Hz. İBRAHİM a.s. (36. BÖLÜM)

You are currently viewing Hz. İBRAHİM a.s. (36. BÖLÜM)

Biz Hz. İbrahim a.s. der demez aslında milletlerin babası demiş oluruz. Özellikle bu ifadenin İbrahim isminin menşeinden kaynaklandığını da bilmemizde fayda var. Onun isminin üzerinden milletlerin atası, ya da büyük ata ifadesini çok duyarız.

İnsanların birçokları kendilerini ona nisbet etme adına ortaya koydukları tutumu da hatırlarsak bunun ne demek olduğunu biraz daha iyi kavramış oluruz. Hz. İbrahim a.s. için kullanılan bazı mübarek isimler var. Mesela Eb-ul Enbiya yani nebilerin babası, ceddül Enbiya yani peygamberlerin dedesi, ebu rahme yani rahmetin babası veya merhametli baba gibi isimlere rastlamak mümkün. Bu isimlerden yola çıkarak onun ne kadar rahmetli ve merhametli oluşu dikkatlerden kaçmıyor. Hatta onun cömertliği ve misafirlere olan düşkünlüğü nedeni ile Ebu’l Edyaf yani misafirlerin babası olarak ta anılır.

            Hz. İbrahim a.s.’ı incelerken karşımıza çok önemli ve çok hassas iki kavram çıkıyor.

  1. İbrahim-i dinler
  2. İbrahim-i yol

İkinci kavrama dikkat edecek olursak İbrahim-i yollar demiyor, İbrahim-i yol diyor. Bu ikinci ifadenin dayanağı Kur’an. Ancak birinci ifadenin dayanağı Kur’an değil. Bizler yani Müslümanlar da değil. Bu Müslümanları şekillendirme arzusunda olan egemen ve küresel güçlerin bir dayatması. Onların yüzünden bu kavramla karşı karşıya kalmışız. Yoksa bu kavramı bizim yani Müslümanların üretmesi mümkün değil. Bu kavram Kur’an-i ya da İslam-i bir kavram olmadığı için bizim bu kavram üzerinden söyleyeceğimiz bir şey yok. Ayrıca bu kavram peygamberlerin mesajlarına uygun bir kavram da değil.

İbrahimi dinler meselesine gelirsek medeniyetler diye daha önceden çokça duyduğumuz bir kavram vardı biliyorsunuz. Biraz oradan biraz başka şeylerden yola çıkarak bu gün dinler ittifakına kadar geldi mesele. Ama şöyle bir hakikat var. İbrahim-i dinler konusu ve ifadesi 1962 ile 1965 yılları arasında gerçekleşen ikinci Vatikan Konsülü’nde ilk kez gündem oluyor. (https://www.siyertv.com/ibrahimi-dinler-mi-ibrahimi-yol-mu/)

1962–1965 yılları arasında toplanan II. Vatikan Konsili, Katolik Kilisesi’nin Yahudilik ve İslam’a yönelik yaklaşımında önemli bir dönüşüm başlatmıştır. Özellikle Nostra Aetate (1965) bildirisi, Müslümanların “İbrahim’in imanını paylaşan” bir topluluk olarak anılmasıyla, modern literatürde “İbrahimî dinler” söyleminin teolojik zemin kazanmasına katkıda bulunmuştur. (Nostra Aetate, §3; metinde Müslümanların “İbrahim’in imanını korumaya çalıştıkları” ifade edilir.) Bununla birlikte, konsil metinlerinde “İbrahimî dinler” ifadesi teknik bir terim olarak doğrudan kullanılmamış; kavramın akademik ve dinlerarası diyalog literatüründe olgunlaşması daha sonraki teolojik ve akademik çalışmalarla gerçekleşmiştir. (Karl-Josef Kuschel, Abraham: Sign of Hope for Jews, Christians and Muslims, London: SCM Press, 1995, s. 1–15; ayrıca bkz. Francis X. Clooney, “Interreligious Dialogue and the Abrahamic Traditions,” Theological Studies, 2001.) Daha sonraları bu konu farklı noktalara doğru şekilleniyor. Ama 1979 yılında Amerikan din Akademisi’nin gerçekleştirdiği bir kongrede ilk kez kullanılıyor. Dinler arası diyalog çok üst düzeye getirilip aslında dünyada barışını hakim kılmak, teröre engel olmak, kan dökülmesine engel olmak ve insanlar arasında toplumsal barışı sağlamak amacıyla yapıldığı söylenerek çok masumane gösterildi. Tabi bu güne bir baktığımızda bu söylenenlerin ne kadar gerçekleştiğini hepimiz görüyoruz. Gerçekten amaç bu söylenenler miydi yoksa başka bir amacı var mıydı bunu sizlerin yorumlarınıza bırakıyorum. Gelinen noktada aslında biz bunları görebiliyoruz. İşte bu yüzden bizler bu İbrahim-i dinler meselesine aslında olması gereken yerden değil de soğuk bir bakış açısıyla bakmaya başladık. Netice itibari ile İbrahim-i dinler diye bir şey aslında bizim İslami anlayışımıza terstir. Tek bir din vardır. O da Müslümanlıktır, İslamiyettir.

Bu İbrahim-i dinler ifadesi Kur’an’ın ruhuna ve peygamberlerin mesajlarının ortak ruhuna aykırı bir ifadedir. Çünkü Kur’an’ın bize verdiği mesajlardan çok net bir biçimde biz anlıyoruz ki Hz. İbrahim a.s. ne Yahudidir ne de Hıristiyandır. O Hanif bir Müslümandır. Hal böyle olunca İbrahim-i dinler diye bir ifade otomatik olarak yok hükmünde oluyor. İbrahim’in dini diye de bir şey de yok zaten. Haşa Musa’nın dini yada haşa Muhammed’in dini diye bir şey kullanamayız. İbrahim’in bir yolu var ve onun yolunun adı İbrahim yoldur. İbrahim yolunun Kur’an da ki karşılığı Millet-e İbrahim. Millet-e İbrahim demek, İbrahim-i yol demektir ve o yolun adı da İslamdır. Çünkü İslâm sadece Allah rasulu sallallahu aleyhi ve sellem e gelen dinin adı değil, Hz. Adem a.s. dan Allah rasülü sallallahu aleyhi ve sellem’e kadar gelen bütün peygamberlerin ortak dininin adıdır. Dolayısıyla islam allah katında tek din olarak anlaşılmalıdır. Bu konuda Kur’an bize Al-i İmran Suresi 65/68 ayetlerde bakın ne diyor? :

—“Ey kitap ehli. İbrahim hakkında niçin tartışıp duruyorsunuz? Oysa Tevrat da İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?” (Al-i İmran Suresi 65. Ayet)

—“İşte siz böyle kimselersiniz. Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız, fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz? Oysa ki Allah her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz.” (Al-i İmran Suresi 66. Ayet)

—“İbrahim ne Yahudi ne Hıristiyan idi. Fakat o Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de asla değildi.” (Al-i İmran Suresi 67. Ayet)

—“İnsanların İbrahim’e en yakın olanı ona uyanlar şu peygamber (Muhammet) ve ona iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.” (Al-i İmran Suresi 68. Ayet)

Allah katında tek dinin İslam olduğunu, Hz. İbrahim a.s.’ın getirdiği mesajların da bundan farklı olmadığını, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem in de aynı mesajları takip ettiğini ve işin nihayeti onunla şekillendiğini anlayabileceğimiz en güzel ayetlerdir bu ayetler. Ve bu ayetler bize İbrahim-i yol diye bir şey tarif ediyor.

Buhari’de, Müslim’de ve başka hadis kaynaklarında Allah rasulu sallallahu aleyhi ve sellem Hz. İbrahim a.s.’ı anlatırken sahabe efendilerimize şöyle bir ifade kullanıyor:

—“İbrâhim’e gelince, onu tanımak istiyorsanız şu arkadaşınıza (bana) bakın, yeter.” (Buhârî Enbiyâ, 8;Müslim, İmân, 74)

            Yani efendimiz diyor ki:

—“, İbrahim’i tanımak istiyorsanız şu arkadaşınıza bakıyım yeter. Sizin bu arkadaşınıza bakmanız İbrahim’e bakmak demektir. Çünkü ben İbrahim’in yolundan başka bir yolu takip etmiyorum. İbrahim de benim yolundan başka bir yol takip etmiyordu.”

Bir yanıt yazın