OLMASAYDILAR OLMAZDIK

You are currently viewing OLMASAYDILAR OLMAZDIK

“ İnsanlık tarihi zamanın derinliklerinden beri sebeplerin sonuçları doğurduğu sonuçlarında bir sonraki sonucun sebebi olduğu adeta bir biri ardına dizili domino taşlarının ilkinin devrilip diğerlerini ardı ardına devirmesine benzer. İlk sebep ilk oluş ilk vakadan beri artık kader ağlarını örmeye başlamış ve ne zaman biteceği tam olarak bilinemeyen bu devri daim millet ve devletlerin kaderini belirlemiştir. Her inanç görüş düşünce ve tarih tezine göre ilk sebep ve ilk sebebin neden olduğu sonuç farklıdır lakin bu nihayetinde sebepler ve sonuçlar dünyasına yaşadığımız gerçeğini değiştirmemiştir. Bizler çoğu zaman kabullenmekte zorlansak ta bizden öncekilerin, atalarımızın sebep olduğu hadisatın, olayların, bizden öncekilerin verdikleri kararların sonuçlarını yaşarız. Bu anlamda öncekilerin kararları sonrakilerin kaderi olduğundan bizim kararlarımızda bizden sonraki nesillerin kaderi olacaktır. Esasen yaşadığımız coğrafyanın avantaj ve handikapları bize atalarımızdan tevarüs etmiştir.

Son zamanlarda klişeleşen bir ifade olan ‘Olmasaydı olmazdık ‘ sözünün işaret ettiği öznenin kim ve ne olduğuna göre bu sözün ifade ettiği anlam kastı mahsusuna göre, söyleyenin niyetine göre değişir. Zira bu sözün gizli öznesinin kim ve ne olduğu tarihin bilinemeyen derinliklerine kadar uzar gider. Gerçek şudur ki bu sözün hakiki muhatabı ilk sebebin failidir. Tarihin bilinenlerinden yola çıkarsak atalarımız Orta Asya steplerinden yeni bir yurt arayışına girip göç etmemiş Maveraünnehir’de Müslüman Araplar ve Acemler ile karşılaşıp kah savaş kah barış ile İslam dinine girip, Sultan Alparslan ile Malazgirt’te Romen Diyojen’i mağlup edip Antik Yunan coğrafyacılarının Anatole ( Güneşin doğduğu yer) dedikleri Anatolia’yı Anadolu’ya çevirmemiş, Sultan Fatih ile Konstantinopolis’i İslambola çevirmemiş, Kanuni Sultan Süleyman ile Viyana’ya kadar gitmemiş,Yavuz Sultan Selim ile Tebriz’e kadar gidip Mısır’a hakim olmamış velhasıl ecdadımız Selçuklu ile filizlenip Osmanlı ile zirveye çıkan Nizam-ı alem mefkuresiyle fütühat yapmamış olsaydılar sonrasında Çanakkale’de Kurtuluş mücadelesinde kurtarılması gereken bir vatanımız ve sonrasında yeniden inşa edilmesi gereken bir devletimiz olmayacaktı. Osmanlı ecdadımızın ufku Viyana’dan Yemen’e kadar geniş olup, Devleti Âliye çıtayı üç kıtaya hükmetme ve dünyaya yön verme hedef ve anlayışına kadar çıkarmamış olsaydı şu an sahip olduğumuz pek çok şey elimizde olamayacaktı..

Bundan dolayıdır ki tarihteki olay ve kişileri tahlil ederken, ideolojik bir bakışla belirli bir zaman ve şahsı başlangıç noktası olarak kabul edip daha öncesini yok saymak ve milletimizin tarihini belirli bir kalıp üzerinden okumak değerlendirmek gerçekçi ve ilmi olmayacağı gibi gelecek nesiller açısından yanıltıcı ve geçmiştekilerin hakkı bakımından vefasızlık ve haksızlık olacaktır. Doğruları ve yanlışlarıyla günahları ve sevaplarıyla geçmiş bizim geçmişimizdir. Dünyanın bütün ileri medeni köklü milletleri tarihlerini bizim kadar keskin çizgilerle ayırıp tarihlerini yok saymamışlar, geçmişlerini olumsuzluklarıyla beraber kabullenip geçmişte yaptıkları hataları yeniden yapmama bilinciyle geleceğe hazırlanmışlardır. Her ne kadar Osmanlı devlet aklı 17.inci yüzyıldan itibaren gerilemenin farkına varıp çareler düşünse de sanayi inkılabını kaçırmış olmamız ve gelişen milliyetçilik akımlarıyla 18’inci yüzyıldan itibaren geniş hudutlarımızı merkeze bağlı tutmak zorlaştığından, elimizde olan ve olmayan sebeplerle kan döktüğümüz emek verdiğimiz iz bıraktığımız topraklardan çekilip şimdiki sınırlarımızla iktifa etmek zorunda kalsak ta Anadolu’da yüzyıllardır kök salan dinimiz, kültürümüz, harsımız, irfanımız uğrunda ölünecek değerlerimiz sayesinde milletimiz var olmaya devam etmiştir.

Yeni kurulan cumhuriyetimizle aslında müesses nizam yıkılmamış sadece muhteva, ruh ve şekil değişimi yaşanmıştır. Bu manada devleti eski ve yeni diye ayırmak eskiyi yok sayıp olumlu ve bütün güzel işleri yeniye mal etmek doğru olmayacağı gibi tarihi hakikatlere de ters düşmektedir. Bugün hala cari olan hukuk nizamımızın çoğu kavanini Osmanlıdan tevarüs etmiş, ordu ve devlet teşkilatımız, Osmanlıdan kalan usul ve teamüllerle geleceğe yürümekte devletimizin ayakta ve güçlü kalmak için ihtiyaç duyduğu stratejik akıl, pek çok noktada Osmanlı devlet aklından istifade etmektedir. Bugün hala milletin hizmetinde olan Askeri eğitim okulları, Mülkiye, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin temeli olan Mühendishane-i Berri Hümayun, Darülaceze, Kızılay, Polis Teşkilatı, Vakıflar, Posta Telefon Telgraf gibi pek çok devlet müessesi Osmanlı döneminden kalma bakiye kuruluşlardır.

Bu husustaki misaller kültür ve edebiyat dünyamızdaki misallerle dahada çoğaltılabilir. Bütün bunlardan dolayı millet ve devletimizin varlığını “ Olmasaydın olmazdık “ diyerek bir şahısa ve döneme indirgemek aziz milletimizin şanlı tarihine ve hatta kastedilen şahısların hakiki hizmetlerine de haksızlık olacağından tarihi hakikatlere uygun olan ifade “ Olmasaydılar Olmazdık” olmalıdır. Zira ilk ‘Olan’ olmasaydı sonraki olanlar olmayacaktı”


Eyüp ÜÇÜNCÜ

Bir yanıt yazın