Güzelliğin Sessiz Hakikati

You are currently viewing Güzelliğin Sessiz Hakikati

İnsan, daima en iyisine ulaşma arzusuyla yaşar. Enleri arar, zirveyi hedefler ve hayatını adeta bir şah mat mücadelesi gibi sürdürür. Estetik arayışı da bu içsel yönelişin bir yansımasıdır. Kendi mükemmelliğinin peşine düştükçe, yaratılanı değiştirme isteği ağır basar. Sahip olduğu fiziksel özellikleri beğenmemek, onu bitmeyen bir memnuniyetsizliğe ve tarif edilemez bir boşluğa sürükler. Böylece insan, elindekilerle yetinmeyen bir hâle bürünür.
Bugün, insanı birebir taklit eden robotların üretilmesi de bu arayışın bir sonucudur. Ancak bu gelişmeler, yanlış kullanıldığında insanı kendi özünden uzaklaştıran bir çıkmaza dönüşebilir. Oysa estetik ve teknoloji, insan ruhunun derinliklerindeki güzellik anlayışıyla dengelendiğinde gerçek anlamını bulur.
Fiziksel değişime duyulan merak, çoğu zaman bir ihtiyaçtan değil, bir tatminsizlikten doğar. Sağlıkla ilgili bir zorunluluk olmadığı hâlde, insanın kendini değiştirme isteği, var olanı reddetmeye kadar varabilir. Oysa insan, belli bir ölçü ve hikmet üzere yaratılmıştır. Bu fıtratı kabul etmek yerine sürekli değiştirmeye çalışmak, kişiyi içsel bir çıkmaza sürükler. Nitekim kimi insanlar bu uğurda sağlığını, benliğini, hatta hayatını dahi kaybedebilmektedir.
İnsan, estetik arayışının yönünü doğru belirlediğinde kâinattaki o sessiz düzeni fark etmeye başlar. Her şeyin görünmeyen bir ölçüyle var edildiğini hissetmek, bakışını değiştirir. Tefekkür, bu yolculukta insanın iç sesine eşlik eden bir yol arkadaşı gibidir. El-Musavvir sıfatının yansımasıyla, gözün gördüğünden çok daha fazlası saklıdır aslında. Parmak izlerimizin her birinin farklı olması, bu ince düzenin en sade ama en derin işaretlerinden biridir.
Bir yaprağın damarlarında dolaşan o ince hatlar…
Denizin kıyıya her vuruşunda bıraktığı iz…
Gökyüzünde ağır ağır süzülen bulutların şekli…
Bir çiçeğin sabaha karşı sessizce açılışı…
Yağmurun toprağa değdiği ilk anda yükselen o tanıdık koku…
Geceyi yaran bir yıldızın ansızın kayışı…
Rüzgârın görünmeden dokunduğu dalların hafifçe eğilişi…
Ve kar taneleri…
Sessizce düşerken bile birbirine benzemeyen o zarif desenler…
Belki de insan, tüm bu eşsizliğin içinde kendi benzersizliğini unuttuğu an kaybolmaya başlar.
Oysa bazen durmak gerekir…
Aynaya değil, içe bakmak…
Eksik sandığımız yerde saklı olanı fark etmek…
Çünkü insan, kendini değiştirmeye çalıştıkça değil;
kendini anlamaya yaklaştıkça tamamlanır.
Ve belki de gerçek güzellik,
hiç dokunulmadan bırakılan hâlinde saklıdır.

Merve Kurnaz Özgül

Bir yanıt yazın