Bir Şizofrenin Günlüğü-5

You are currently viewing Bir Şizofrenin Günlüğü-5

Bir Garip Rüya

Gece nefsimi gördüm bir denizin kıyısında

Sırtı bana dönüktü, aşağıdaki kayalığa ayaklarını sallamış

İntihara meyilli akıl hastası çıkmazında.

Şakağına dayadığı silahın soğukluğu

Açmış sımsıkı kapattığı gözlerini.

O an anlamış nerede olduğunu.

Ancak hatırlamıyor bu işin başını ve bilemiyor sonunu.

Nasıl oldu bilmiyorum ancak anladı arkasında olduğumu.

“Git buradan” dedi

“Artık bu işin sonu geldi.

Bilirim şeytan bana vesveseyi verdi.

Duymuyor musun bak bağırıyor

-Hadi yap! Korkak! Korkak!

Üstüne kan sıçramasın birazdan beynim patlayacak.”

-Neden buradasın dedim

-Bilmiyorum dedi.

Rüyandaki bu deniz cahilliğindir belli ki.

Ama dedim cahil adam neye yarar.

O yüzden dedi buradayız.

Şeytan seni ilmiyle boğar.

Git buradan çekeceğim tetiği ve artık benimle uğraşma.

Cahilliğinin sonu belli olsun satıyorum seni şeytana.

Yapma diye bağırarak uyandım.

Allah im nasıl bir çıkmazdayım.

Sabahın solgun ışığı sızıyor odanın perdelerinden. Guli derin bir nefes aldı. Rüya omuzlarına bir ağırlık vermiş olacak ki hiç kalkası yoktu yatağından. Kalkmalıydı. Bugün izin günüydü; annesi ve kız kardeşi, bir hafta önce vefat eden yaşlı komşunun mevlidine gitmişlerdi. Belli ki o yüzden uyuya kalmıştı. Evdeki yalnızlığın uğultusu birden rüyasını hatırlattı tekrar ve aniden kalktı Guli. Elini yüzünü yıkadı. Koridordaki tek kapılı, üst komşunun bile sesini duyup rahatsız olduğu buzdolabına çarpmamak için kapı pervazına tutunarak döndü yine kapıya doğru. Havanın serin olmasını fırsat bilerek o çok sevdiği polarını giydi. O poları giymek için hep bahane arardı zaten. Yine apartmanın kapıcı dairelerinin güne merdiven çıkmayla başlatan zorluğu ile apartmandan her zamanki gibi çıkıp, hala apartmanın dışarı merdiveninin dibinde yatan, o pek sevmediği yahut alışamadığı, şarap kokan adamın üstünden atlayarak yürümeye başladı. Bakkal rıza amcaya gidip bir şekilde torununu dışarı çıkartıp Playstation kafeye götürecekti.

-Merhaba Rıza amca.

-Ooo Mahir nasılsın. İzin günün mü? Hayırdır bu saatte?

-Hayır hayır.

Elindeki gazeteyi bıraktı ve o sırada gelen müşteriyle ilgilenmek için ayağa kalktı Rıza amca.

-Buyurun hoş geldiniz.

Etrafa bakıp gülümsedi Guli, fazla oyalanmadan selamını verip yoluna devam etti. Gözleri Rıza amcanın torununu arıyordu. Rıza amcanın yanında yılların ayakkabıcısı Osman amcanın dükkânı vardı. Rıza amcanın 8 yaşındaki torunu onun yanına gider Osman amcayla sohbet ederdi. Osman amca bu dur durak bilmeyen boyundan büyük laflar konuşan bu 8 yaşındaki kızı çok sever onunla sohbet etmeye bayılırdı. Yine oraya kaçmış olmalıydı küçük hanım.

Dükkâna girdi Guli

-Selamünaleyküm

-Ooo merhaba Mahir. Hoş geldin. Bizde Bıcırıkla sohbet ediyorduk.

Bıcırık derdi Osman amcası ona. O Bıcırık dedikçe Bıcırıkta omuzlarını yukarı çeker boynunu omuzlarının arasına gömer gülerdi. Çok seviyordu Bıcırık Osman amcasını. Ama Guliyi daha çok seviyordu. Çünkü Guli onun sırdaşıydı ve herşeyden önemlisi onu Playstation kafeye götürüyordu. Bu Bıcırık için çok müthiş bir olaydı. Ve büyük bir sırdı.

-“Bıcırıkla biraz oyun oynayalım dedik.”

Bıcırık hemen araya girdi, sesi heyecanla titriyordu:

– “Ama dedeme söylemedik, bu bizim sırrımız!”

Bıcırık, Guli’nin yanına sokulmuştu. Çocuk, gözlerinde hem merak hem de gizli bir sevinçle yürüyordu. İkisi birlikte dar sokaklardan geçip cafeye vardılar. İçerisi loş ışıklarla aydınlanmıştı yine. Ekranların parıltısı çocukların yüzlerine vuruyordu. Kahkahalar, oyun sesleri ve klavyelerin tıkırtısı birbirine karışıyordu.

Guli kapıdan içeri adımını attığında, köşede tanıdık bir yüz gördü: Asım Amca’nın çırağı. Çırak, bir masanın kenarında arkadaşlarını izliyordu. Elinde kola şişesiyle oyuna dalmıştı. Guli’yi görünce başını kaldırdı.

– “Ooo Mahir, sen de mi geldin?” dedi, hafif bir gülümsemeyle. — “Evet,” dedi Guli, “biraz oyun oynayalım dedik.”

Çırak başını salladı, gözlerini ekrandan ayırmadı

-Yine kalabalık dedi Guli.

– “Buralar hep kalabalık olur” dedi çırak. “İnsan kendini oyunun içinde kaybeder. Neden buradasın”

– Bilmiyorum.

– Ne demek bilmiyorum ne oynamaya geldiğini bilmiyor musun?

Guli bir an duraksadı. Rüyasının uğultusu kulaklarında yeniden çınladı. Çırak’ın sıradan sözleri, zihninde ağır bir yankıya dönüştü. Rüyasındaki o konuşmayı hatırladı. -Neden buradasın dedim -Bilmiyorum dedi.

– “Belki de,” dedi Guli, ne oynayacağımı bilmeden geldim.

Çırak kısa bir kahkaha attı, hemen arkasındaki Bıcırık’ı fark etmeden konsolun başına geçti. Guli ise çırağın arkasında duran küçük gölgeyi yani Bıcırığa seslenerek;

– “Oyun dediğin şey, insanın kendini kaybettiği en kolay yerdir ne de olsa. hadi kaybolalım Bıcırık ne oynamak istersin” dedi.

– Bıcırık ellerini yukarı kaldırarak heyecanla FIFAAAAAA diye bağırdı.

Guli elini ağzına götürdü sus işareti yaparak -Sessiz ol dedi. Çocuğun varlığı sanki sadece Guli’nin adımlarına eşlik eden bir hayaldi.

Guli ve Bıcırık konsolun başına geçtiler. Kumandaları ellerine aldıklarında ekranda dalgaların kıyıya vurduğu bir sahil belirdi. Oyun basit bir futbol sahnesiyle başlamalıydı ama arka planda deniz vardı. Bıcırık için bu sadece renkli bir dekor olsa da Guli için pek öyle sayılmazdı. Guli’nin zihninde kayalıklar, silahın soğukluğu ve o uğultu yeniden belirdi. Parmakları kumandada titriyordu. İçinde bir ses tekrar ediyordu: “Neden buradasın?” Bir an nefesi daraldı. Rüyasında gördüğü kayalıklardan aşağıya ayaklarını sallayarak oturan kendi hali, silah, kayalık, o uğultu… Hepsi yeniden zihnine hücum etti. Gözleri ekrana kilitlendi Guli’nin. Oyun sahnesi bulanıklaştı, dalgalar ekrandan taşar gibi oldu. O an kendi kendine mırıldandı:

– “Rüyandaki bu deniz cahilliğindir belli ki… Ama cahil adam neye yarar?”

Algısı kaydı; oyun salonunun gürültüsü, rüyadaki seslerle birleşti. Bir an için sahil görüntüsü sanki bir adam oluvermiş ekrandan parmak sallayarak Guliye ders veriyordu: “Şeytan seni ilmiyle boğar.”

Çocukların kahkahaları şeytanın bağırışına dönüştü. Guli’nin nefesi kesildi tekrar, gözleri kapanacak gibi oldu. Oyunun sesleri, salonun kalabalığı ve rüyanın ağırlığıydı o an Gulinin beyninde gezen. “Git burdan Git buradan” diye bağırmak istiyor bağıramıyordu.

Aniden yan masadan bir bağırma sesiyle irkildi Guli.

-Git buradan.

Evet yan masada oyun oynayan iki arkadaş anlamsızca GTA da vuruldukları için birbirlerini suçluyor ve biri diğerine kızgınlıkla git buradan diyordu. İşte o sesle uyandı Guli. V e aniden ikinci kez irkildi.

-Mahir…-Mahir diye bağırıyordu çırak Guliye iki arka masan. Elinde ki soğuk kola şişesini uzatmış;

– Fazla kola var içermisin diye soruyordu.

Cevap vermedi Guli. Nefesini düzeltti ve kısa bir an mutluluk yaşadı. Gördükleri sadece bir hayalden ibaretti. Anlaşılan gece gördüğü rüya onu fazla etkilemişti. Belkide bugün Bıcırığı alıp buraya hiç gelmemeliydi. Sahi Bıcırık! Bıcırık! Olamaz Bıcırık yoktu. Panik yaptı Guli. Etrafına bakındı. Yok! Orada da yok. Hemen tuvalete koştu. Orada olabilirdi. Ama orada da yoktu. Delirmiş gibi tüm kafeyi aradı. Kendisine ne aradığını soran çırağa cevap vermiyor tüm masaların altlarına eğilip bakıyordu.

İzin gününde Bıcırkla güzel bir gün geçirmek için geldiği kafeden Bıcırığı aramak için koşarak dışarı çıktı Guli. Dilinde kimsenin anlamadığı bir mırıldanmayla;

Gitmem gerek, gitmem gerek…

Bir yanıt yazın