarihte yaşayan müspet şahsiyetleri ne ile anıyoruz? Bıraktıkları iyilikle anlıyoruz. O iyiliklerin en önemlisi de bâki hakikatler için yaptıkları güzellikler. Tarihteki menfi şahsiyetleri ne ile anıyoruz. Bazılarını lanetle anıyoruz. Bazıları çok daha farklı ifadelerle anıyoruz. Onlar da kötülük için yaptıklarından dolayıdır. Ama ister müspet olsun ister menfi olsun giden gitti ama gitmeyen kalan, onların geride bıraktıkları ve dünya döndükçe de devam edecek olan bâki hakikatler olacak. O zaman demek ki bizler için yapılması gereken tek şey bâki hakikatlere gönül vermekdir. Fani şahsiyetlere bel bağlamamak, hayatı bâki hakikatler uğrunda geçirmek, bâki hakikatler için yaşayanların yolunu ve  izini takip etmek bizim tek kurtuluşumuzdur. Bunları da yaparken Fani şahsiyetler in özellikle menfi olanların gücüne, imkanlarına ve seslerinin çok çıkmasına asla aldanmamamız gerekiyor.

Yavaş yavaş Hz. İbrahim a.s.’ın hayatına başlamanın zamanı geldi. Ancak öncesinde bazı meseleleri konuşmamız gerekecek. Çünkü eğer biz direk doğumundan başlarsak bazı şeyler eksik kalacak. Ondan dolayı Hz. İbrahim a.s.’ın Siyer’ini daha doğru anlayabilmemiz için şu beş meseleyi size anlatmaya çalışacağım.

  1. Hz. İbrahim a.s.’ın isminin menşei
  2. Hz. İbrahim a.s.’ın soyu
  3. Hz. İbrahim a.s.’ın yaşadığı tarihi dönem
  4. Hz. İbrahim a.s.’ın doğum yeri
  5. Hz. İbrahim a.s.’ın ilk muhataplarının özellikleri
  1. Hz. İbrahim a.s.’ın isminin menşei

Hz. İbrahim a.s.’ın hayatı hakkında birçok ihtilaf var. İnsan farklı bir biçimde hayata mühür basınca ve iz bırakınca ister istemez her şeyi daha farklı bir biçimde irdeleniyor. Hz. İbrahim a.s.’da da her şey irdelenmiş, irdelenince de ihtilaflar biraz fazlalaşmış. Bunun böyle olmasında aslında hiçbir mahsur yok. Çünkü her türlü ihtilaf ayrı bir zenginliktir ve bizim daha farklı bir biçimde istifademizi kolaylaştıracak bir yöntemdir.

Kelime kökü olarak İbrahim isminin nereden geldiği konusunda bir söz birliği yok. Bazı İslâm âlimlerimize göre İbrahim ismi Süryanicedir. Bazılarına göre kökü aslında Sümercedir. Bazılarına göre Arapçaya başka bir yabancı dilden gelmiştir. Bazılarına göre de Arapçadır.

Süryanicedir diyenler İbrahim kelimesinin manasını şöyle bir anlam üzerinden veriyorlar:

Aslında İbrahim, 2 kelime: Ab ve Raham. Yani Abraham. Ab baba manasında Raham ise cemaat manasında. Yani Abraham cemaatin, topluluğun babası anlamına geliyor. Tevrat onun ismini bize tekvin bölümünde Abram olarak verir ama ilerleyen bölümlerinde o Abram’a bir “ha” ekler ve Abraham diye verir. Aslında Abram ile başlayıp sonra Abraham demesi Hz. İbrahim a.s.’ın süre içerisinde Allah ile (onların ifadesiyle tanrı ile) yaşadığı bazı şeylerden dolayıdır. Ama mana olarak bize de bazı mesajlar verir. Abram ulu ata anlamına gelir. Abraham ise milletlerin babası anlamına gelir. Milletlerin babası ifadesinin nereden kaynaklandığı da buradan anlamış oluruz.

İbrahim isminin kökeninin için Arapça olduğunu söyleyenler, İbrahimin “ebu rahim” olduğunu ve onun manasının da ya merhametin babası ya da merhametli baba anlamında olduğunu ifade ederler.

  • Hz. İbrahim a.s.’ın soyu

Hz. İbrahim a.s.’ın soyu ile alakalı hem Tevrat’ta, hem İncil’de hem de İslâm kaynaklarında birbirlerine çok yakın soy silsileleri verilir. Mesela Saffat süresinin 83. ayetinde Kur’an, Hz. İbrahim a.s.’ın soyunun Hz. Nuh a.s.’dan geldiğini söyler.

—“ Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.”

Bakın kardeşlerim aşağıda gördüğünüz tabloyu inceleyecek olursak Hz. İbrahim a.s.’ın soy silsilesini hem Tevrat’ta hem İncil’de hem de tarihi kaynaklarda nasıl geçtiğini görürüz.

TEVRAT                                            İNCİL                                     TARİHİ KAYNAKLAR

NUH                                                  NUH                                                  NUH

SAM                                                  SAM                                                  SAM

ARPAKŞAD                               ARFAKŞAD                             ERFAHŞED=ERFAHŞEZ

ŞELAH                                           KAİNARİ                                           KAYNAN

EBER                                                 ŞELA                                         ŞALİH=ŞALEH

PELEG                                               EBER                                                 ABİR

REU                                                   PELEG                                       FALİH=PALİĞ

SERUC                                              REU                                          ERGU=RAĞU

NAHOR                                            SERUC                                     SERUH=SARUĞ

TERAH                                              NAHOR                                        NAHUR

ABRAHAM(İBRAHİM)                  TERAH                                     TAREH=AZER

                                                        İBRAHİM                                        İBRAHİM

Tabloya dikkatli baktığımızda aslında isimlerin birbirine çok yakın olduğunu görüyoruz. Telaffuz farkı olmasıda çok normal.

Ben ikinci tablo daha size göstermek istiyorum. Bu tablo biraz daha geniş ve Hz.Aadem a.s.’dan başlayarak sona kadar geliyor.

Yukarıdaki tablod soy Hz. Adem a.s.’dan başlıyor ve Adnan’a kadar gidiyor. Adnan kim? Allah rasulu sallallahu aleyhi ve sellem in 21. kuşaktan dedesi.

 Şimdi bu soy silsilesini verdiğimiz zaman bir hakikati de söylememiz lazım. İbn-i Abbas, allah rasulu, sallallahu aleyhi ve sellem den naklediyor bu hadisi bize. Diyor ki,

—“Efendimiz (sas) dedesi Adnan’a kadar soyunu sayar, sayılmasına müsaade eder, ondan ötesine ise geçmez ve şöyle derdi: “Bundan sonrası için nesep âlimleri yalan söylemişlerdir.”

İbn abbas bunu söyledikten sonra diyor ki:

—“Şayet Allah Resûlü Adnan’dan sonrasını öğrenmek isteseydi, elbette öğrenirdi.” (İbn Sa’d, Tabakât, 1, s. 34)

Bu soy silsileleri tarihi kaynakların bize verdiği bilgiler ve rivayetlerden elde edilir. Üzerinde çok ciddi biçimde kesin doğrudur diyerek nakledilmez. Sadece bir bilgi olarak naklediyor bize. Bende bir bilgi olarak size naklediyorum.

Burada üç meseleye değinmek durumundayız:

  1. Hz. İbrahim a.s.’ın babasının kim olduğu
  2. Annesi hakkında herhangi bir bilgin olup olmadığı
  3. Kardeşlerin kimler olduğu

Hz. İbrahim a.s.’ın hayatının konuşulduğu bi yerde bu üç meseleye e muhakkak ki değinilmesi gerekiyor. 

  1. Hz. İbrahim a.s.’ın babasının kim olduğuna

Yukarıda ki tablodada gördüğümüz gibi Hz. İbrahim a.s.’ın babası Tevrat ve İncil’e göre Terah’tır. Kur’an-ı Kerimde En’âm Suresi 74. Ayette Hz. İbrahim a.s.’ın babası için “Azer” diye bahseder ve “Azer” ismi sadece o ayette geçer.

—“İbrahim, babası Âzer’e demişti ki: “sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum”. (En’âm Suresi 74. Ayet)

Bu ayetin dışında Hz. İbrahim a.s.’ın babası için “ebihi” diye geçen yerler çok. Mesela Meryem süresi 42-45, Enbiya 52, Şuara 70, Saffat 85, Zuhruf 26. Buralarda isim vermeden direk babası diye geçer. Hal böyle olunca bu konu bizim alimlerimizin ve müfessirlerimizin çok ciddi bir biçimde dikkatini çekiyor ve 5 tane farklı görüş nazarlara veriyorlar.

  • Hz. Yakup a.s.’ın hem Yakup hem de İsrail diye iki adı var.

Kur’an da da bu iki adla anılıyor zaten. Belki Hz. İbrahim a.s.’ın babasının da iki adı vardı. Tareh ve Azed. Kur’an Tareh’i anmadı ama Azeri andı.

  • Bu ikisinden Tareh ad Azer ise lakaptır.

Hz. İbrahima.s.’ın babasının adı Tareh tır aslında. Ama lakabı Azer. Özellikle Azer diye bildiğimiz Hz. İbrahim a.s.’ın babası Nemrut’un veziridir. Ciddi bir biçimde onunla fikir alışverişinde bulunur. Nemrut güvendiği işleri ona yaptırırız. Kendisinin yanında itibarı olduğu için Nemrut ona Azer lakabını vermiştir. Yani güçlü kuvvetli iş bitiren adam anlamında ve Kur’an’da bir yerde bu lakabı ile anılmıştır

  • Azer, Tarehin hizmetinde bulunduğu putun adıdır.

O puta hizmet ettiği için putun adıyla anılmaya başlandı. Kur’an da buna vurguda bulunmak için Azer diye anmış oldu.

  • Azer’in bir manası da sapıklığa düşen demektir.

Kur’an Azeri hakaret maksadıyla kullandığını söyler.

  • Tareh Hz. İbrahim a.s.’ın  öz babasıdır. Azer ise amcasıdır.

Arap dilinde Amca baba diye isimlendirildiğinden dolayı bir yerde babası Azerdir zaten. Babası deyince babası anlaşıldığından dolayı isminin söylenmesine gerek yoktur. Dolayısıyla babası Azer dediğine göre orada bir vurgu için bunu kullanmıştır Kur’an. Bundan dolayı da onun amcasıdır.

Bunlardan hangisi doğrudur Allah bilir. Ama Kur’an babası diyor. Başka yerlerde de babası diye anlatılıyor. Kur’an’ın verdiği o bilgi bizim için yeterli.

b- Annesi hakkında herhangi bir bilgin olup olmadığı

Annesi hakkında fazlaca bir bilgi yok. Kaynaklarda isminin Nunar, Leyusa, Uşa veya Ebyuna olduğu söylenir. Kur’an bu konuda hiçbir bilgi vermez. Ama tarihi kaynaklarda Hz. İbrahim a.s.’ın doğumuna ait bazı yerlerde Annesini okuruz. Gençlik döneminde annesine ait bazı bilgiler var. Özellikle Hz. İbrahim a.s.’ın ateşe atıldığı zaman da bir anne feryadıyla orada nasıl içinin manen yandığını, o ateşi yüreğinde nasıl hissettiğine dair tarihi kaynaklarda bazı bilgiler göze çarpıyor. (İbn Kesir, El-Bidâye ve’n-Nihâye C-1 S-139-145) (Taberî – Tarihu’l-Ümem ve’l-Mülûk C-1 S- 233-235)

c- Kardeşlerinin kimler olduğu

Tevrat’a göre Hz. İbrahim a.s.’ın iki kardeşi var. Bunların adı Haran ve Nahor. Tarihçiler, Hâran’ın babası Târuh henüz hayattayken Keldanilerin yaşadığı Babil topraklarında vefat ettiğini belirtirler. Hâran, aynı zamanda Kur’an’da kıssası anlatılan Hz. Lut’a.s.ın babasıdır. Hatta bazı tarihi kaynaklara göre Harran şehrinin ilk kuruluşu onun vesilesiyledir. (Ebû İshak es-Sa’lebî, el-Keşf ve’l-Beyân (Tefsir-i Sa’lebî), En’am Suresi tefsiri; ayrıca bkz. Kısas-ı Enbiya (Arâisü’l-Mecâlis), Hz. İbrahim Bölümü.) Bazı rivayetlerde Nâhur’un, Hz. İbrahim’in tebliğ sürecinde ona destek verdiği veya daha sonra Harran bölgesine yerleştiği ifade edilir. Nâhur’un soyunun, daha sonraki nesillerde Hz. İshak’ın eşi ile akrabalık bağları üzerinden devam ettiği kaydedilir. (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh (İslam Tarihi), c. 1, s. 94-95. (Kardeşlerin isimleri ve vefat yerleri hakkında kronolojik bilgi sunar))

3- Hz. İbrahim a.s.’ın yaşadığı Dönem

Kur’an bize bu konuda tarihi bilgiler vermez. Hiçbir peygamber için de vermemiştir zaten. Ama Tevrat inanılmaz derecede bu konuda detaylar verir. Batılı bazı araştırmacılar da Tevrat’ın verdiği tarihler üzerinden tarihlendirmeler yaparlar. Onlara göre Hz. İbrahim a.s. ya milattan önce 1900 ile 1750 yılları arasında ya da milattan önce 2050 ile 2296 yılları arasında yaşamıştır. Bizim tarihi kaynaklarımızda da bu tarihlere yakın rivayet edilir. Mesela İbn-i Abbas’a nisbet edilen bir rivayet var. O rivayette İbn-i abbas diyor ki:

—“Hz. Adem a.s. ile Hz. Nuh a.s. arasında 1200 yıl var. Hz. Nuh a.s.’dan Hz. İbrahim a.s.’a  1142 veya 1143 yıl, Hz. İbrahim a.s.’dan Hz. Musa a.s.’a 565 veya 575. Yıl, Hz. Musa a.s.’dan Hz. Dâvud a.s.’a 560 veya 579. Yıl, Hz. Davut a.s.’dan Hz. İsa a.s.’a 1053 yıl Hz. İsa a.s.’dan aleyhisselatü vesselam efendimize kadar 600 yıl var.”

Bu bilgiler Tevrat’a ki bilgilere çok yakın. Ancak bu noktada Kur’an’ın sustuğu yerlerde susmakta fayda var. Kur’an’ın sustuğu yerde konuşunca insan ister istemez ileride mahcup olabiliyor. Kur’an o işi tarihi ve coğrafi araştırmalar ile bilime bıraktı. İnsanlar bu araştırmalar sonucu elde ettikleri bilgilerle tarihi öğrendi. Kur’an bu konuda eğer bir şey söylememiş ise biz de o noktada çok fazla bir şey söylemememiz gerekir. Bu nedenle bizlerde tahminen Hz. İbrahim a.s.’ın milattan önce 2200 ile 2.000 yılları arasında yaşadığını söyleyebiliriz. Eğer bu tarihi dikkate alırsak ve bu tarih üzerinden konuşacak olursak Hz. İbrahim a.s. ile bizim aramızda 4220 yıl ya da 4020 yılı var diyebiliriz.

4- Hz. İbrahim a.s.’ın Doğduğu Yer

Hz. İbrahim a.s.’ın doğduğu yer konusu en ihtilaflı konulardan bir tanesidir. Zaten neticede bunun tespiti Hz. İbrahim a.s.’ın kavminin nereye dahil olduğunu da gözler önüne seriyor ama çok da tespit edemiyor.

Yukarıda ki haritaya dikkatlice bakarsak, haritada sarı renkte kutu içine alınmış yerler var. Susa, Uğur, Hire, Babil, Kuşa, Hürmüz gibi. Mesela Harran var ki orası bizim bildiğimiz Şanlıurfa’dır. O zamanki adıyla Ruha. Şam, Nablus Bir-i Seba gibi birçok merkez sarı renk. Aşağıya doğru inen iki tane kırmızı çizgi göreceksiniz. O haritanın aşağısında da Hz. İbrahim a.s.’ın hac yolculuğunu yani Haceri ve İsmail’i götürüp geldiği yeri kısacası koca bir coğrafyayı aslında görüyoruz. Şöyle bir haritaya baktığımız zaman Hz. İbrahim a.sa.’ın hayatı boyunca o coğrafyada ayağının değmediği yer yok gibi.

Bazı tarihçilere göre Hz. İbrahim a.s.’ın doğum yeri olarak Ur şehri gösterilir. Kimilerine göre ise Babil, Kuşa, Susa, Hürmüz, kimine göre ise Haran’da doğmuştur. Tevrat’a göre Hz. İbrahim a.s. Keldanilerin Ur şehrinde doğdu. Sonda Harran’a geldi. Ama bazı kaynaklarda Harran’da doğduğuna dair rivayetler de var. Dolayısıyla biraz ihtilaflı bir mesele. Sonuç olarak doğum yeri Ur Şehri olarak yoğunluk kazanıyor. Sonra Harran’a geldi. Ateşe atıldığı yer Harrandır.

5- Hz. ibrahim a.s.’ın ilk muhataplarının özellikleri.

Hz. İbrahim a.s.’ın doğup büyüdüğü ve tebliğe başladığı coğrafya kadim bir coğrafya. İnsanlığın ilk neşet ettiği coğrafya. 4000 yıl öncesinden bahsediyoruz. tarihçilerimiz ne diyorlar biliyormusunuz?

—“Ur şehri yaklaşık 250000 nüfuslu bir şehirdi.”

Bu rakama 500000 diyen de var. Belki biraz mübalağa gibi ama biz 250000 üzerine konuşalım. 250000 nüfuslu, gelişmiş endüstrisi olan ve önemli bir ticaret merkezi olan, çok farklı iş merkezlerinin ziraatin ve zanaatın çok geliştiği önemli bir şehir. Ur şehri başkent niteliğinde bir şehirdir. Ve orada büyük bir güç ve servet var. Bu güç ve servet o coğrafyada ki insanları inanılmaz derecede dünyaya bağlamış. Faiz, zulüm, adaletsizlik, ve haksızlık hat safhada. Güçlünün sesinin çok çıktığı ama haklının hiçbir itibar görmediği bir coğrafya. Bilim adamları yaptığı arkeolojik kazılarda tanrılarına olan dualarına ait bazı tabletleri ele geçiriyorlar. Bu tabletlere baktığımız zaman dualarında ahrete ait hiçbir şey görmüyorsunuz. Hep uzun uzun hayat yaşamak, zenginlik ve işlerinde başarılı olmakla alakalı dualarına rastlıyorsunuz.

Tarihçiler o günün insanlarını üç sınıfa ayırıyor.

  1. Amelu Sınıfı

Bu sınıf din adamları devlet memurları ve askerlerden oluşuyor.

  • Nuşkenu Sınıfı

Bu sınıf tüccarlar, zanaatkarlar ve çiftçilerden oluşuyor.

  • Ardu Sınıfı

Bu sınıf sadece kölelerden oluşuyor.

Gücün hakim olduğu bir yerde elbette ki Amenu sınıfına giren din adamları, devlet adamları ve askerler her şeye hakim olacaktır. Öğlede oluyor. Halkı ezdikçe eziyorlar. Hukuk ve adalet diye bir şey yok. Amelu sınıfından birisi bir suç işlesin, kimse ceza vermiyor. Ama diğer sınıflardan birisi suç işlerse o suçlunun canına okuyorlar.

Bu halkın dini hayatına baktığımız zaman elde edilen tabletlerden şöyle bir bilgi okuyoruz. 5 binin üstünde tanrı ismi var. Burası çok tanrılı bir şehir ve bir coğrafya. Her kentin kendine özgü tanrısı var. Baş tanrı var, kent tanısı var ve buna benzer binlerce tanrı. (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, En’am Suresi 74-83. ayetlerin tefsiri. (Halkın yıldızlara ve putlara olan inancının felsefi altyapısını açıklar)).

 Ur şehrinin kent tanrısı da Nennar, yani ay tanrısı. Sonraki çağlarda bu tanrıdan dolayı o şehre kamerina demiyor. Diğer büyük bir kent olan Larsa kentinin tanrısı ise Şemes tanrısı yani güneş tanrısı. Gezegenlere ait tanrılar var. Yeryüzündeki başka nesneler için ayrı tanrılar var. Halk, sadece gökyüzüne değil, aynı zamanda mutlak otoriteyi temsil eden hükümdarlarına da tapınmaktaydı. Dönemin hükümdarı olan Nemrut, kendini yeryüzünün ilahı olarak ilan etmişti. Halk üzerindeki gücü hem dini hem de siyasiydi. Hz. İbrahim ile Nemrut arasındaki “hayat verme ve öldürme” üzerine geçen münazara, bu siyasi ilahlık iddiasının sonucudur. (Bakara Suresi, 258. Ayet)

Mesela halkta şöyle bir inanış var:  Eğer küçük bir şey isteyecekse küçük tanrılardan istiyorlar. Daha büyük bir şey isteyecek büyük tanrılardan istiyorlar. Bir takım mallar isteyeceklerse ya da servet isteyeceklersen bunları gök cisimlerine ait tanrılardan ya da o gök cisimlerinin yerdeki sembolleri olan tanrılardan istiyorlar. Mesela özellikle Ur şehrindeki biraz önce adını verdiğim Nennar putu için büyük bir saray yapılmış. O putun hanımı içinde hemen yanı başında başka bir tapınak var ve çok çirkin şeyler var burada. Kadınları tapınağı adıyorlar. Bekaret bozma törenleri düzenliyorlar. Ve kadın böylece özgürleşiyor. Bunun da o tapınaktaki din adamları yapıyor. Bakın Hz. İbrahim a.s.’ın nelerle mücadele verdiğini anlamamız açısından bunlar bizim için önemli. Kısacası o dönem o coğrafyada kadının sömürüldüğü, zayıfların ezildiği, adaletin olmadığı ve güçlünün haklı olduğu bir düzen var ve Hz. İbrahim a.s. böyle bir düzene karşı tevhit mücadelesi veriyor.

Bu toplum, antik dünyanın bilim merkezlerinden biriydi. Ancak bilim, hurafe ile iç içe geçmişti. Ziggurat adı verilen tapınakların en üst katlarını yıldızları gözlemlemek için kullanırlardı. Yıldızların hareketlerinden kader tayin etmeye çalışırlar, rüya tabirlerine ve sihire büyük önem verirlerdi. Nemrut’un Hz. İbrahim’in doğumundan önce gördüğü ve “tahtını yıkacak bir çocuğun doğacağını” söyleyen rüya tabiri, halkın bu kültürel dokusuna örnektir. (Taberî, Târihu’l-Ümem ve’l-Mülûk, c. 1, s. 235-238. (Keldani toplumunun yıldız ilmine olan ilgisi ve Nemrut’un kâhinleriyle olan ilişkisi). Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki verimli topraklarda yaşadıkları için tarım ve ticaret son derece gelişmişti. Bu refah düzeyi, toplumda “şımarıklığa” ve “ilahi mesajdan yüz çevirmeye” neden olan bir zenginlik kibri oluşturmuştu. (Mevdudi, Tefhimü’l-Kur’an, En’am Suresi ilgili ayetlerin tefsiri. (Toplumun sosyo-ekonomik yapısı ve bu yapının tevhid mesajına direnci üzerine sosyolojik analiz).)

Bir yanıt yazın