Hz. İBRAHİM a.s. (47. BÖLÜM)

  • Yazı Tarih: Renk
  • Yazı yayımlanma tarihi:
  • Yazı Tarih: RenkSiyer
  • 1 Yorum0 Yorum
  • Okuma süresi:5 dakikalık okuma
Şu anda görüntülediğiniz: Hz. İBRAHİM a.s. (47. BÖLÜM)

Ayetlere kaldığımız yerden devam ediyoruz. Güneşi doğarken görünce de Rabbim budur zira bu daha büyük dedi. O da batınca dedi ki ey kavmim ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.

Bakın Hz. İbrahim a.s.’ın karşısında bir topluluk var. Ey kavmim diye hitap ediyor. Ben sizin koştuğunuz bütün ortaklardan uzağım. Ben asla sizinle aynı düşüncede değilim. Diyor.  

Peki Hz. İbrahim a.s. niye böyle söyledi. Çünkü bu bir yöntemdir. Mesela diyelim ki biri ile münakaşaya giriştiğimiz de sanki onunla aynı fikirdeymişsiniz gibi gösterirsiniz kendinizi. Daha sonra asıl düşüncenizi söylersiniz. Hepimiz zaman zaman bu tür yöntemleri kullanıyoruz öğle değil mi? Hz. İbrahim a.s. onlara sizin diğişinize göre bu sizin rabbiniz demek istiyor. Ya da bazı müfessirlerimizin dediğine göre bu mu Rabb’iniz diye sormuş, onların düşüncelerine vurguda bulunarak.

79 ayete geldiğimizde Şafi mezhebine mensup olan kardeşlerimiz Bu ayeti iftitah duası olarak okuyorlar namazlarında. Biliyorsunuz Hanefiler Sübhaneke’yi okur. Ama Şafiiler, malikiler ve hanbeliler başka başka ayetlerde okurlar. Özellikle Şafi olan kardeşlerimiz Bu ayeti okurlar. Hz. İbrahim a.s.’ın dilinden Kur’an’a gelen bu ayet mealen şöyledir:

—“Ben hakka yönelen birisi olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.” (En’am Suresi 79. Ayet)

Bu ayet aslında bir tevhit manifestosudur. Hz. İbrahim a.s. onlara çarpıklıklarını, çatışmalarını, çelişkilerini, çıkarcılıklarını ve çıkmazlarını gösterdi. Sonra kendisinin nasıl bir Allah’a nasıl bir dine inandığını ve kendilerini yani kavmini nasıl bir dine davet ettiğini bu cümlelerle söyledi. Olması gereken ne aslında? Diyelim ki kavmi inançlarından şüphe duymasalardı inançlarına ait gerçekten bir özgüvenleri olsaydı Hz. İbrahim a.s.’ı biraz dinlerlerdi. Ama dinlemediler. Ne dediğini sorgulamadılar. Ama dediğini dinleme noktasına bir yere gelmediler. Ve 80. Ayette de okuduğumuz gibi kavmi onunla tartışmaya girdi. Karşılıklı neler söylediklerini Kur’an bize söylemiyor ama Hz. İbrahim a.s.’ın cevabından biz neler söylediğini anlayabiliyoruz.

—“Kavmi onunla tartışmaya girişti. Onlara dediki:”Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin O’na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak rabbimin bir şey dilemesi hariç. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hala ibret almıyor musunuz?”” (En’am Suresi 80. Ayet)

Bu ayetten şunuda anlıyoruz: Hani ayette diyor ya “Ben sizin O’na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam” diye, demekki Kavmin ileri gelenleri yada kavimden birileri Hz. İbrahim a.s.’ı putlarla korkutmuşlar. Demek ki Yıldız sana çarpar yada Güneş sana çarpar gibi böyle bir şeyler söyleyerek onu korkutmuşlar. Rızkın kesilir, aç kalırsın şu olur bu olur demişler ya da tehdit etmişler ne yapmışlarsa artık, O’da ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden korkmam diyor. Ancak Rabbimin benim hakkımda bir şey dilemesi hariç.

            Sonraki ayette yani En’am Suresi 81. Ayette konuşma şöyle devam ediyor:

—“Siz Allah’ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım! Şimdi biliyorsanız söyleyin, iki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır?” (En’am Suresi 81. Ayet)

            Bakın burada da korku meselesi var. Hz. İbrahim a.s. onlara bu cümlelerle korkuda tevhidi söylüyor aslında. “Siz Allah’a ortak koşarken korkmuyorsunuz da beni ortak koştuklarınızla korkutuyorsunuz. Ben mi korkacağım diyor asla benim onlara karşı bu bana da yapabileceğim ya da duyabileceğim herhangi bir şey yok.” Diyor. Peki ayette geçen iki grup kim: İman edenler ve inkâr edenler.

Bunu söyledikten sonra Hz. İbrahim a.s. bakın 82 ayette önemli bir şeyi söylüyor:

—“İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm / haksızlık (şir) bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.”

Şuraya bir dikkat kesilelim “imanlarına zulüm bulaştırmak” çok acayip bir ifade ve Kur’an bunu bazı yerlerde kullanır zaten. Aslında burada bir şeyin bir şeye bulaşması dinin kabul edeceği bir şey değil. Onu için bu din berraklık istiyor ya bizden, bu noktada bizi uyarıyor ve diyor ki

  • Sakın imanlarınıza zulüm bulaştırmayın. Eyer imanlarınıza zulüm bulaştırrsanız bunun adı şirktir.
  • Sakın hükme zulüm bulaştırmayın. Eyer hükme zulüm bulaştırırsanız bunun adı küfürdür.
  • Sakın haklara zulüm bulaştırmayın. Eğer haklara zulüm bulaştırırsanız bunun adı vebaldir.
  • Sakın ahlaklarınıza zulüm bulaştırmayın. Eyer ahlaklarınıza zulüm bulaştırırsanız bunun adı günahtır.
  • Sakın amellerinize zulüm bulaştırmayın Eğer amellerinize zulüm bulaştırırsanız bunun adı riyadır.

İşte bu ayetlerde Allah bizi bunlara karşı uyarıyor. Eyer biz Allah’ın çizgilerini; ki biz onlara “Hudut” diyoruz Hududullah. Yani Allah’ın koyduğu sınırlar. Allah’ın koyduğu o sınırlara riayet etmez de bu noktada başka yerlere işi sevk edersek inanın ki bir yerlerde tıkanıp kalınız. Bulaştırırız, din zannederiz. Allah’ın razı olduğu noktasında ki bir zanna kapılırız. Zan üzerinden bir din yaşarız Allah korusun. Zan üzerinden bir din yaşamamamız için bizim yapmamız gereken belli: Hemen Kur’anımıza müracaat edeceğiz. O Kur’an’ı en iyi anlayan Allah rasulüne müracaat edeceğiz. Allah resulünü en iyi anlayan sahabeye müracaat edeceğiz. Sahabeyi en iyi anlayan alimlerimize müracaat edeceğiz. Yolumuzun işaret taşlarını onların bize verdiği hakikatler çerçevesinde donatmaya çalışacağız ve yolumuzu dosdoğru yol kılma adına bir gayret vereceğiz. Allah hepimizi bu manada gayret edenlerden eylesin.

En’am Suresine devam edecek olursak 83. ayette Hz. İbrahim a.s.’a verilen mükafatlardan bahsediliyor. 84 ayette o silsile anılıyor, başka peygamberlerde arka arkaya diziliyor. Bu hakikatler söyleniyor. Bakın Sadece bu En’am suresinde geçen bu 11 ayet, Hz. İbrahim a.s.’ın kavmi ile olan mücadelesinde, onları nasıl inançları ile yüzleştirmeye çalıştığını ve o yüzleştirmenin arkasından da nasıl onların dünyasına tevhidi anlayabilecekleri berraklıkda sunduklarını net bir biçimde görüyoruz.

Bir yanıt yazın